Hitler’den Trump’a işyerinde demokrasi mücadelesi
Ama tarih derslerle doludur. Bu dersler, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından çıkarıldı. Çözüm mahkemelerden, etik kurallardan ya da şirketlerin sosyal sorumluluk projelerinden gelmedi. Çözüm doğrudan üretim alanlarından, fabrikalardan geldi.
Savaş sonrası Almanya’nın önemli isimlerinden sendikacı Otto Brenner, sanayinin Nazileri nasıl güçlendirdiğini yakından görmüştü. 1946’da Hannover’de büyük bir grev örgütledi: Bode-Panzer Grevi. 23 gün sonra kazandılar. Bu sadece ücret artışı değildi. Sendikalar, güçlü işyeri konseyleri kurdu ve şirket yönetiminde söz sahibi oldu. Bu modele “Mitbestimmung” yani birlikte yönetim adı verildi.
Güçlü bir işyeri demokrasisi, şirketlerin anti-demokratik güçlerle yan yana gelmesini engeller. Çalışanların söz sahibi olduğu bir yapı, ahlaki çöküşün önüne geçebilir.
Üstelik bu tehlike önceden de görülmüştü. Çözüm de aslında ortadaydı. Birkaç yıl önce Google ve Amazon’da büyük protestolar patlak verdi. Çalışanlar, patronlarının dayattığı ahlak dışı projelere karşı çıktı. Söz hakkı istediler. İşyerinde demokrasi talep ettiler. Yöneticileri sorgulamak ve hesap sormak istediler.
Ama başarılı olamadılar. Teknoloji devleri, itirazı, katılımı ve demokrasiyi dışlayarak yollarına devam etti. Sonunda da geçen yılki o fotoğrafta yerlerini aldılar.
Ama çıkarılacak ders açık: işyerinde demokrasi, katılım, itiraz ve söz hakkı boş laflar değildir. Bunlar sadece insan kaynakları jargonunun parçası ya da sendikaların “can sıkıcı” talepleri değildir. Bunlar siyasi demokrasinin temel dayanağıdır. Aynı zamanda refahın ve toplumsal iyiliğin de güvencesidir.
Stan De SPIEGELAERE Birgün

