Hafızada, kalabalıkta: Beyoğlu eski yeni
Yeni açılan bir mekân, restore edilen bir bina. Ve ben hep “Keşke biraz daha önce yetişseydi” diyordum. Çünkü Beyoğlu durmuyor, siz çekmeye çalışırken bile değişmeye devam ediyor. Bir de çekemediğim yerler oldu. Sadece zaman yetmediği için değil, bazen izinler, engeller yüzünden. Son yıllarda özellikle sanat mekânlarında “Fotoğraf çekmek yasaktır” cümlesiyle çok karşılaştım. Oysa fotoğraf benim için biraz yaklaşmak demek. İçine giremeden, sadece uzaktan bakarak anlatmak bana hep eksik geldi. Bu yüzden görmek istediğim bazı yerler kitapta yer almadı. Daha zor olanı ise bazı kişilerdi. Özellikle eski Beyoğlu’nu bilen, orada yaşamış, o hafızayı taşıyan insanlar. Bazıları bu projede yer almak istemedi. Belki kendimi iyi anlatamadım, belki yanlış anlaşıldım. Kimisi bir kazanç peşinde olduğumu düşündü. En çok bu üzdü beni. Amacım sadece bir iz bırakmaktı, kaybolan bir kültürü kayıt altına almak. Ama bazen bunu anlatmak da zor oluyor.
Bu kitabın gelecekte bir sanat kitabı olarak mı, bir dönem tanıklığı olarak mı okumasını istersiniz?
Kitabımın, Sennur Onan’ın grafik tasarımı, Özgür Gezer’in metinleri ve fotoğraflarımla bir vücut olarak kendi içinde bütünleşen bir sanat yapıtı; aynı zamanda kaybolmakta olanı hatırlanabilir kılan, bir dönemin izlerini taşıyan görsel bir hafıza katmanı olmasına hedeflemiştim. Bir kenti ya da dönemi sanatın konusu yapan şey, yalnızca estetik bir temsil değil; aynı zamanda o döneme karşı duyulan sorumluluk duygusudur. Kültürel miras da burada anlam kazanır. Çünkü miras, geçmişe ait bir birikim olmanın ötesinde, bugünü ve geleceği birbirine bağlayan bir hafıza hattıdır. Bu bağ zayıfladığında, yalnız mekânlar değil, hafıza ve aidiyet duygusu da aşınır. Beyoğlu çalışması da bu hattın devamı olarak düşünülebilir. Uzun bir süreçte, sabırla biriken görüntüler, yalnızca estetik tercihlerle değil, aynı zamanda bir sorumluluk duygusuyla seçildi.
Deniz Burak Bayrak Birgün