"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

7 Eylül 2026 Pazartesi

Hakikat


 

Matemsiz barış

Güney Afrika'nın Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu dünyaya "örnek geçiş adaleti" diye pazarlanmıştır. Komisyon, Apartheid'i birkaç yüz failin işkence ve cinayet itirafına indirgeyerek dosyaları kapadı. Oysa Apartheid'in gerçek gücü toprak gaspında, iş gücü sömürüsünde, bütün beyaz nüfusun yıllarca faydalandığı bir düzendeydi. Birkaç yüz kişi itiraf etti, af diledi; toplumun vicdanı rahatladı ama mülkiyet hiç sorulmadı. Kolektif sorumluluk, bireysel bir af törenine feda edildi. Ardından siyah elitlerle beyaz elitlerin ortaklaşa kurdukları düzende, sömürü ve siyahlar aleyhine eşitsizlik daha da derinleşti.

Şimdi sürdürülen süreçte ise daha da “çiğ” bir şey oluyor.  Olmakta olan hakikatin arandığı bir süreç bile değil, hakikatin hiç sorulmadığı bir süreç. Öcalan, Bahçeli, Erdoğan cephesinin kurduğu "terörsüz Türkiye," bir itiraf, bir dosyalama, bir kürsü bile öngörmüyor; doğrudan statü, fesih, çerçeve yasa diline atlıyor. Güney Afrika'nın kusurlu modelinde bile mağdurlar bir gün kürsüye çıkıp anlatabilmişlerdi. Burada o kürsü bile kurulmayacak gibi. Üç tarafın da (devlet aygıtının, milliyetçi tabanın, örgütün kendi meşruiyetinin) işine gelmiyor. Çünkü hakikat açılırsa hepsinin dosyası birlikte açılacak. Demem o ki "kalanların" (ailelerin, yakınların, o kadının) matem tutma hakkı, yukarının siyasi mutabakatına kurban ediliyor.

 

Bu yüzden bu barışa matemsiz barış diyorum. Silahın susması tabi ki iyidir, kimse bunu küçümsemesin. Ama susan silahın altında hâlâ gömülü, hiç sayılmamış, hiç adı anılmamış bir ölüler listesi var ve o liste sayılmadan kurulan her barış, bir gün o kadının meyhanedeki kahkahası gibi, birinin "sana yakışıyor mu" diye sorduğu bir borç olarak geri dönecek.   

Selçuk Candansayar   Birgün