"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

23 Eylül 2021 Perşembe

Birgün


Emperyalizm ve gericilik kıskacında Afgan kadınlar

Batı tarafından “kurtarılmış” Afgan kadın hikâyelerinin yanı sıra, “Amerika tarafından özgürleştirilmiş” Afgan kadın hikâyeleri de oldukça popülerleşti bu dönemde. Bunlardan en çarpıcı olanlarından biri de Kabil’de Revlon, L’Oreal ve diğer kozmetik markalarının sponsorluğunda başlatılan ve sekiz ay suren “Sınırsız Güzellik/ Beauty Without Borders” kampanyasıydı. Projede yer alan Amerikalı bir eğitmenin anlattıklarına bakılırsa, Kabil’de durum çok vahimdi: “Kabil’e ilk geldiğimde, kadınların saçlarına ve yüzlerine yaptıklarına inanamadım. Saçlarına kına yakarak saçlarını mahvediyorlardı. Saçlarını kestikleri makasla çalı budanırdı. Evin uzağındaki kuyulardan kovalarla taşıdıkları sularla yıkıyorlardı saçlarını. İçlerinden birinden bana makyaj yapmasını istedim; beni palyaçoya çevirdi.” Bu hikâyenin anlatılış nedeni, kadınların evlerinde neden musluk suyu olmadığını ve günlük tüm ihtiyaçları için uzaktaki kuyulara gitmek zorunda olduğunu sorgulamamız değildi elbette. İstenen, kampanya sayesinde kadınların kendi güzellik salonlarını açacak noktaya gelmesini ve bu sayede “özgürleşmelerini” alkışlamamızdı. Bununla beraber, kampanyaya sponsor olan markalar reklamlarını ve PR’larını yaptılar, ürünlerini satacak yeni pazarlar açtılar. Aslına bakarsanız ortada gerçekten bir makyaj vardı. Kalkınmacı özgürlük söylemleriyle asıl makyajlanan emperyalist normlar ve şiddet politikalarıydı. Savaş çığırtkanları da bu hikayeleri birer propaganda malzemesine dönüştürdü.