Politik sinema yaşamalı
KURTULUŞ BAŞTİMAR:
Sinema politiktir. Çünkü işçinin, ezilenin, sesi bastırılmış halkların derdi vardır. Bu dert fısıldamaz; bastırıldıkça bağırır. O yüzden bu hikâyeleri anlatmanın yolu çoğu zaman bağırmaktır. Bu bağırma estetik bir tercih değil, sesi duyulmayan insanların isyanının doğal biçimidir ve politiktir. Filmimi tamamladığımda asıl mücadelenin başladığını gördüm. Çünkü politik bir film yapmak yetmiyor; o filmin seyirciyle buluşmasına izin verilmesi gerekiyor. Sansür artık sınırlı gösterimle, salon kısıtlamasıyla, seansların görünmez saatlere itilmesiyle, dağıtımın daraltılmasıyla geliyor. Yasak tabelası yok ama sonuç aynı: Ses kısılıyor.
Avrupa’daki büyük festivallerde de politik sinemanın alanı sistemli biçimde daraltılıyor. Kimse açıkça ‘politik sinema istemiyoruz’ demiyor; ama toplumsal çatışmayı doğrudan anlatan filmler ‘fazla sert’, ‘fazla bağıran’, ‘fazla net’ bulunuyor. Costa-Gavras’ın, Yılmaz Güney’in, Erden Kıral’ın sinemasını mümkün kılan o doğrudanlık bugün estetik bir kusur gibi sunuluyor.
Onun yerine bize tek bir estetik dil dayatılıyor: Uzun planlar, derin sessizlikler, içe kapanık karakterler… Politik bağlam hissedilecek ama asla açık edilmeyecek. Biraz bunalmışlık, kişisel çürüme, bolca etliye sütlüye dokunmama. Batı estetiğinin bugünkü adı budur: Politik olarak zararsızlaştırılmış sinema. Politik olanı içerikten koparıp biçime indirgeyen bu yaklaşım, sinemayı bir teknik egzersize çevirir. Kamera açıları konuşulur ama kimin sesi bastırılıyor konuşulmaz. Estetik tartışılır ama adaletsizlik kadrajın dışında bırakılır. Sinema susturulanların sesini büyütmek için vardır. Dayanışmayı kadrajın dışına iten, politik olanı görünmez kılan her sinema anlayışı iktidar estetiğine hizmet eder.
Tuğça Çelik Birgün
