15 Temmuz 2019 Pazartesi

ABD

Gazeteci Abu Jamal’in tedavisi için imza kampanyası başlatıldı
İşlemediği bir cinayet nedeniyle yaklaşık 38 yıldır cezaevinde tutulan eski Kara Panterler Partisi üyesi ve Gazeteci Mumia Abu Jamal’ın gözlerindeki rahatsızlıklar nedeniyle cezaevi dışında bir hekime görülmesinin geciktirdiği belirtiliyor. Daha önce de ciddi sağlık sorunları yaşayan ve oldukça zayıf düşen Mumia’nın yakınları, körlük riski bulunduğunu belirtiyor ve hayatından da endişe ediyor.
"Mumia İçin Harekete Geçelim" inisiyatifi, oldukça acı çektiği öğrenilen Jamal’ın tedavisinin bir an önce yapılması için imza kampanyası başlattı. (Evrensel)
 KATILIN:
https://actionnetwork.org/petitions/emergency-appeal-for-mumias-health 


14 Temmuz 2019 Pazar

Greenpeace

Rainbow Warrior'ın bombalanışının ardından 34 yıl geçti
Fransız Gizli Servisi ajanları, fotoğrafçı Fernando Pereira'nın ölümüne neden olmuştu
            
Rainbow Warrior'ın bombalanması; bütün dünyayı şok eden ve devlet eliyle gerçekleştirilmiş bir saldırıydı. 10 Temmuz 1985'te patlayan iki bomba, Yeni Zelanda'nın en büyük şehri Auckland'da Greenpeace amiral gemisinin batmasına ve Portekizli fotoğrafçı Fernando Pereira'nın ölümüne sebep olmuştu.
          
Gece yarısından kısa süre önce; suda botun hemen yanında görülen mavi bir elektrik şimşeğini büyük bir patlama izledi. Şu anda Lahey'de yaşayan Hans Guyt olayı şöyle hatırlıyor: "Ortalık toz domandı; Fernado'nun aşağıya, kamarasına gittiğini hatırlıyorum. Bana, 'Kameralarımı alacağım.' demişti. Martini ile birlikte diğer kamaraları kontrol etmek ve içeride kalanları dışarı çıkarmak için koridor boyunca koştuk. Bu Fernando'yu son görüşüm oldu."
         
O zamanlar Soğuk Savaş en yüksek noktadaydı ve beş nükleer güç –ABD, Sovyetler, Fransa, Britanya ve Çin- düzenli olarak nükleer silah denemeleri yapıyorlardı. Fransa, denemeleri Güney Pasifik'te Tahiti'nin doğusundaki bir mercan adası olan Moruroa'da yapıyordu.
http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/100705_RainbowWarrior/
         
"Ajanlarımız Pasifik'te menfaatlerimizi korumuştur"
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ajanlarimiz-pasifikte-menfaatlerimizi-korumustur-37524yy.htm

13 Temmuz 2019 Cumartesi

 14 Eylül–10 Kasım 2019 
16. İstanbul Bienali’ne katılan sanatçılar açıklandı
Başlığını okyanuslarda yüzen devasa atık yığınına verilen isimden alan bienal, sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açıyor. Tersane İstanbul, Pera Müzesi ve Büyükada olmak üzere şehrin üç farklı noktasına yayılacak ücretsiz sergilerin yanı sıra çeşitli buluşmalar, konuşmalar ve film programıyla farklı bakış açıları da Yedinci Kıta’ya dahil edilecek.

Japonya’dan Arjantin’e, ABD’den Polonya’ya, İran’dan Tayland’a dünyanın dört bir yanından 57 sanatçı ve sanatçı kolektifinin eserlerine yer verecek bienale Türkiye’den 7 sanatçı katılıyor. 38 sanatçı İstanbul Bienali için yeni eser üretiyor. 
        
Sanatçı listesi

10 Temmuz 2019 Çarşamba

Zonguldak

                   
Sivas katliamında hayatını yitirenŞair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok Akatlı, anma toplantısı için geldiği Zonguldak’ta, “15 bin kişi içinden cımbızla çekilir gibi belirlenen 124 kişi yargılandığı davada 33 kişi idam cezası aldı. İdam kaldırıldığı için cezalar müebbede çevrildi. Biz bunların kaçı halen cezaevinde bilemiyoruz. Bu bilgi sır gibi saklanıyor” dedi.
 MARAŞ, ÇORUM AYDINLATILABİLSE SİVAS OLMAZDI
Türkiye’deki Sivas dışındaki tüm katliam davalarının zaman aşımı nedeniyle kapatıldığını söyleyen Altıok Akatlı, “Sivas Katliamı sanıklarından yurtdışına kaçanların birçoğu devlet tarafından Toplantı ve Gösteri Yasası’na muhalefet suçunu istediği için iadesi isteniyor. O ülkelerde izinsiz gösteri yapmak suç sayılmadığı için de iade edilmiyor. Bir sanık yurtdışında kaçtığı ülke tarafından yakalandı, sınıra kadar getirildi. İade için yapılması gereken yazışmalar, işlemler bilinçli şekilde geciktirildi.
          
Anımsayın saldırganlar ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’ diyordu. Ben orada babamı kaybettim. Ama bana daha çok acı veren bir görüntü var. O kanlı günde yüreğime yapışan o görüntü, 7-8 yaşındaki evladını yakılanları daha iyi görsün diye omuzlarına alan bir babanın görüntüsüydü. Bu nasıl bir travmadır? Bu nasıl bir insanlık yitimidir? Bahsettikleri kindar nesil böyle yetiştirildi. O nesil daha sonra Rakel Dink’in ‘Bebekten katil yaratan karanlık’ çığlığında ifadesini buldu” diyerek devam etti.

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Kdz. Ereğli / KEFSAD

      
 Sevgi, Barış, Dostluk Festivali kapsamında, cam negatiflerden oluşan sergimiz  5-6-7 Temmuz 2019 tarihlerinde Kdz. Ereğli Kent Müzesi'nde ziyaretçilere açık.
     

7 Temmuz 2019 Pazar

Cide Belediyesi

İzmir / Karşıyaka Belediyesi

Kentin görsel tarihinin hayat bulduğu Hamza Rüstem Fotoğrafevi ziyaretçilerini adeta zamanda yolculuğa çıkartıyor.İlk fotoğraf makinasından, birbirinden farklı objektiflere çok sayıda fotoğrafçılık malzemesi önce şöyle bir arzı endam ediyor koridorlarda…Hiç tanımadığınız insanlar duvarlardaki siyah beyaz karelerden size gülümsüyor.Bu büyüleyici atmosfer sadece Karşıyakalıları değil, kısa sürede tüm İzmir’i etkisi altına aldı. Karşıyaka Belediyesi tarafından yaptırılan ve 2011 yılında hizmete giren fotoğrafevi, açıldığı günden itibaren ziyaretçi akınına uğradı. İzmir’de fotoğrafçılığın simge isimlerinden Hamza Rüstem’in koleksiyonunun da sergilendiği fotoğrafevi, açıldığı ilk yıl 5 bin kişiyi ağırlarken, 2012’de bu sayı 11 bine ulaştı..Mekanın cazibesi farklı kurumlar tarafından da tescillendi. http://www.karsiyaka.bel.tr/tr/faaliyetlerimiz/tamamlanan-yatirimlar/hamza-rustem-fotografevi

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Kitap

İmamoğlu Kitabını 2014'te Yazan Kılıç: Bugünlerin Geleceğini Biliyorduk
"Geçmiş dönemlerdeki belde başkanlarına ulaşıyor, eski yönetim ile yeni yönetimi kaynaştırıyor. İkinci hamleyi mahalle örgütlenmelerinde yapıyor. 10 mahallenin 6’sında CHP zayıf. Mahallelerde etkin insanlar belirleniyor, mahalle başkanlıkları oluşturuluyor. Bu başkanlar da kendi örgütlerini kurdular. Mahallelerdeki temsilcilikler “Dayanışma Evi” olarak açılıyor. Bu evlerde “yardımlaşma kültürü” oluşturuluyor."

"Yüzlerce, binlerce aile o evlere girip çıkıyor ve hala da bu sürüyor. İnsanlar yardım alıyor, eşyalar getiriliyor, vatandaşlar gelip sorgusuz sualsiz eşyaları alıyorlar. Kimseye de hangi partiden olduğu sorulmuyor, üye olmalarına çalışılmıyor. Birçok insan dayanışma evlerinde kınasını, nişanını, taziyesini yapıyor. Böylece binlerce insana ulaşılıyor, CHP ile temas kurmaları sağlanıyor." (Bianet.org)
        

2 Temmuz 2019 Salı

Yazar Hidayet Karakuş Anlatıyor: 
Yobaz yaktı devlet baktı

İlk gün güneşli, neşeli bir Sivas günü yaşadıklarını, her şeyin normal seyrinde devam etiğini ancak ikinci gün kentte ve Madımak otelinin çevresinde hareketlenmeler olduğunu anlattı. Olayın hiç bu kadar büyüyeceğini düşünmediklerini, güvenlik güçlerinin gelip kendilerini kurtaracaklarını beklediklerini belirten Karakuş şöyle konuştu: “Bir gün öncesinden otele giderken PTT’nin önündeki kaldırım taşları sökülüp bir kenara yığılıyordu. Bunları sonradan düşünüyorsunuz, o an aklınıza bir şey gelmiyor. Böyle olacağı tahmin edilmiyordu. İşin içinde devlet var, Kültür Bakanlığı var. Otele ilk taş saat 14.10 sıralarında düştü. Ondan sonra yağmaya başladı. Otelde bütün camlar aşağı indi, beş, altı saat taşlandık. İçeride kaygı, korku içinde beklerken ‘Şeriat gelecek laiklik bitecek’, ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’, ‘Hain vali şeytan Aziz’ diye sloganları duyuyorduk.”
   
   
Kısacası 15.30 sıralarında Temel Karamollaoğlu’nun ‘Gazanız mübarek olsun, artık dağılalım, gereken tepkiyi gösterdik’ dediğini duyduk. Otel daha sonra ateşe verildi. Askerler geldikten sonra Aziz Nesin’in yanına gittim; ‘Aziz Abi asker geldi’ dedim. ‘Gerçekten geldi mi?’ dedi. Kuşkucu biriydi, doğru sezgileri vardı. 15.00 sıralarında Aziz Nesin, Erdal İnönü ile görüştü. Arif Sağ Ankara’da ulaşabildiği herkese ulaştı. Erdal İnönü’nün söylediği şey şu; ‘Sakin olun, devlet yanınızdadır’ falan. Ama ne yazık ki biz o devleti yanımızda göremedik o zaman. 15.30 sıralarında dünya ile bağlantılarımız kesildi. O gün yanımda eşim olmasaydı ben de ölmüştüm.
http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/1467752/Yobaz_yakti_devlet_bakti.html

Ekrem İmamoğlu: Acı Olay

                 
Mehtap Yücel Anlatıyor:

2 Temmuz'da gazeteciydi, katliamı anlattı: Siz çıkın Aziz Nesin kalsın teklifi yaptılar

Sabah otele doğrudan geldim. Ben aslında şenliklere değil de Alevi inancında yapılan cemlere katılmak, fotoğraf çekmek, röportaj yapmak için gelmiştim. Panorama Dergisi’nde, foto-röportajlar yapıyordum. Saat 11:00 gibi Hasret Gültekin’le birlikte yemeğe çıktık. O sırada yürüyüşler başlamıştı. Hasret Gültekin şenlik boyunca hep orada olduğu için, havayı kokladığı için kaygılıydı. Genç bir gazeteciydim, öngörülerim zayıftı. “Bağırır, çağırırlar giderler” dedim. Hasret Gültekin, “Mehtap, öyle olmayacak. Bu sefer çok ciddi. Endişe ediyorum” demişti bana.
     

Ön taraflar boşaltılınca koridorlarda oturmaya başladık. Başlarda sürekli dışarıyla bağlantı kuruldu. İyi haberler geliyordu. Tamam, Kayseri’den askeri birlik geliyor. Yok şuradan şu geliyor, polis kontrol altına alacak, kaygılanmaya gerek yok gibi. Gazetede arkadaşlar “İçişleri Bakanlığı’yla görüştük, ‘Durum kontrol altında diyorlar Mehtap”’ dediler bana. Ben de dedim ki, hayır bizi burada öldürecekler. Zor durumdayız, bizi linç edecekler.
    
Akşam üzeri Aziz Nesin’le Erdal İnönü’nün telefon konuşmalarını rastlantı sonucu duydum. Panaroma Dergisi’yle sürekli konuşuyordum. O konuşmalardan birinde Aziz Nesin’in Erdal İnönü’ye dışarıdaki sesleri dinlettiğine tanık oldum. Ondan sonra hatlar tamamen kesildi. Son konuşmamızdı o dakikalar.
    
Evet, hatırlıyorum. Temel Karamollaoğlu ikindi ezanından önce mi ne, bir konuşma yaptı. O konuşmayı tam bire bir hatırlamıyorum ama meali şuydu benim hafızamda kalan: Yeteri kadar tepkinizi gösterdiniz, artık tamam, yeter. Buradan dağılalım.
    
Tanıl Bora’nın söylediklerini kıymetli buluyorum. Kolektif utanç duyma, mahcup olma… Bu toplumda böyle ortak davranışlar yok. Şimdi hala toplum linç yapanı anlamaya çalışıyor. Linç gerekçelendiriliyor. Hala, insanlara neden o linçin yapıldığını anlatmaya çalışıyorlar. İktidarıyla, medyasıyla, devlet yapılarıyla… Gerekçesi olabilirmiş gibi. Hatta o güruha liderlik edenler alkışlanıyor. Devlet hala bu kanalı kullanıyor. Hala mazlum kendini anlatmak durumunda kalıyor. Maalesef…
https://www.artigercek.com/haberler/2-temmuz-da-gazeteciydi-katliami-anlatti-siz-cikin-aziz-nesin-kalsin-teklifi-yaptilar

30 Haziran 2019 Pazar

  
İstanbul seçimi: Sıradan gözlemler
Korku Boratav  haber.sol
Ne var ki, büyük sermaye ve dış güç odakları, farklı bir geçiş programı tasarlamaktadır: Ilımlı İslam ve liberaller arasındaki büyük bir koalisyon tasarımı… Liberal kanadı temsile, (“ulusalcı” ve sol etkilerden arındırılmış) CHP veya bugünkü Millet İttifakı adaydır. Ilımlı İslam ise AKP’den kopmalarla oluşacaktır. Bugünkü CHP yönetiminin bu türden bir Merkez İttifak’a yatkın olduğu öteden beri biliniyor. Gündeme gelen Ali Babacan-Abdullah Gül girişimi bu çerçeveye oturuyor. 
            
2015’e dönüş restorasyonu” sadece yetersiz değil; tehlikelidir. Bu türden bir Merkez İttifak, (Gülen akımına da uzanan) bir siyasî İslam içerecektir. Cumhuriyet değerlerinden, özellikle laiklikten sapmaların yaygınlaştığı, Kemalistlerin tasfiyesiyle görevli yargı cinayetlerinin yaşandığı 2007-2015 yıllarının sorumluluğu onlara da aittir.
            
İstanbul seçimini kazanan muhalefet bloku; 23 Haziran’da “her şey çok güzel olacak” özlemi içinde AKP’yi oylarıyla hezimete uğratan İstanbul halkı; onlarla birlikte nefes alan Türkiye’nin on milyonları, liberal-ılımlı İslam ittifakına; sözünü ettiğim “2015’e dönüş” tasarımına mahkûm edilmemelidir.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/istanbul-secimi-siradan-gozlemler-265518 
     
                  
Normalleşme ve ideolojisi
Fatih Yaşlı  Birgün
Ne demek istiyoruz? Dediğimiz şudur: Birincisi, bizzat muhalefet eliyle, Türkiye toplumunun muhafazakâr bir toplum olduğu, dolayısıyla Türkiye’de sağcılığın ancak başka bir tür sağcılıkla yenilebileceği, muhalif kesimlere de büyük ölçüde kabul ettirilmiştir.
Ve ikincisi, yine muhalefet, toplumu iktidar partisinin inşa ettiği rejimin aşırı yanları törpülenmiş bir şekilde devamına razı etmek istemektedir. Bunun için ise Korkut Boratav’ın son yazısında belirttiği üzere soldan bütünüyle uzaklaştırılmış bir CHP ile Gül ve Babacan’ın temsil ettiği “ılımlı İslamcılar” arasında bir “büyük koalisyon” hayal edilmektedir.
Seçimlerden sonra teşekkürler havada uçuşur, herkese mavi boncuk dağıtılırken, sosyalistlerin adının anılmaması kesinlikle tesadüf değildir. Çünkü hayal edilen tabloda, sola, sosyalizme, örgütlü bir topluma, yoksula, işçiye, memura yer yoktur. İstenen neo-liberal iktisat politikalarının ve ılımlı bir dindarlığın hâkim olduğu, sağcılaştırılmış bir Türkiye’dir ve bu şimdi “normalleşme” diye pazarlanmaya çalışılmaktadır.
             
Bu süreçte, Türkiye tarihinin yeni rejim tarafından yazılışına uygun bir şekilde, 27 Mayıs’ın yıldönümünde Menderes “demokrasi kahramanı” ilan edilmiştir. Ölüm yıldönümünde Özal’ın mezarı ziyaret edilmiş, oradan mesajlar verilmiştir. Denizler için verilen idam kararının mimarlarından Demirel ve ellerindeki kanın kimin kanı olduğunu bildiğimiz Türkeş ve Yazıcıoğlu normalleştirilmiş, “ülkesine hizmet etmiş devlet adamları” olarak tarihten ve hakikatten kopuk bir şekilde yâd edilmiştir. Bu da yetmemiş, Kuran’lı, mehterli mitingler yapılmış, Yasinler okunmuş, dualı devir teslim pozları verilmiştir. Ortada bir takiye vs. ise yoktur, “normalleşmenin ideolojisi” budur.
https://www.birgun.net/haber-detay/normallesme-ve-ideolojisi.html 
                 
https://eksisozluk.com/ekrem-imamoglunun-goreve-dualarla-baslamasi--6089411?p=8
     
http://haber.sol.org.tr/turkiye/okuyan-meselemiz-imamoglu-degil-bu-ittifak-buyuk-bir-tehlikedir-265593
Blog Not:
Not: Dualı fotoğrafları, Cumhuriyet ve Birgün sayfalarında arayan bulabilir mi?
 https://www.ensonhaber.com/imamoglu-dua-ederek-goreve-basladi.html

25 Haziran 2019 Salı

Yeni: Haziran 2019


Yeni: Nisan + Haziran 2019


Milliyet 2009 < Serdar Doğan Anlatıyor

            

Biz ‘öteki’ olduğumuz için o günü yaşadık
16 YILDIR FİKRİ SAĞLAR’IN NE DİYECEĞİNİ BEKLİYORUZ
- Siz daha Sivas’a gitmeden gelen tehdit telefonları varmış, peki hiç “Gitmesek, başımıza bir şey gelir” demediniz mi? 
Demedik, çünkü şunlara güveniyorduk: Birincisi, bir şey olacaksa bile en fazla kolumuzu bacağımızı kırarlardı, ama yakacaklarını aklımızın ucundan dahi geçiremezdik. İkincisi, orası Sivas’tı. Cumhuriyet’in kurulduğu, bütün devrim kararlarının alındığı yer. Üçüncüsü, etkinlik Valiliğin ev sahipliğinde yapılıyordu. Yani arkamızda devlet vardı. Dördüncüsü, yanımızda ünlü isimler olacaktı, onlara herhalde kimse bir şey yapmazdı. Beşincisi de dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar 2 Temmuz günü heykelin açılışını yapmak için geleceğini defalarca söylemişti. Onun orada olması bizim de garantimizdi. Bizi oraya götüren de biraz onun verdiği cesaretti.
- Sağlar’ın o gün oraya gelmekten son anda vazgeçmesine ilişkin kuşku uyandıran açıklamalar yapıldı; siz ne düşünüyorsunuz?
Biz gelmemesini bir şekilde anlamaya çalıştık. Ama Sivas sonrası hiç konuşmuyor olmasının ne anlama geldiğini hâlâ çözemedik. Susurluk Komisyonu’nda yer aldı, dosyalar hazırladı, binlerce kez Susurluk paneli verdi, yetmedi dizisini yaptı, ama ne hikmetse Sivas hakkında 16 yıl boyunca tek kelam etmedi.
8 SAAT RECM, ANCAK ŞERİATLA YÖNETİLİYORSANIZ OLUR 
- Sizce Alevisiniz diye mi orada yakılmaya kalkıldınız, Aziz nesin yüzünden mi, neden?
Aziz Nesin işin bahanesiydi. Alevi olmak da tek başına açıklamıyor. Asıl kavramsal olarak biz "öteki" olduğumuz için o günü yaşadık.
- Yani o günden çıkardığınız siyasi ders nedir?
Biz Madımak’ta siyasallaştırılmış İslamın istediği zaman neler yapabileceğini, kimleri yedeğine alabileceğini gördük. İkincisi Alevilerin hiçbir zaman devlete güvenmemesi gerektiğini. Olan hep bize olmuştur ve bu böyledir. Üçüncüsü de en azından 2 Temmuz 1993 günü Türkiye aslında şeriatla yönetiliyordu. Çünkü sizin sekiz saat recm edilmeniz ve güvenlik güçlerinizin bunu seyretmesi ancak şeriatta olabilecek bir şey.
DDK'nın 'Madımak Olayı' raporu yayımlandı
DDK'nın, Cumhurbaşkanı Gül'ün talimatıyla hazırladığı 1993'te Sivas'ta yaşanan "Madımak Olayı" ile ilgili raporda, olayın "katliam" olarak nitelendirilmesi gerektiği belirtildi. (2014)
     

23 Haziran 2019 Pazar

2012 Habertürk

Sivas katliamında Aziz Nesin'i kurtaran polis 11 yıl önce Kılıçdaroğlu'na konuştu...
'Madımak'ta neler oldu?
            

İstanbul

İKSV’den “Sanat ve Kültür Yoluyla Bağlantılar Kurmak” üzerine bir konferans
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Hollanda Ankara Büyükelçiliği ve Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu ortaklığıyla 26 Haziran Çarşamba ve 27 Haziran Perşembe günleri Feriye’de düzenlenecek Sanat ve Kültür Yoluyla Bağlantılar Kurmak başlıklı konferans, Anadolu’nun 19 şehrinden katılımcılarla Hollanda’dan çeşitli kurum temsilcilerini iki gün boyunca farklı panellerde bir araya getiriyor.
     
İKSV’nin stratejik planında yer alan üç temel amacından biri de, kültür politikalarının oluşturulmasına katkıda bulunmak. Bu doğrultuda vakfın kültür-sanat alanındaki 46 yıllık uzmanlık ve bağlantılarını Anadolu’ya taşımak, yerel yönetimler ve kültür aktörleri ile iletişim kurmak, stratejik planlama ve uygulama süreçlerine katkıda bulunmak ve Türkiye'de yerel kültür politikalarının ihtiyaçlarını belirlemek, İKSV açısından önem taşıyor.
https://www.iksv.org/tr/haber/hollanda-buyukelciligi-hollanda-baskonsoloslugu-ve-iksv-den-sanat-ve-kultur-yoluyla-baglantilar-kurmak-uzerine-bir-konferans 

20 Haziran 2019 Perşembe

2 Temmuz için bir sanat hareketin var mı İFSAK?

      
Hareketsiz kalarak öldürmek: Madımak  
İbrahim Akyürek

Sivas’ta, Madımak Oteli’nin merdivenlerinde bekleyen insanlarımızın fotoğraflara yansıyan yüz ifadesi aklımdan çıkmıyor. Kendimi onların yerine koymak zor olmadı. Çünkü, İnsancıl Dergisi ile Sivas’a giden ekibin içinde ben de olacaktım.

Oteldekiler tam 8 saat beklediler. Beklenen, şenliklere bu insanlarımızı davet eden, şenlikleri destekleyen yöneticilerin emrindeki güvenlik birimiydi. Oteldekiler, kent yöneticilerinin ve Sivas kentinin resmen konuklarıydı.

Ahmet KoçakAlev Yayınları'ndan çıkan “Onlar Işık Oldular” isimli kitabı 2003 yılında yayınladı. Bir ikisi dışında olayları doğrudan yaşayan 26 kişinin tanıklığına yer verdi kitabında. Onlardan birkaçını anımsamak, paylaşmak için seçtim;

Bize ayrılan Madımak Oteli, Sivas’ın tam ortasında, Belediye ve Vilayet binalarına yüz metre” (Şükrü Günbulut) 

“Ve o gün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Süleyman Demirel utanmadan diyor ki, ‘polisle halkı karşı karşıya getirmedik’.” (Arif Sağ) 

“Başka bir zulüm, ‘bu işi çok abartıyorsunuz, bu ülkede bir futbol maçında bile bu kadar insan ölüyor’ diyen Mesut Yılmaz‘ın iğrenç yorumudur.” (Arif Sağ)

Aziz Nesin telefonda o dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile görüştü, atılan taşların sesini dinletti. Arif Sağ kimi milletvekillerine ulaştı.” (İlhan Cem Erseven)

“Aziz Nesin bir bahane. Aziz Nesin’i öldürmek o kadar zor değildi. Daha önce kültür merkezinde konuşmalar yaptı, insanların arasında gezdi, kitap imzaladı.” (Ali Baştuğ) 

“Dönemin kamu görevlileri (Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, Vali, Emniyet Müdürü, MİT Bölge Müdürü, Belediye Başkanı,Tugay Komutanı, vb.) kusurları ve ihmalleri nedeni ile soruşturulmamıştır.” (Kazım Genç) 

“Biz çaresiz, Erdal İnönü‘nün sözüne inanarak içerde oturduk. Bu söze güvenmezsek en azından biz kendimizi orada yanmaya mahkum etmezdik. Dışarı atılırdık. Bize vururlardı, kafamızı kolumuzu kırarlardı, ölenler bile olurdu. Ama belki bu kadar çok sayıda can yanmazdı. Erdal İnönü, sözleriyle bizi otelde yanmaya mahkum etti.” (Makbule Çimen)


*** 
Yıllar sonra, Erdal Atabek‘in Beyaz Balinayı Sevmek isimli kitabını okurken şu satırlara denk geldim:

“Dışarı çıkınca parçalanmak, içeride kalınca yanmakla karşı karşı karşıya kalsaydınız ne yapardınız? Ben bilmiyorum, ama siz biliyor musunuz Süleyman Demirel? Siz biliyor musunuz Tansu Çiller? Ya siz Sayın İçişleri Bakanı? Siz, Erdal İnönü? Bunu bildiğinizi sanmıyorum. Ama görevlerinizden ayrılmayı bilmeniz gerekiyordu. Görevlerinizden ayrılmak elbette yeterli değil, bu olayı önlememiş olmanın hesabını da vermeniz gerekiyor.” 

“Burada hareketsiz kalmak infaz emrini vermektir." 

Yurttaşların can güvenliğinden sorumlu olan Demirel, Çiller ve İnönü -en azından- “görevi ihmal ve kötüye kullanma, tedbirsizlik ve ölüme sebebiyet vermek” nedeniyle yargılanabilirlerdi. Burjuva hukukunun bu en temel, en basit noktasına kafayı takmadığımız, küçümsediğimiz için 2 Temmuz anma törenlerine SHP’lisi, CHP’lisi suçluluk hissetmeden tören icabı huzur içinde geliyor.

***
İsmet İnönü, 6-7 Eylül olaylarından sonra 12 Eylül 1955′te TBMM’de, CHP Meclis Grubu adına yaptığı konuşmada bakın ne demiş:

“Cemiyet hareketlerinde taşkınlık çıkabilir. Bunlar birtakım zararlara da meydan verebilir. Ancak, bu hareketler vatandaşı koruyan kanun kuvvetlerinin kudretli müdahalesi ile karşılanır. 6-7 Eylül hadiselerinin çok hazin tarafı, tecavüz edenlerin coşkun hissiyat ile kendini kaybetmişler halinde değil, adeta hiçbir mani karşısında bulunmayan rahatlık ve kolaylık içinde işlerini gören insanlar olarak görünmeleridir.”
Aziz Nesin’in, Salkım Salkım Asılacak Adamlar isimli kitabından aldığım bu sözlerden anlaşılıyor ki, İsmet İnönü muhalefette olmanın huzuruyla gerçeği dillendirmiş. İnönü yaşasaydı, 2 Temmuz 1993′te yine muhalefette olsaydı “Madımak’ı yobazlar yaktı” diye işin içinden sıyrılmazdı.

Ahmet Koçak’ın kitabında yer alan tanıkların anlattıklarını kafamda canlandırdığım zaman korkuya kapıldım, 8 saat hareketsiz kalarak oteldekileri öldürmüşler, yargısına vardım.

Sıradan bir kamu görevlisi yüzünden canınız yansa, kızgınlığınızı yansıtırsınız. Örneğin, bir doktor hatası nedeniyle yakınınız sakat kalsa o doktorla ilişkinizi kesmez misiniz? Hak arayışına girip hukuku zorlamaz mısınız? Durum siyasetin güç ilişkilerine, büyüklerine sıra gelince neden böyle olmuyor. CHP, SHP ve benzerlerinin saygınlıklarında neden düşme olmuyor?

Bu partilerin yöneticileri doktor, örgütleri hastahane olsaydı; siz CHP, SHP, DSP üyeleri yine hastanızı bu doktorlara, hastahanelere taşır mıydınız?

Sorun bizim tarafta; faydacılığın günübirlik hazzı, tedavisi, siyasi getirisi uğruna unutmaya, dönemine göre girilip çıkılan toplumsal ilişkilere razı mıyız; ya da sorumlu tutmaya, sorumluluk almaya hazır mıyız?    

Haziran 2010 Sendika.org

                
Sivas katliamında Aziz Nesin'i kurtaran polis 
11 yıl önce Kılıçdaroğlu'na konuştu...

18 Haziran 2019 Salı

           

           
Yeni moda: Örgütü suspus, kendisi maşallah! 
İbrahim Akyürek (İFSAK)
Bizim fotoğrafçıların, sanatçıların internet ortamlarına uğradıktan sonra yazının başlığı böyle ortaya çıktı.
İzlediklerimin sayfalarında her şey yolunda, ancak üyesi, yöneticisi oldukları (olması gerektiği) derneklere, sendikalara, örgütlere bakıyorsun çoğu yan yatmış durumda. Yan yatmayanlar da suspus.
Kurumsal internet ortamlarına bakarsanız sanki memleket Norveç, Finlandiya: Vizyon, misyon, kurs, atölye, yarışmalar, ödüller, genel kurul, üye aidatları, hayır işleri… Büyük bir uluslararası marketin tüm şubelerinin birbirine benzer alan paylaşımları, raf yerleştirmeleri gibi. 
Ve son yılların modası, yasak savarı olarak ulusal günlerde sayfalara yerleştirilen bayrak ve Atatürk ile günü geçiştirmek... Ek olarak Anıtkabir ziyaretleri... Oysa, memleketin kurucusu günahıyla sevabıyla eylem insanıydı, örgütleyendi!
Benim gözlemlerim yalnız sanat, fotoğraf ortamlarıyla sınırlı olsa neyse!
Gezi ve Haziran eylemlerini anımsayın. Geriye kitaplardan, belgelerden, belgesellerden, duruşmalardan, ölülerden, ruhen yaralı insanlardan başka ne kaldı? Heyecanla kurulan mahalle meclisleri, forumlar, medya ağları hızla nasıl yok oldu.
Yaşadığım şehirden İstanbul’a “bir de canlı canlı görelim” havasında giden benimkilere bakıyorum, sosyal insanın yapması gerekenleri yapıp ederek yaşayıp gidiyor. Birkaç yere birden üye olan benimkinin örgütleri tabela sınırlarında ya da zaten yapması gerekenlerle durumu idare ediyor. İdare edilen işler arasında, programda “az sosyal içerikli, az siyasi” faaliyetler varsa yöneticimiz, üyemiz rahat uyuyor.
Öte yandan, Facebook ağının, yalakalığı yapılan teknolojinin sol, ilerici kesim tarafından sıkı bir eleştiri süzgecinden geçirilmemesi “sosyal” sözcüğünün iyice kirlenmesine dönüştü.
Zaten sosyal olmakla, sosyalliği anlamakla sorunu olan bir ülkede birey olma hali iyice zıvanadan çıktı. Fiziksel ortamda sosyalliği, örgütlenmeyi beceremeyenler, sanal ortamda (çekilen fotoğrafların, filmlerin, sahnelenen tiyatro oyunlarının sanallığı da dahil) çok sosyalmiş, çok farkındaymış, çok bilincindeymiş havasını yarattılar.
Öyle ki, yöneticilerimiz sanal köşeciklerinde "çok güzel olacak" havasına kapılırken; derneği, sendikası, partisi fiziksel suskunluğuyla "daha da beter olacak" mesajı veriyor.
Nereden mi biliyorum, seziyorum; on, yirmi, otuz yıldır daha beter oluyor çünkü!
Fazla mı kötümserim?
Gariban, amatör, o kadar da tecrübeli İFSAK'ın 60 yıllık tarihini kurcalayın yeter.
Yetmezse; memleketimizin eylemli politik, üstelik kültürel tarihinin tam göbeğinde; Karaköy, Şişhane, Pera, Beyoğlu, İstiklal, Yeşilçam, Taksim hattında üyeleriyle ömrünü geçirmiş bir sanat derneğinin oy verdiklerinden ne istediğini, ne talep ettiğini, talep ettikleri için ne huysuzluklar yaptığını bilen var mı?
Siyaset bir şey istemektir (Olef Palme)
Mayıs 2019 
                 

İFSAK, AFSAD, AFAD, BUFSAD, İFOD... > Yöneticilerimiz şimdi bu iki makalenin peşinde!

      
Bugünden 1930'a...
Cumhuriyet Arşivi ile tanışmadınız mı?
Muammer Aksoy'un 
iki makalesi adresinize gelsin!
Kredi kartı ile ödeme - Bir gazete sayfası 7 lira
Kuruluşlar Görüş Açıklayamazlar mı?
 Cumhuriyet 13 Ocak 1986 
     
Kuruluşların Siyasal Görüş Açıklamaları
 Cumhuriyet 24 Şubat 1986 

14 Haziran 2019 Cuma

İstanbul 2004

"Muhsin D."
İstanbul 2004 Yerel Seçimleri
F: İbrahim Akyürek (İFSAK)

12 Haziran 2019 Çarşamba

Mandela benzetmesini kullanırken dikkat!

    
Özgürlük mücadelesi örneklerinin sürükleneceği son durak
Siyah-beyaz ayrımından, zengin-yoksul ayrımına ölümüne geçiş:
"En zengin yüzde 10, zenginliğin yüzde 71’ini..."
 Bir Yakın Tarih Yazısı: 
Apartheid sonrası Güney Afrika 
ve mayıs seçimleri

11 Haziran 2019 Salı

Küçük düşünenler için iyi haber:

Başka Bir Bienal: 
Tema Yok, Özel Sponsor Yok, Kamusal, Ücretsiz
Oslo Pilot adlı araştırma inisiyatifinin çalışmaları sonucunda şekillenen ilk osloBIENNALEN, sanat eserlerinin müze veya galeriler yerine kamusal alanlara yerleştirilmesine odaklanıyor. Küratörler Eva González-Sancho Bodero ve Per Gunnar Eeg-Tverbakk, önerdikleri bienal formatı için şöyle diyorlar:

Sponsor avcıları için kötü haber:

BP ile sponsorluk anlaşmasını sona erdirmesi için Londra'daki Ulusal Portre Galerisi'ne çağrı:
https://frieze.com/article/artists-demand-national-portrait-gallery-end-bp-sponsorship-deal

Lu Guang

Çin hükümeti, ödüllü fotoğraf sanatçısı Lu Guang’ı neden tutukladı?
Şu an tutuklu bulunan Lu Guang’ın neyle suçlandığı resmi kaynaklar tarafından henüz açıklanmasa da, Frieze’de yer alan bir analize göre sanatçı, ABD’nin Çin’i “bir azınlık nüfusunun en büyük ve kitlesel hapishanesi” olarak nitelendirmesinde payı olduğu için tutuklandı.
Lu Guang’ın son 20 yıllık üretimlerinin odağında Çin’de dışlanan ve ayrımcılığa uğrayan insanların hayatları var. Ayrıca sanatçı, fotoğraflarında kirlilik ve çevresel yıkım gibi Çin basınında yer almayan hassas konuları da işliyor. Özellikle geçimlerini sağlamak için kanlarını satan ve bu yüzden AIDS hastalığına yakalanan fakir Çinli köylüleri fotoğrafladığı serisi çok ilgi görmüş ve sanatçı bu serisiyle 2004 yılında Dünya Basın Fotoğrafları Ödülü’nü kazanmıştı. Lu Guang ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından misafir öğretim üyesi olarak ABD’ye davet edilen ilk Çinli fotoğrafçı olma özelliğine sahip.
https://medyascope.tv/2019/01/17/cin-hukumeti-odullu-fotograf-sanatcisi-lu-guangi-neden-tutukladi/

    

6 Haziran 2019 Perşembe

Büyük şirketlerle sponsorluk ilişkisine girerken, aman dikkat!

‘Yeşiller baş düşman’

Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet  > (Sesli dinle)
AfD’nin (“Almanya için Seçenek” isimli faşist parti), Avrupa Birliği Parlamentosu seçimlerinden sonra yaptığı ilk basın toplantısındaki açıklamaları aklıma, 20 Şubat 1933’te Almanya’da meclis başkanlığı sarayında (Reichstag) yapılan toplantıyı getirdi.
Eric Vuillard’ın, 2017’de Goncourt Ödülü alan L’ordre du jour başlıklı kitabının ilk bölümünde anlattığı toplantıya, Almanya’nın en büyük 24 şirketinin temsilcileri katılmış. Örneğin, Krupp, Siemens, Opel, BSF, Agfa, BAYER, IG Farben, TELEFUNKEN temsilcileri oradaymış. Hitler’in de katılıp kısa bir konuşma yaptığı toplantıyı Hermann Göring yönetmiş.
Hitler kısa konuşmasında, “bu seçimlerden sonra en az on yıl, hatta yüzyıl seçim olmayacak, sendikalar ve komünistler yok edilecek. Her girişimci kendi şirketinin Führeri olacak” diyerek kapitalist sınıfa, krize uyum sağlamak için almak istediği önlemlerin önündeki engelleri kaldırmayı vaat etmiş. Hitler salonu terk ettikten sonra sözü Göring almış: “Bunları başarabilmemiz için seçimleri kazanmamız gerekiyor. Ancak partimizin beş kuruş parası yok!” Bunun üzerine iş adamlarından (hepsi erkek) biri ayağa kalkıp, “Haydi beyler davranın!” demiş. Krupp 1 milyon mark vermiş, IG Farden de 400 bin mark... Toplantıda, Nazi partisinin projesi için çok büyük bir fon oluşmuş.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1427003/_Yesiller_bas_dusman_.html   (Sesli Dinle)
    
http://www.boyutpedia.com/2456/69736/imgelerin-ajitasyonu-john-heartfield-ve-alman-fotomontaj-teknigi
    
https://retroavangarda.com/john-heartfield-and-the-dawn-of-photomontage/

JOHN HEARTFIELD ÜZERİNE MERAL BOSTANCI İLE BİR SÖYLEŞİ     
http://www.ekdergi.com/john-heartfieldin-politik-fotomontajlari-uzerine-meral-bostanci-ile-bir-soylesi/