"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

27 Mart 2026 Cuma

Zonguldak


 

ödüllü Putin


 Oscar ve BAFTA ödüllü Putin belgeseli Rusya'da yasaklandı

David Borenstein ve Pavel Talankin’in yönettiği film, Çelyabinsk bölgesindeki Karavaş’ta bir okulda öğretmenlik yapan Talankin’i izliyor. İki yıl boyunca gizlice kaydedilen görüntüler, Putin yönetiminin Ukrayna’da süren savaşla ilgili kamuoyunu nasıl kontrol etmeye çalıştığını belgeliyor.

Belgesel, 2022’deki Ukrayna işgalinin ardından sınıflara savaş yanlısı propaganda dersleri ve ‘vatanseverlik gösterileri’nin nasıl sokulduğunu gözler önüne seriyor.

Mr. Nobody Against Putin, Ocak 2025’te Sundance’teki prömiyerinde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Ardından hem BAFTA hem Oscar’da ‘en iyi belgesel’ ödülüne layık görüldü.

Euronews’ün aktardığına göre yasak kararını Çelyabinsk’teki bir mahkeme aldı. Savcılar, filmin Rusya’yı olumsuz gösterdiğini ve ‘aşırılıkçılık ve terörizm’i teşvik ettiğini öne sürmüş, ayrıca okuldaki çocukların ebeveynlerinin izni olmadan görüntülendiğini savunmuştu.

Rus mahkemesinin kararı ‘belirsiz sayıdaki kişinin çıkarları’ gerekçesiyle belgeselin ülke genelinde yayın platformları dahil dağıtılmasını yasaklıyor.

örgüt ne işe yarar?


Meslek örgütü ne işe yarar?

Bir yazar, şair, sanatçı, gazeteci, çevirmen ya da editör için meslek örgütü gerekli midir? Ya da bu meslek örgütleri ne iş yapar, varlık nedenleri nedir?

Meslek örgütlerinde aynı işi yapan insanlar bir araya gelir ve hak mücadelesi vermekte, meslek standartları oluşturmakta, iş verene ve kamuya karşı temsil yeteneği göstermekte öne çıkabilir, görev üstlenebilir. Hatta greve bile gidebilir. Ne yazık ki gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, çevirmenler ya da editörleri bir araya getiren meslek örgütleri için aynı tanımı vermemiz mümkün değil. Çünkü bu alanda üretim bireysel olduğu kadar düzensizdir de. İşveren-işçi ilişkisi görünür düzeyde belirgin değildir. Yapılan iş doğrudan kamusal alanla ilişkilendirilir.

Oysaki her editör sabah kalkıp işe gidiyor, onu ofiste bazen asık yüzlü patron beklediği gibi bazen de işsizlik bekliyor olabilir. Zaten dün akşam işten çıktıktan sonra yolda ya da evde en azından üç dört saat daha çalışmaya mecburdur. Çünkü o yayınevi işyeri değil evdir, editör çalışan değil aile üyesidir… Dolayısıyla fedâkarlık etmesi gerektiği üzerine konuşulması bile gereksizdir(!)

Öyle ya her insan evine giderken turnikeden geçiyor ve kart basıyor, evet. Her insan öğle yemeğinde evinden çıkıp dışarıda zıkkımlanıyor… Zaten o çevirmenin ya da grafikerin telifi iki hafta sonra yatırılsa da olur(!)

  İfade özgürlüğünün hepimiz için risk taşıdığının farkındayız. Bu risk karşısında bireysel direncimizin azımsanyacak oranda güçlü olduğunu kabul ederek örgütlü dayanışmanın hayati ölçüde gerekli olduğunun da altını çizmemiz gerekir. 

  Zaten bir avuç insanız ve birbirimizden sorumluyuz. Bir yazarın bir gazeteciyle dayanışması kadar daha doğal ne olabilir? İki meslek örgütünün birlikte hareket etmesi görülmüş ve anlaşılır bir durum zaten.

“Benim ne işime yarar?” diye düşünmeden önce, bir meslek örgütüne üye olmak, yönetimde söz almak, örgüt ağının güçlenmesi için çalışmak gerekir. Çevirimize biri çökebilir. Yaptığımız kapak için itibarsız cümleler kurabilir bir densiz. Telifimize burun kıvırabilir.

C. Hakkı Zariç    Diken

                                  

26 Mart 2026 Perşembe

Yayın


 Arkeo Duvar’dan  yeni bir merhaba 

oto - silah

Volkswagen Hitler ve NATO’nun ardından şimdi de Netanyahu’ya mı çalışacak?

Financial Times’ın haberine göre, Volkswagen, İsrailli şirketle, Osnabrück fabrikasında üretimi otomobilden füze savunma sistemlerine kaydırmayı öngören bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor.

Habere göre şirketler, Alman fabrikasını İsrail devletine ait grubun Demir Kubbe hava savunma sistemi için bileşenler üretir hale getirmeyi hedefliyor.

Almanya Savunma Bakanlığı konuya ilişkin yorum yapmayı reddetse de Alman hükümeti saldırıların başından bu yana İsrail ve ABD’yi destekleyen açıklamarıyla biliniyor.

      

  'Demir Kubbe'ye ekipman üretimi: Volkswagen yalanlamadı

ZFD


 

2018 Ek Dergi

 Video Kasetlere Tutkun Bir Sinefil: Metin Kart 


Video kaset iptilası nasıl girdi kanına Metin abi senin?

Ben çocukluğumda televizyonu çok seviyordum. Televizyonun her şeyini çok seviyordum o yıllardan itibaren. Küçük kırmızı bir televizyonumuz vardı. Jaws’ı filan o televizyonda izlemiştim ben mesela. Video kaset dönemi de tam o zamanlara rastladı. Babam arkadaşlarıyla beraber futbol turnuvaları yapardı o dönem Zonguldak’ta. Mahallenin en büyük abisiydi babam, çok da iyi futbol oynardı. Turnuvanın olduğu yerde bir de videocu vardı, adı Japon Sadi’ydi, kaset doldururdu. Video kasetlerden önce afişlere hayran oldum ben. O dükkanda Evil Dead afişi vardı, ben o afişi yarım saat izlerdim. En sonunda kovardı beni Sadi abi. Benim odamdaki afiş o afiştir işte.
 
Nasıl afişler olurdu başka o dükkanda anımsıyor musunuz? Yerli film satmıyor muydu bu dükkan?

13. Cuma, Hayalet Avcıları, Evil Dead… Zaten ekstrem afişler olurdu bu dükkanda daha çok. Nejat Uygur, Kemal Sunal ve Cüneyt Arkın haricinde bizim videocumuzda pek yerli film yoktu. Biraz da arabesk diyebiliriz ama genel olarak yabancı film vardı dükkanda. Chuck Norris’in, Michael Dudikoff’un ve de korku filmleri bulunurdu. Afişlerden dolayı ben video kasetlere gark oldum o dönem.

Video cihazı o dönem pahalı bir cihaz; evinizde video cihazı var mıydı?

Bizim evde video kaset yoktu ki. Babamın üç maaşına denk geliyordu video cihazı o dönem. Babam maden işçisiydi benim ve asgari ücret alıyordu 90 grevine kadar. Şimdinin parasıyla 4.500 TL filan eder. Nasıl alacaksın ki? Bir işçi onu alamaz, evine koyamaz. Ama babamın çok güzel arkadaşları vardı. Mahmut amcam vardı, Mustafa’nın babası. Haftasonları onlara giderdik, Mahmut amca bize film kiralardı. Mahmut amca’da izlediğim ilk film, benim video kaset koleksiyonuna başladığımda edindiğim ilk filmdir: “Asfalt Kovboy” (“Renegade” adlı 1987 yapımı filmden bahşediyor burada Metin Kart. Bu film “They Call Me Renegade” olarak da biliniyor.) Fakat filmi edindiğimde izlemedim, ben o filmi en son 1991 yılında izledim. Şu an benim arşivimde üç tane “Asfalt Koyboy” var, hiçbirini izlemedim. Çünkü izlediğimde tekrar o tadı alamayacağımı biliyorum. Beğenmeyeceğim filmi, ama şu an benim gözümde öyle bir konumda ki, size anlatamam, çünkü ben o film sayesinde video kaset toplamaya başladım. Çok kötü bir film olabilir, konusunu sorun söyleyemem şu anda size. Ama bu gözümde değerinden bir şey eksiltmez. 2018 Ek Dergi

ZFD


 

25 Mart 2026 Çarşamba

İsrail Krizi


61. Venedik Bienali’nde İsrail Krizi Büyüyor: 178 Katılımcıdan Açık Mektup

Sanat dünyasının en önemli buluşmalarından biri olan 61. Venedik Bienali, bu yıl henüz açılmadan politik bir tartışmanın merkezine yerleşti. Bienale katılacak 178 sanatçı, küratör ve sanat çalışanı İsrail’in etkinlikten çıkarılması talebiyle bir açık mektup yayımladı. Açıklamada, Bienale yönetiminin bu talebe yanıt vermesi gerektiği vurgulanırken, mevcut durumun “Filistinli yaşamın yok edilmesine karşı sessizlik” anlamına geldiği ifade edildi.

Fabrika-insan

 

Dijital platformlar ve kapitalizm

 Fakat dijital kapitalizme baktığımızda sadece fabrikada çalışan işçi değil ekran başında sosyal medyada olan herkes birer metadır ya da dijital platformlar için hammaddedir. Burada tüm insanlığın metalaşması söz konusudur. Artık metalaşma sonucu kişinin kendine ve çevresine karşı yabancılaşması sadece fabrikalarda değil dijital olan her yerdedir. Ayrıca metalaşmada mekânsal sınırların aşılması insanı günün her saatinde her zaman dijital kapitalizmin objesi olmaya itmektedir. Çünkü dijital kapitalizm davranış üretir, veri toplar ve tahmin satar. İnsan faaliyetleri ekonomik değere çevrilebilir bir veri akışına dönüştürülmüştür.

 Fabrika-insan veya kullanıcı-insan, dijital platformlar tarafından esir alınmıştır aslında. Fakat bu esaret zorla değil gönüllü olarak gerçekleşir. Çünkü başta insan dijital platformların kendisine bedava hizmet sunduğunu varsayar. Para vermeden birçok hizmet alabilmektedir ve bu durumda insan ekranda kaldıkça optimum fayda sağladığını düşünür. Oysa kişi dijital platformda vakit geçirdikçe hem ona bağlanmış olacaktır hem de teknoloji şirketlerine veri sağlayarak onlara gelir getirecektır. Dijital platformlar görünmeyen bir sözleşmeye dayanır ve kişiler (kullanıcılar) bilmeden ekonomik sürecin bir parçası haline gelirler. 

 Son olarak insan kendi kendine akıl yürüten, karar alan, seçim yapan etken bir varlıktan kendisine benimsetileni seçen ve fakat seçtiğini zanneden edilgen bir varlığa dönüşmektedir. Dijital platformların insanları bu şekilde esaret içine alması ve onları kendisine bağlamasının en önemli nedeni kişilere sunduğu hizmetlerin çabasız ve kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylık ve rahatlık insanlar tarafından hemen satın alınmaktadır. Aynı zamanda sorunun cevabının bekleme süresinin çok az olduğu ve her sorunun bir cevabı olduğu dijital platformlarda insanların toplumdan kopuk, kendi benliğine dönmüş varlıklar haline gelmesi daha da hızlanacaktır. Bu, kişilerin siyasal duyarlıklarını da pasifize etmeye yöneliktir. 
Burak Gürbüz  haber.sol

Belgesel Sinemacılar Birliği... Uyuma!


Hakan Tosun cinayetinde iddianame kabul edildi: 2 sanık hakkında 'Kasten Öldürme' suçundan müebbet istemi

İddianamede, hedef alınan bölgenin hayati önemde olması (baş), darbe sayısının fazlalığı, şiddetin sürekliliği ve yaralanmanın ölümle sonuçlanması gibi unsurları birlikte değerlendirerek sanıkların öldürme kastıyla hareket ettiğini belirlendi. Ayrıca iki sanığın olay sırasında birbirinden bağımsız değil, “fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiği” vurgulandı. Bu tespit, dosyanın hukuki niteliğini doğrudan belirleyen kritik unsur olarak yer aldı.

Suç vasfı: Kasten öldürme


Tüm bu değerlendirmeler sonucunda savcılık, sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin’in eylemlerinin ayrı ayrı “kasten öldürme” suçunu oluşturduğu kanaatine vardı. Bu kapsamda her iki sanığın Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması talep edildi.

İddianame Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İlk duruşma 6 Mayıs 2026 tarihinde saat 14.00’da görülecek.

Zonguldak

 

23 Mart 2026 Pazartesi

Aklımızda bulunsun:

 

 Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler 

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

  

21 Mart 2026 Cumartesi

Sahaflar


Cengiz Kahraman; fotoğraf editörü, araştırmacısı ve koleksiyoneri

Fotoğraf koleksiyonculuğunda malzeme çok fazla ve alan çok geniş. Nasıl sınırladınız? Sizin ilginiz hangi yöne kaydı?

İstanbul Ansiklopedisi’nde çalışıyordum. Aynı zamanda yine Tarih Vakfı’nın üç ayda bir yayınlanan İstanbul dergisi için de İstanbul görselleri temin etmemiz gerekiyordu. O konuyla bu kadar yakından ilgilenince şahsi koleksiyonum da o çerçevede şekillenmeye başladı. Sonra başka projeler gündeme gelince onlarla ilgili de fotoğraf topladım. Başlarda çok farkında olmadan gözünüze, gönlünüze hoş gelen malzemeyi almak istiyorsunuz. Bana da öyle oldu. Sonra yavaş yavaş bu fotoğrafları çeken insanların veya fotoğrafların hikayelerinin peşine düşmeye başladım. Çoğu insan böyle yapıyordur, sorularının peşine düşerek yol alıyordur diye tahmin ediyorum. Öbür türlüsü bir süre sonra istifçiliğe dönüşüyor. Fotoğrafları alıp bir köşeye koyarsanız unutursunuz. Malzeme bir kenarda durur, siz yenilerinin peşine düşersiniz. Her gün yeni bir şeyle karşılaşmayı umarsınız. Bu biraz obsesif bir durum.

Sadece fotoğrafçı imzalı malzemeyi topluyordunuz öyle mi? İmzasız fotoğrafların sahibinin tespiti mümkün mü?

Aslında basın fotoğrafçılarından bahsediyorsak bir fotoğrafı kimin çektiğini bulmak mümkün. Basın fotoğrafçılarının işleri gazete ve dergilerde yayınlanmıştır. Bir bölümünün imzası olmakla birlikte çoğu imzasız çıkar. Bu sorunu da aşmak mümkün. Bir tarihte hangi gazetede hangi fotoğrafçının çalıştığını bildiğinizde alan çok daralıyor. Ben bu fotoğrafların hikayelerini yazmak istedim. Bu kez de gazete ve dergi tarama işi gündeme geldi. Fotoğraflarla gazetelerdeki haberleri eşleştirmeye koyuldum. Fotoğraf editörüyseniz metne uygun fotoğraf seçmeniz gerekir. Seçtiğiniz fotoğrafların metinlere ne kadar denk düştüğü tartışılabilir elbette. Bazen, mecburen hiç denk düşmeyen fotoğrafları kullanmak zorunda kalabilirsiniz. Ben ters bir yol denemeyi düşündüm ve fotoğrafların hikayelerini araştırmaya başladım. Önce 1929 kışıyla ilgili bir kitap yayınladım. Sonra onu 1929 ve 1954 Kışları olarak genişlettim.
Yenilendi, Şimdi Daha kullanışlı  

göç

JELLE KRINGS

^    CAMP MORIA    ^
JELLE KRINGS ile röportaj 

 

20 Mart 2026 Cuma

Zonguldak

İzmir / K: 13 Aralık


 

Haliç / Kapanış 21 Mart

Demir yolu işçilerinin mücadelesi fotoğraflandı: Rahmi Koç Müzesi'nde sanatseverlerle buluşuyor 

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin 4. yılında savaşın izlerini anlatan "Iron People" fotoğraf sergisi, Rahmi M. Koç Müzesi'nde açıldı.

Müzeden yapılan açıklamaya göre, Hollanda ve Ukrayna'nın İstanbul Başkonsoloslukları iş birliğiyle Türkiye'ye getirilen sergi, savaşın başladığı ilk andan itibaren birer kurtarma görevlisine dönüşen Ukraynalı demir yolu çalışanlarının zorlu mücadelesine odaklanıyor.

Hollandalı belgesel yapımcısı ve fotoğrafçı Jelle Krings'in objektifinden yansıyan kareler, bugüne kadar 6,5 milyon sivili güvenli bölgelere ulaştıran 230 bin demir yolu işçisinin hikayesini ele alıyor. 

 "Savaşın ilk üç buçuk yılını demir yolu işçileriyle geçirdim"

Hayatta kalmak için hareket halindeki bir ulusun portresini demir yolu işçilerinin mücadelesi üzerinden anlatan fotoğraf sanatçısı Jelle Krings, serginin hazırlık sürecine ilişkin, "Ukrayna'daki savaşın ilk üç buçuk yılını ülke genelindeki demir yolu işçileri ve aileleriyle geçirdim. Onların öyküsünü Türkiye'ye getirmek gerçek bir onur." değerlendirmesinde bulundu.

Hollanda'nın İstanbul Başkonsolosu Daan Huisinga ise savaşın başlangıcından bu yana sivil ulaşım ve insani lojistik açısından hayati rol üstlenen demir yolu çalışanlarının mücadelesinin, Ukraynalıların cesaretini ve zorlu koşullar altında süren direncini ortaya koyduğunu kaydetti.


19 Mart 2026 Perşembe

2004 < 2009 Adı Ünsal Oskay



     Sibel geldi bir gün, “İzzet ağabey Milli Emniyet’ten sizinle görüşmek istiyorlar” dedi. “Tamam” dedim iki genç geldi. “Buyurun ne istiyorsunuz?” dedim “İzzet Bey sizin yanınızda tehlikeli bir adam çalışıyormuş. Adı Ünsal Oskay” dediler. O zamanlar solcu olmak, komünist olmak suç. Ünsal da o dönemde son derece solcu, hatta Maocu. “İşten çıkarın, çalıştırmayın” dediler. Çıkartmadım tabii, çalışmaya devam etti. Bu sefer de 10–15 gün sonra Abdi İpekçi aradı. “Senin yanında tehlikeli bir adam çalışıyormuş” dedi. Anladım tabii, ama sordum yine de kim diye. “Ünsal Oskay” dedi. İşten çıkartmamı istedi o da. Çıkartmadım tabii, “başımıza bir şey gelmez” diye ikna ettim, onlara da kabul ettirdim. Öğr. Gör. İzzet Sedes (Avrupa Konseyi Protokol Eski Müdürü ve Milliyet Gazetesi Ankara Eski Temsilcisi)   2009  T24

 

Ankara

 

18 Mart 2026 Çarşamba

Şubat 2026

Ömer Orhun:

Parlak tarafı teknoloji, karanlık tarafı insan



 

17 Mart 2026 Salı

Birgün:

   Gözaltı Çantası! Nazım Alpman   

Gözaltına alınmadan önce evde yapabileceğin akıllı hazırlıklar…

* Telefon ve bilgisayarını şifrele.

* Bulut yedekleme açık olsun.

* Evde bir çantan hazır dursun.

* Bir kişiye “avukatımı ara” talimatını önceden ver.

* Evcil hayvan / yaşlı / hasta / çocuk planı yap. 

1) Kimlik ve hukuki temel şeyler. Bunlar olmazsa olmaz. Genelde üzerinde bulunmasına izin verilen şeylerdir:

*Nüfus cüzdanı / T.C. kimlik kartı

*Avukatının adı ve telefonu

*Telefona el konulabileceği için ezberinde olsun, küçük bir kâğıda yazılı.

*Yakın bir kişinin telefon numarası (eş, kardeş, çocuk).

*Varsa kronik hastalık raporu / reçete fotokopisi

*Varsa düzenli kullandığın ilaçların listesi… Doz ve saat bilgisi de olsun.

Önemli not: Belgeleri asıl değil, fotokopi olarak taşımak daha güvenlidir.

                                                             

İnternet

 

  

14 Mart 2026 Cumartesi

Teknik - Taktik

 

Radyoloji tetkikleri: İhtiyaç mı dayatma mı?

Hasta çok, ayrılan zaman az, çare: MR, tomografi

Yüksek sayıdaki başvuruları karşılayabilmek için muayene süreleri kısa tutuluyor. Bu durum da hekimleri daha fazla görüntüleme ve başka tetkiklere itebiliyor. Çorbacıoğlu hasta başına ayrılan zamanın çok kısalmasının önemli bir faktör olduğunu söylüyor:

“Hızlı hareket edebilmek için gerekli görmeseler bile bunları isteyebiliyorlar. Hatta artık normalleşmiş durumda.

‘Neyiniz var?’ sorusundan sonra çoğu hekimin ilk düşündüğü şey ‘Hangi tetkiki yapsak?’ Hatta bazen fiziksel muayene etabını tümüyle atlayıp, ‘Kime yollasak?’, ‘Hangi cihaza yollasak?’, ‘Hangi testi istesek?’ diye düşünebiliyorlar.”   

‘Hastalar muayeneyi yeterli görmüyor, MR, BT istiyor’  

9 Mart 2026 Pazartesi

BÜFOK

 

BÜFOK Bülten 3. Yıl Özel Sayısı - 8 Mart 2026

  • Geçtiğimiz haftalarda okul yönetimi tarafından odaları taşınarak maddi ve manevi zarar gören BÜMK ve GSK’ya desteğimizi bir kere daha burdan belirtmek isteriz. Öğrencilerin ifade özgürlüğünün ve çalışma alanlarının yönetim tarafından kulüp kültürüne ket vurma çabasıyla engellenmesine karşı tepkimizi gösteriyor ve bu tür müdahaleleri kabul etmiyoruz. Sanat, bir ifade ve direniş biçimidir. Bu sebeple, sanatı ve ifade özgürlüğünü Boğaziçindeki dayanışmamızı sürdürerek savunmaya devam edeceğiz.


Zonguldak


8 Mart 2026 Pazar

Şubat 2026

Kuruluş felsefesinde kültür ve sanat olan genç Cumhuriyet, temelini sağlamlaştırmak ve Osmanlı’dan devraldığı bakımsız Anadolu taşrasını kalkındırmak amacıyla “Yurt Gezileri ve Yurt Resimleri” atılımını planladı. Bu kapsamda 1938-1943 arasında her yıl on sanatçıyı görevlendiren devlet, sanatçıların görevlendirildikleri illerde her türlü gereksinimlerini karşılayacaktı. Altı yıllık süre içinde 48 ressamımız, 63 kente giderek 675 resim yaptılar. Toplanan resimler Ankara Halkevi binasında izleyicilerin beğenisine sunuldu. (Tanıtım Yazısı)

6 Mart 2026 Cuma

Kıbrıs

 

REPUBLIC ile Kıbrıs’a İçeriden Bir Bakış 

Kıbrıs’ta geçmiş, gündelik yaşamın akışı içinde varlığını hissettiren bir katman olarak duruyor. Yusuf Sevinçli’nin Girne’de izleyiciyle buluşan yeni serisi REPUBLIC, tam da bu görünür ve görünmez katmanların izini sürüyor. 26 Şubat – 14 Nisan 2026 tarihleri arasında Art Rooms’da görülebilecek sergi, sanatçının 2020–2025 yılları arasında adaya yaptığı ziyaretler sırasında ürettiği yaklaşık 70 fotoğraftan oluşuyor.  ArtDog
Yusuf Sevinçli 1980 Zonguldak doğumlu


4 Mart 2026 Çarşamba

Destek olma, masa zaten devrilecek


  

Önce Payandalar!
"İyiler bugün, kötülerin fantezisi olarak yaşamdadır. Kötülerin yalnız kaldığında bir iyiye sarılması boşuna değildir." Tahir M. Ceylan, Aylak Düşünceler
Bilirsiniz yangında ilk kurtarılacaklar listesi vardı bir zamanlar. Tehlike öncesi uyarı hedefi belirlenmiş, güvenlik duygusu pekiştirilmiş olurdu.  Bu tip listeler memleketin/yeryüzünün zor durumlarında da önceliklerimiz için kafa yormamız gerektiğini anımsatır.

Payanda; yani destek, dayanak iyiyi de kötüyü de zor zamanlarda ayakta tutar. Bir kötülük masası düşünün, sadece bir ayağı aksasa masa sahipleri huzursuz olur. Sağa sola koşuşturur paniğe kapılır. Yüz ifadeleri, bakışları tuhaflaşır. Şiddeti seçer.
Kötülerle ilişkili sanatçı tayfasını da bir masa ayağı gibi düşünürüm. Daha doğrusu bu tayfayı sallanan, tökezleyen bir mekanizmayı ayakta tutan payanda olarak kabul ederim. Ancak, bizim tayfanın işlevi öteki payandacılardan taksiciden, marangozdan farklıdır. Kaba değil, incedir. Kötülerin manevi ihtiyaçlarını karşılar. Şimdilerde buna şirket kafasıyla “duygu yönetimi” derler. Reklam dünyasında kalem oynatan, yüzünü markalara kiralayan tayfa duygu pazarlama işinin ustalarıdır.
Ortada yönetim, yönetilecek varsa ilişki, irtibat, iltisak da vardır. Kötülerin kanunu bunu “yardım ve yataklık” olarak etiketleyip iyilerin iyilere payandalık yapmasını, destek çıkmasını cezalandırmışdır.
Ancak, iyilerin defterinde kötülere yardım ve yataklık yapmanın ayıplanması nedense yoktur. Bu yüzden, farklı ulustan ve dinden liman işçilerinin İsrail’e gidecek gemilere yükleme yapmayı kabul etmeme eylemi göklere çıkarılmamış, örnek alınacak insancıl bir davranış olarak yaygınlaşmamıştır. 

 Peki iyilerin tarafında neler olur?

Yine de kötümser olmayalım. İsrail'e karşı yapılan kültürel boykot  çağrıları, üniversitelerde gerçekleşen (Boğaziçi Üniversitesi, İTÜ Mimarlık) sırt dönme eylemleri, "Migros'tan alma, emeğimi çalma" boykotları, Çağdaş Hukukçular Derneği'nin Türkiye Barolar Birliği'ne yaptığı -kralın savcısıyla ilgili- muhatap alma/yok say çağrısı az şey değil. 
Sanatçı tayfasını kötülerden uzak tutmak, irtibatlarını kesmek için yine de kavramlara ihtiyaç var. Bir akademisyen maden şirketlerinin ruhsat oyunlarında muhtarları ayartma eylemlerini (camiyi tamir edelim, okulu  boyayalım gibi) "sosyal rüşvet" olarak tanımlamıştı. Bizim tayfanın ayıplı ilişki ve eylemlerini şöyle tanımlasak: "manevi rüşvet", "boykot kırıcılar", "kiralık ruhlar", "duygu avcıları"... Ya da son büyük deprem sonrası şirketlerin sanatın iyileştirici gücü palavrasıyla  sanatçıları kullanmalarından yola çıkarak "iyilik taşeronları" desek.
Devletler arasındaki oyunlara dikkat edin: kriz zamanlarında silahlar konuşmadan önce, 
önceki bazı ilişkiler gözden geçirilir, payanda olarak değerlendirmeye alınır. Son Ukrayna savaşında ABD ve AB örneklerinde gördüğümüz gibi ilişkili/irtibatlı şirketler, iş adamları, diplomatlar, sanatçılar hedef listesine alınır. Bu arada Rus ve Filistin kültürü de payını alır, ayılıp bayıldıkları ifade özgürlüğü bile rafa kaldırılır. 
 
Peki iyilerin, bizim tayfanın tarafında neler olur? Bir avuç insan dışında bunaltıcı bir yılgınlık sürer gider. Sevdiğimiz yazar, oyuncu iyilerle kötüler arasında dolanır durur. Yalama olmuş musluğun kafamızda bıraktığı tedirginliği yaşarız. 
Yüzümüzü onlara dönüp arkamızı, 16 yaşında Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabını yazan Etienne de La Boétie''nin şu sözlerine dayasak ve "Artık hizmet etmemeye kararlı olun; göreceksiniz ki anında özgürleşeceksiniz," desek...
Ve yaklaşık 500 yıl önce yazılan bu kitabın bir kaç satırından esinlenerek çaresizce eklesek; elinize pankart alıp sokağa çıkmanızı istemiyoruz, bildiriye imza atmanızı da beklemiyoruz. Masaya tekme atmanızı hiç istemiyoruz. Destek olma, masa zaten devrilecek.  

                 

 İbrahim Akyürek    Mart 2026   67sergi@gmail.com