"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

25 Nisan 2026 Cumartesi

İstanbul


9 sanat ve edebiyat kurumundan '1 Mayıs ve Emek' sergileri: Biz sanatçılar emeğimizle 1 Mayıs'tayız
 
Babil Kültür Merkezi; Bağımsız Sanat Hareketi, Karşı Sanat, Özgür Sanat Meclisi, PEN Yazarlar Derneği, Red Fotoğraf, Türkiye Yazarlar Sendikası, Sanat Fabrika, Yeni E Dergisi birleşerek 1 Mayıs’ta iki mekanda “1 mayıs ve Emek” sergileri açıyor.

“İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele Ve Dayanışma Günü’nde bir aradayız. Resimlerimiz, şiirlerimiz, şarkılarımız, sözümüzle iki ayrı sergi ve çeşitli etkinliklerle emekçilerle buluşuyoruz” şiarıyla düzenlenen sergiler şöyle;

Türkiye resim ve heykel sanatının önemli ustalarının, eserleriyle yer alacağı “Sabahın Sahibi Var” sergisi 28 Nisan’dan itibaren Karşı Sanat’ta gezilebilecek. Fotoğrafçılar ve şairlerin ortak üretimi olan eserler, Bağımsız Sanat Hareketinden ressamların resimleri ve 1 Mayıs afişlerinin de yer alacağı “Ellerimizde Gelen Işıklı Günler” sergisi ise 29 Nisan’dan itibaren Babil Kültür Merkezi’nde yer alacak.

Etkinlikler şöyle:

24 Nisan 2026 Cuma

Fotofest'e katılanlardan, Seçicilerden, BUFSAD'dan iki satır görüş isteme hakkımız var!


 Bursa’da "zabıtalı" görevden alma:  

Şafak Baba Pala’nın kapısına tebligat gönderildi

Kararın evine tebliğ edildiğini belirten Pala, sosyal medya hesabından şunları kaydetti:

Bu akşam saat 19.42 itibariyle Kültür Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı görevimden alındığım tarafıma, evimde tebliğ edildi. Hayırlısı olsun. Zaten bu yönetimde daire başkanlığı görevime devam etmeyeceğimi sosyal medyada da paylamıştım. Ancak kamunun bir işleyişi vardır.

Göreve atandığınız gibi görevden alınmanın da bir usulü vardır. İki genç zabıta memuru arkadaşımızın bana tebliğ yapması üst yönetime yakışmamıştır. Bugün saat 18.05’e kadar Tayyare Kültür Merkezindeki yerimdeydim.

Aklımızda bulunsun:


 

 Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler 

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

  

Belgesel


2 - 22 MAYIS >< Şişli Bomonti


 

21 Nisan 2026 Salı

Film


Sansür

  Yapımcılığını Atıf Yılmaz’ın, yönetmenliğini Behiç Ak’ın yaptığı “Sinemada Sansür – Siyah Perde” belgeselinin görüntü yönetmenliğini G. Mete Şener üstlendi. Türk sinemasındaki sansür uygulamalarını inceleyen bu yapım, 1993 yılında 5.Ankara Film Festivali En İyi Belgesel Ödülü’nü kazandı.

               

Palantir’in radarından çıkmanız imkânsız.

Palantir ve bir savaş tüccarının manifestosu
Özetle şirket, sahip olduğu veri analizi teknolojilerini; kimin tutuklanacağını, sınır dışı edileceğini veya hangi binanın bombalanacağını belirleyen ölümcül algoritmalara dönüştürerek, doğrudan burjuva devletlerinin kendisine, istihbarat örgütlerine ve Pentagon’a satarak para kazanıyor.

Ayrıca sıradan bir vatandaş olarak Palantir’e günlük hayatta maruz kalmama olasılığımızın bulunmadığını da unutmamak gerekiyor. Reklam engelleyici kullanarak, web sitelerindeki çerez (cookie) politikalarını reddederek veya telefonunuzdan birtakım uygulamaları silerek Palantir’in radarından çıkmanız imkânsız.

İşte böylesi karanlık bir sicile sahip olan Palantir'in paylaştığı 22 madde, ABD hegemonyasının krizlerine teknoloji tekelleri cephesinden verilen siyasi bir yanıt, hatta bir "tekno-emperyalist" doktrin niteliği taşıyor. İktisatçı Yanis Varoufakis’in de isabetli teşhisiyle, bu metin aslında elitlerin dünyayı kendi mülkleri gibi yönetmek istediği bir tür "tekno-feodalizm" manifestosu.  
 Cem Demirok   haber sol

aylık 30 TL’ye her yöne serbest istismar” yazdığı...


 

Ensar’ın sponsoruna AYM dersi

Vakıf, sorumluluktan kaçsa da yurttaşların tepkisinden kaçamadı. Vakfa tepki gösteren yurttaşlar, vakıf ile sponsorluk ilişkisi kuran şirketlere de tepki gösterdi. Tartışmalar devam ederken “Alanında Türkiye'nin en büyüğü” olarak tanımlanan bir telekomünikasyon şirketi, vakfın etkinliğine sponsor oldu. Sponsorluk anlaşmasının ardından bir yurttaş, “100 kontör, bir tecavüz aylık 30 TL’ye her yöne serbest istismar” yazdığı sosyal medya paylaşımı ile şirkete tepkisini dile getirdi.

Yurttaşa, “Şirket sahibinin kişilik haklarını ve ticari itibarını ağır bir biçimde ihlal ettiği” gerekçesiyle dava açıldı. Şirket tarafından açılan dava ile yurttaştan 20 bin TL’lik tazminat talep edildi.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VURGUSU

Şirketin başvurusu ile açılan davada Anadolu 13’üncü Asliye Hukuk Mahkemesi, yurttaşın tepkisini dile getirdiği paylaşımı, “İfade ve düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendirerek, “İletinin hoşa gitmeyen rahatsız edici niteliği olsa da eleştiri sınırları kapsamında kaldığı, davacının kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırı niteliğinde bulunmadığı kanaati ile” davanın reddine karar verdi. Şirketin avukatının karara yaptığı itiraz da reddedildi.  

Mustafa Bildircin   Birgün  

20 Nisan 2026 Pazartesi

İnternet Sunumu

        
Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği:
20'incisi 17 Mayıs 2026 Pazar günü
Türkiye'nin en eski uçurtma şenliği 20 yaşında!


 

sanayinin Nazileri nasıl güçlendirdiğini...

Hitler’den Trump’a işyerinde demokrasi mücadelesi

 Ama tarih derslerle doludur. Bu dersler, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından çıkarıldı. Çözüm mahkemelerden, etik kurallardan ya da şirketlerin sosyal sorumluluk projelerinden gelmedi. Çözüm doğrudan üretim alanlarından, fabrikalardan geldi.

Savaş sonrası Almanya’nın önemli isimlerinden sendikacı Otto Brenner, sanayinin Nazileri nasıl güçlendirdiğini yakından görmüştü. 1946’da Hannover’de büyük bir grev örgütledi: Bode-Panzer Grevi. 23 gün sonra kazandılar. Bu sadece ücret artışı değildi. Sendikalar, güçlü işyeri konseyleri kurdu ve şirket yönetiminde söz sahibi oldu. Bu modele “Mitbestimmung” yani birlikte yönetim adı verildi.

Güçlü bir işyeri demokrasisi, şirketlerin anti-demokratik güçlerle yan yana gelmesini engeller. Çalışanların söz sahibi olduğu bir yapı, ahlaki çöküşün önüne geçebilir.

 

 Üstelik bu tehlike önceden de görülmüştü. Çözüm de aslında ortadaydı. Birkaç yıl önce Google ve Amazon’da büyük protestolar patlak verdi. Çalışanlar, patronlarının dayattığı ahlak dışı projelere karşı çıktı. Söz hakkı istediler. İşyerinde demokrasi talep ettiler. Yöneticileri sorgulamak ve hesap sormak istediler.

Ama başarılı olamadılar. Teknoloji devleri, itirazı, katılımı ve demokrasiyi dışlayarak yollarına devam etti. Sonunda da geçen yılki o fotoğrafta yerlerini aldılar.

Ama çıkarılacak ders açık: işyerinde demokrasi, katılım, itiraz ve söz hakkı boş laflar değildir. Bunlar sadece insan kaynakları jargonunun parçası ya da sendikaların “can sıkıcı” talepleri değildir. Bunlar siyasi demokrasinin temel dayanağıdır. Aynı zamanda refahın ve toplumsal iyiliğin de güvencesidir. 
 
 Stan De SPIEGELAERE     Birgün

19 Nisan 2026 Pazar

2024 Nisan

 

Kimin günahı

 

Suçluluğun Ekonomisi: Kimin günahını taşıyoruz?

Bu bireysel suçluluk rejimi, politik düzlemde de kendini gösterir. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” dediği çağda, kolektif sorumluluklar giderek bireyselleştirilir. Sistemik sorunlar, bireysel çözümlerle adreslenir. Çevre krizi bunun en açık örneklerinden biri. Plastik tüketimimizi azaltmamız gerektiği sürekli hatırlatılır; ama küresel ölçekte üretim yapan şirketlerin sorumluluğu aynı görünürlükte tartışılmaz.

İzmir’de bu yaz yaşanan su kesintileri de benzer bir çerçevede okunabilir. Geceleri kesilen suyun ardından yapılan çağrı netti: “Duş sürenizi beş dakikaya indirin.” Bu çağrı, bireysel tasarrufu teşvik ederken, aynı zamanda sorumluluğu da bireyin omzuna yükler. Oysa su krizinin nedenleri, yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarıyla açıklanamayacak kadar yapısaldır. Sanayi politikaları, altyapı eksiklikleri, denetim mekanizmalarının zayıflığı gibi pek çok faktör devrededir. Buna rağmen suçluluk, en kolay yönlendirilebileceği yerde, yani bireyde yoğunlaşır. Çünkü birey, kendini değiştirebilir. Daha kısa duş alabilir, daha az tüketebilir, daha dikkatli yaşayabilir. Sistem ise daha dirençlidir; dönüşmesi daha zordur. Bu nedenle suçluluğun adresi, çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz biçimde kaydırılır.

Kafka’nın Josef K.’sı en azından suçunun ne olduğunu bilmiyordu. Biz ise sürekli değişen suç tanımlarıyla yaşıyoruz. Bugün yeterince hareket etmemek, yarın yanlış beslenmek, ertesi gün çevreye yeterince duyarlı olmamak… Her biri kendi içinde anlamlı olabilir; ancak hepsi bir araya geldiğinde, bireyi sürekli eksik ve suçlu hissettiren bir rejime dönüşür. Bu rejimde suçluluk, artık ahlaki bir kategori olmaktan çıkar; ekonomik ve politik bir araç haline gelir.  

Gülseren Aydın   Birgün

18 Nisan 2026 Cumartesi

Kdz. Ereğli AKM

H. Engin Öztabak [DEDE] (87), Kdz. Ereğli'de Fotoğrafçı
+ ×
Usta Eller Fotoğraf Sergisi / İ. Kerem Öztürk
Kdz. Ereğli AKM, 18 Nisan 2026






F: İbrahim Akyürek

15 Nisan 2026 Çarşamba

kültürle göz boyama

 
 Gündem yoğun diye doğanın çığlığını duymuyoruz!

Cultural washing: Kültürle göz boyama


Arundhati Roy, Hindistan’da çevreyi kirleten sponsorlara ve onlardan beslenen STK’lara karşı kaleme aldığı bir yazısında bu "aklama" yöntemine dikkat çeker:

“Sonsuz tüketim hayali sanat dünyasına da sızdı. 'Greenwashing' (yeşille göz boyama) ile gördüğümüz yöntemin bir benzerine artık 'cultural washing' (kültürle göz boyama) biçiminde tanık oluyoruz. (...) Dünyanın en büyük edebiyat festivallerini finanse edenler ormanlardaki yerli halkları yok ediyor. Maden şirketleri, bir yandan dünyayı yok ederken diğer yandan ifade özgürlüğünden medeni bir tarzda söz eden harikulade kimselerle festivalleri finanse ediyorlar. (...) Milyarlarıyla silahlanmış bu STK’lar, potansiyel devrimcileri ücretli aktivistlere dönüştürerek onları radikal bir meydan okumadan caydırırlar. Böylelikle de düşünme tarzları yumuşatılır. Farklı bir dünyayı tahayyül imkânlarımızın büyük kısmı ortadan kaldırılır."

Roy’un altını çizdiği gibi; ekolojik felaketin asıl sorumlularının STK’lar ve yandaş medya aracılığıyla aklanma çabası, sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında gerçekleşiyor. Çeşitli "fon"larla yapılan işlerle, sistemin çizdiği sınırların dışına çıkmadan "muhalifmiş" gibi yapılıyor.
Sarı çevrecilik

Sarı sendika olur da "sarı çevreci STK" olmaz mı? Elbette olur. Örneğin İstanbul’da geçtiğimiz yıllarda "7. Kıta" sloganıyla açılan 16. İstanbul Bienali’nin sponsorları arasında çevreyi en fazla kirleten şirketlerin olduğu ortaya çıkmış; bu ikiyüzlülüğü fark eden bazı sanatçılar bienali protesto etmişti. Pelin Cengiz’in belirttiği gibi, dev enerji şirketleri sadece Avrupa’da lobi faaliyetlerine milyonlarca euro harcayarak "kirletme hakkı" satın alıyorlar.

Özcan Yaman   Evrensel 

Film

 

9 Nisan 2026 Perşembe

YENİ / NİSAN 2026

Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl'in şöyle bir sloganı vardı: "Topraksız bir halk için halkı olmayan bir toprak." Avrupa emperyalizminin koca bir çağına dayanak olmuş slogan budur. Zygmunt Bauman 

8 Nisan 2026 Çarşamba

hayır

SPONSORUNUZU NASIL BİLİRSİNİZ?
ENKA - ENKA SANAT

Hangi sermaye? Hangi kalkınma?

Binlerce cilt kitap okusanız Türk sanayisinin büyüme dışa açılma haritasını (dış bağlantı ve siyasi bağlantılarının) hangi kurumlar ve isimlerle gelişiminin bu denli samimi itirafını başka bir kitapta okuyamazsınız!

ENKA, Enişte ve Kayınbiraderin kısaltılmışı, büyük şairimiz Yahya Kemal’le de akrabalar ve 80 sonrası Özallı yıllarda dış dünyada hızla büyüyen Şarık Tara’nın da bir üst yöneticisi tarafından gerçek bir hikayesi! Sovyet Rusya’da ilk AVM’leri açan adam, ki, o yıllarda gazetelerimiz övgüler dolusu manşetler atardı!   
 
 Nihat Genç    Veryansın

5 Nisan 2026 Pazar

madenler ve ortaklıklar

      
Sermaye, çevre ve emek denklemi  
Türkiye'deki büyük maden projeleri, yerli holdinglerin küresel maden devleriyle stratejik ortaklıklarıyla yürüyor. Bazı projeler ise tamamen yabancı sermaye elinde. Sermaye semirirken doğa ve yaşam alanları yok oluyor.  
 Özer Akdemir  Evrensel

 

4 Nisan 2026 Cumartesi

Cumhuriyet NATO'yu çok seviyor!


Eski NATO Genel Sekreter Yardımcısı Diriöz, 77. yaşına krizlerle giren NATO’yu değerlendirdi: ‘Trump’ın ileriye gideceğini sanmıyorum, temmuzdaki zirve Türkiye’ye faydalı olur’ 

NATO’nun temel stratejisinin caydırıcılık ve savunma olduğuna dikkat çeken Diriöz, Trump’ın tavrının caydırıcılığı baltaladığını söyledi. Diriöz, “Caydırıcılığın gerçekleşebilmesi, inandırıcı olabilmesi, bir saldırıyı önleyebilmesi için iki önemli unsur var. Birincisi imkân ve kabiliyetler: Top, tüfek, tank, savaş uçağı, savaş gemisi, bunların lojistik vasıtaları… İkincisi ise siyasi irade. NATO zirve bildirileri, bakanlar bildirileri bu yüzden önemli” dedi.

Bu noktada Trump’ın açıklamalarına işaret eden Diriöz, “Şimdi bir ülke kalkıp da ‘NATO işe yaramaz, kağıttan kaplan’ vesaire derse, bu, caydırıcılığı zaafa uğratır. Ancak neticede Avrupa'nın güvenlik bakımından tercihi, transatlantik boyutu muhafaza etmektir. Amerika'nın tercihi de ekonomik olarak kendine yakın olan Avrupa’yla rahat ilişkiler kurmaktır. Bu, ABD için ilave güç kaynağıdır. Onun için ben bu söylemlerin çok ileri gideceğini ve caydırıcılığın daha da zarar alacağı bir noktaya ulaşacağını sanmıyorum. Bu söylemler, hafif gaz vermek için ya da Hürmüz’le ilgili destek toplamak içindir” sözlerini sarf etti.

3 Nisan 2026 Cuma

Kadıköy

                                                                                                    
 

Kültür

 

Trump Şimdi Boğaz'da, Adana'da

NATO’nun Karanlık Arşivi

ABD, eskisi gibi toprak işgal edip sömürge kurmak yerine farklı bir yol izledi. Uluslararası ticareti, parayı ve güvenliği kendi etrafında toplayacak yeni bir emperyalist düzen kurdu. Bu yeni düzenin ekonomik ayağını Bretton Woods anlaşması, IMF ve Dünya Bankası oluşturdu. Tüm bu ekonomik sistemi ve ABD’nin yatırımlarını koruyacak silahlı güç görevini ise NATO üstlendi.

Savaş sonrası Amerikan emperyalizminin kurumsal temelleri, İkinci Paylaşım Savaşı henüz cephelerde devam ederken atılmaya başlandı. Temmuz 1944’te ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods kasabasında 44 müttefik ülkenin delegeleri konferans için bir araya geldi. Amerikan sanayisinin devasa üretim fazlasını eritebilecek açık, istikrarlı ve güvenilir bir küresel pazarın inşası; bu konferansın temel amacını oluşturmaktaydı. Konferans ile birlikte dolar, küresel ticaretin ve rezervlerin merkezi haline geldi.
 
Uğurcan Yıldız   El Yazmaları

 

2 Nisan 2026 Perşembe

TÜYAP’a yapışmış bir aparat.

Yayınevi Emekçileri ve Dayanışma: Hangi Yayıncılar Birliği?

Oysa 1980’lerin ortası ve 1990’lardan itibaren yayınevi profili radikal bir şekilde değişti. Öncelikle prestij yayıncılığı dışında bu alana girmeyen bankaların yaygın kültür yayıncılığına girdiğini görüyoruz. YKY bu anlamda Enis Batur yönetmenliğinde en önemli örnektir. 1980 sonrası dönüşen yeni değerler (yeni bireycilik, postmodernizm vb) varolan yayınevlerini de önemli ölçüde değiştirdi. Orhan Pamuk’un ilk göründüğü Can Yayınları bu anlamda ilk örnektir. Deniz Gezmiş ve kuşağını anlatan “Gülünün Solduğu Akşam” ile 68 kuşağından Erdal Öz’ün kurduğu yayınevini yüksek tirajlara taşırken, Pamuk’un Kara Kitap’ı bir edebiyat olayına dönüşecektir. Ve döneme uyumlanan başka şanslı yayınevleri gelecektir arkasından…

 Literatür gibi 1990’ların iktisat-işletme fakültelerine İngilizce ders kitapları satan şirketten gelen bir başkan, neredeyse her dönem ana akımın içinde olan yazar, edebiyatçı bir yönetici. Ve yıllardır değişmeyen bir yönetim.  Niye değişmez? Arkadan genç kadrolar mı gelmiyor? Sanki TÜYAP’a yapışmış bir aparat. Siz gerçekten inanıyor musunuz bu birliğin bir meslek örgütü olduğunu ve yayınevi emekçileriyle dayanaşacağını. Güldürmeyin! Bunlar yayınevlerinin TÜSİAD’ı olmasın? 
Yıldırım Tutmaz    Ek Dergi

31 Mart 2026 Salı

Bekgeselci

Polis yalanladı, savcı itibar etmedi

Hakan’ı darp eden iki saldırgan hakkında hazırlanan iddianame, Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

İki saldırgan iddianamede “kasten öldürme” ile suçlanıyor, ikisi de tutuklu.

Soruşturma kapsamında, Hakan’ın Güzelyurt Metrobüs durağından inip olayın gerçekleştiği son yer ve devamında ambulans ile sevk edildiği hastane içini gören toplam 63 adet kamera görüntüsü incelendi, bu kameralardan o sırada görüntü çekmiş olan 49’undan yaklaşık 1565 dakikalık görüntü incelendi ve olayla ilgisi olan 310 dakikalık görüntü tespit edilerek dosyaya eklendi.

Saldırganlardan Abdurrahman Murat ifadesinde, Hakan’ın kendisine küfür ettiğini, sokağa idrarını yaptığını ileri sürdü. Olay yerinde görevli polis memuru E.N.Y. ise bu iddianın aksine, sokağa vardıklarında gittiklerinde Hakan’ın pantolonunun giyinik olduğunu söyledi.

Saldırgan Adnan Şahin de Hakan’a vurmadığını, “durumunu kontrol etmek için başından tuttuğunu” iddia etti.

Olay yerine gelen ambulans ekibinden S.Ç. ifadesinde, Hakan’ın başında kırık tespit ettiklerini ve bilincinin yerinde olmadığını söyledi.

Ayça Söylemez   Birgün 

30 Mart 2026 Pazartesi

Kibar sansür

Kuirfest’ten İKSV’ye açık ihtar
  “Kültürel alanın nezaketle daraltıldığı, sansürün bürokratik zarafetle paketlendiği bir eşikteyiz. İstanbul Film Festivali yönetiminin ‘Nerdesin Aşkım?’ seçkisini geçtiğimiz sene verdikleri teminata rağmen katalogdan silme kararı, artık kurumsal bir tercih olarak okunmamalı; Türkiye’nin en köklü sanat kurumunun, devletin makbul vatandaş ve kutsal aile sınırlarına kendi elleriyle hizalanma beyanı olarak kabul edilmelidir. Bu sessiz geri çekiliş, kuir varoluşu bir estetik zenginlik olarak gören politik riskten arındırılmış estetik yaklaşımın, gerçek bir siyasal kuşatma karşısında nasıl hızla tasfiye memurluğuna soyunduğunu belgelemektedir."

 “İstanbul Kültür Sanat Vakfı yönetimine hatırlatırız: Meşruiyetiniz, gösterdiğiniz filmlerin şöhretinden değil; sanatsal özgürlüğün barikatı olma iradenizden gelir. Kuir sinemayı riskli içerik olarak kapı dışı edenler, sinemanın tarihsel misyonundan çok uzakta, yalnızca onun konforundan yana pozisyon almaktadır. Bu bir davetten çok öte bir hatırlatma: Bizler, perdenin arkasındaki bürokratik oyunları teşhir etmeye ve daraltılan her alanı dayanışmayla yeniden kurmaya kararlıyız. Sizin serpiştirilmiş sessizliğinize karşı bizim örgütlü sesimiz var. Perdeyi aşan ve perdeden taşan hayatlarımız, hiçbir kurumsal listenin onayına muhtaç değildir! Buradayız aşkım! Ve hiçbir yere gitmiyoruz.”

‘malum film’

  

Ya sıra dayağı ya direniş!

O günlerde beni en çok dehşete düşüren şeylerden biri, dönemin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanının bir basın toplantısında Kanun Hükmü’nden ‘malum film’ diye söz etmesiydi. Ana ‘muhalefet’ partili belediye başkanı, filmi izlememişti bile! Yani, adını bildirmeden kendisine izletseniz hangi film olduğunu bilemeyeceği bir çalışmayı, iktidarın ayak izlerinden giderek mahkûm ediyor, AKP’nin adaletsizlik ve hukuksuzlukla nam salmış adalet ve hukuk anlayışını sorgusuz sualsiz yeniden üretiyordu.

Bunun üzerine, olayla ilgili yazılarımda bu başkandan ‘malum başkan’ diye bahsetmeye başladım; belki kulağına gider, azıcık empati kurar da özür diler umuduyla: 

Uğur Kutay   Birgün

29 Mart 2026 Pazar

rezilliğin de ortağı:

AKP bu rezilliğin de ortağı: Trump'ın 'Barış Kurulu' Filistin direnişini 'terörist' ilan etti, İsrail canı isterse Gazze'den çekilecek
Erdoğan’ın kurucu üyesi olduğu Trump’ın “Barış Kurulu” Hamas’a yeni planını sundu. İsrail’in Gazze’den tam çekilmesini garanti etmeyen plan, Filistin devletinden de söz etmiyor. Gazze’ye yakıt girişi ve yeniden inşanın başlaması ancak direnişin tam silahsızlanması koşuluna bağlanıyor. Hamas’ın “geç olmadan” kabul etmesi istenen, tekliften çok tehdide benzeyen plan direnişi de “terörist” ilan ediyor.