"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

22 Eylül 2026 Salı

Taktik

Erdemli barış, kibirli barış

 Oysa Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın ortaklaştığı dil tam tersini yapıyor. Bir hakikat komisyonu bile kurmadan, hiçbir özeleştiri vermeden, "dünü unutun, artık barış var" diye emrediyorlar. Bu kibirli bir barış. Çünkü toplumu, mağdurları, cezaevindeki binlerce insanı, ihraç edilen barış akademisyenlerini, çatışmada evlat yitirmiş aileleri sürecin öznesi değil, yukarıdan verilecek kararı minnetle alkışlaması gereken pasif nesnelere çeviriyor. Kibrin şahikası ise hiçbir zaman kimseyi şaşırtmayan Cengiz Çandar’dan geliyor; “beğenmeyen dağa çıkabilir!”

 Tam da bu yüzden, bugün aydınların ve toplumun gösterdiği mesafeli duruşu, bir kayıtsızlık veya korkaklık olarak değil, bu hafıza silme operasyonuna karşı geliştirilmiş bir savunma refleksi olarak anlayabiliriz. Barışa hayır diyen yok. Sadece dayatılan mutakabatın barış olabilmesi için ölülerin hatırasına saygı duyulması, acının adının konması, kaybın kamusal olarak tanınması ve somut demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini biliyoruz. "Neden konuşmuyorsunuz" diye sitem edenlere, bizden gerçekten konuşmamızı mı yoksa sorgulamadan alkışlamamızı mı istiyorsunuz, diye soruyoruz.

Halkların birbirine yeniden sarılabilmesi için önce birbirlerinin acısına tanıklık etmesi, yasını tutmasına izin verilmesi gerekir. Yası inkâr eden, ölülerin hatırasını siyasi konjonktüre kurban eden ve halkları birer figüran sayan bir süreç, barış değil; olsa olsa bir sonraki çöküşün tohumlarını sessizce eken bir otoriter tahkimat sözleşmesi olabilir. 

Selçuk Candansayar   Birgün

F: İbrahim Akyürek