"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

6 Şubat 2026 Cuma

ve ‘‘olası kast’’

 

Deprem ve ‘‘olası kast’’

Oysa ki, devletin vatandaşların yaşam hakkını korumayla ilgili pozitif bir yükümlülüğü olduğu Anayasa’nın ilgili maddesiyle düzenlenmiştir. 

Bu konuda hep şu örneği veririm: Örneğin otomobilinizle yola çıkmadan önce emniyet kemerini bağlamak, hatta aracınızdaki herkesin (arka koltukta bile) bağlamasını sağlamak, kanunla zorunlu hale getirilmiş ve bu hususun ihlâli cezaya tabidir. Bu, "devletin, vatandaşının yaşamını korumak ve gözetmesiyle" ilgili en tipik yaptırımıdır.

Ne devlet "Bana ne ya? Takmayan olası bir kazada ölümü göze alır" deme hakkına sahiptir, ne de vatandaş "Devlet ne karışır ya? İstersem takarım istemezsem takmam." deme lüksüne.

İşte tam da bu yüzden, yukarıda sözünü ettiğim "...neticenin gerçekleşmesini göze alarak ‘olursa olsun’ şeklinde düşünerek bir fiilin gerçekleşmesi..." durumuna yani "olası kasta" dikkat çekmek gerekir.

6 Şubat depremleri de 1999’da yaşadığımız büyük Marmara Depremi de, Soma katliamı da, Sakarya havai fişek fabrikası patlaması da, Rize - Kastamonu gibi yerlerde yaşadığımız büyük sel felaketleri de, Kartalkaya yangını da, devasa orman yangınları da, Suruç ve Ankara Garı katliamları da, Çorlu toplu tren katliamı da, hepsi "devletin önleme sorumluluğunu yerine getirmediği ve bu yüzden göz göre göre insanların yaşamının hiçe sayıldığı" cinayetlerdir.     

 Zafer Arapkirli   Birgün   

5 Şubat 2026 Perşembe

Hasan Kaçan

Yıl 2018
      
2018'deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi çıkarılan imar barışı reklamı sosyal medyada yeniden gündem oldu.

4 Şubat 2026 Çarşamba

Turizmciler…

 

Turizmciler… Ekmekleriyle Oynanıyor, Ses Yok!

Bir esnafın, bir işçinin ekmek parası kazandığı yere kötülük yapılsa anında tepki beklersiniz. Turizm şirketlerinin (büyük, çok büyük boy olanlarını saymıyorum) tanıtımlarına bakıyorum, tura/sefere çıkacakları ülkeler kan revan içinde ses yok. Seferden döndükleri, kaynaştıkları, ekmek parası kazandıkları topraklar, insanlar perişan. Yine ses yok.

Müşteri avına çıktıkları tanıtımlarının, duyurularının bir yerinde barış özlemlerini neden belirtmezler. Önceden gezdikleri ülkelerin insanları acılı günler yaşamışlarsa bir satırlık üzüntülerini, anılarını paylaşsalar…O da yok!

Ancak şunlar var:: İsrail İran'ı tepeliyor başlık: "Turizmde savaş gölgesi", otel yanmış, sektör temsilcisi kaygılı: "Yangın haberi hedef pazarlara kadar yayıldı, dünyada bize güven kaybı var". Bir gazete hadi araştıralım demiş (haftalık Oksijen): "16 kayak merkezinden sadece 3'ünde itfaiye var."

Kimi liberal, kimi çağdaş, kimi devrimci, kimi sadece tüccar her kimsen turizmci arkadaş Küba seferini şimdiden açıkladın... Takvimini 1 Mayıs’a da ayarladın. İran için hazırlıkların da tamam. Bugünlerde her iki ekmek yolun da sıkıntılı. Ya “Coğrafya kaderim/kısmetim”, elimden ne gelir de bilelim; ya da ekmeğimle oynamayın de. Barış/kardeşlik, en azından ekmek paran adına çok değil iki satır ses çıkar. Tur aracına bir füzenin isabet etme yüzdesi şimdilik çok düşük de olsa yine ses ver.

Bu arada memleketin dağını taşını, havasını suyunu, tarihini gezdirerek ekmeğini kazanıyorsun. Milli ve dini günlerde kes-yapıştır görsellerle sevgini, fikrini de gösteriyorsun. Ama ekmeğine, memleketine kötülük ederek devleşen şirketlere tanıtımlarında iki çift sözün yok.

Yarısı çocuk Kartalkaya'da otelde insan kıyımı yaşandı. Turizm piyasasında, sektöründe üzüntü, kaygı paylaşımı, denetim istemi, acılı ailelerle dayanışma sesi çıktı mı?

Çok gezen Sabit Kalfagil hocamızın biz fotoğrafçılara ayak üstü tavsiyesi vardı bir zamanlar, yalvarırcasına: “Ne olur tarihi yapıların dibindeki telleri, direkleri, çöp kutularını da çerçevenize alın.” 

Hocamız gezip tozarken çevrenize eleştiren, sorgulayan gözle bakın demek istiyor. Güzel ile çirkini, barış ile savaşı birlikte görün demek istiyor.

Bir zamanlar liselerdeki tartışmalardan biri, "Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" başlığı altında yapılırdı. Çok okuyandan umudumu kesmedim ama; bizim fotoğrafçılara, çok gezenlere bakınca durum berbat.

Bu yazının taslağı üzerinde son kez düşünürken Postseyyah Kooperatifinin ‘İran’da Savaş’a Hayır!’ ortak sesine denk geldim. Çağrı seyyahlara, seyahat yazarlarına ve fotoğrafçılara yapılmış. 

 İbrahim Akyürek,   Şubat 2026

Gezi

 Postseyyah, dünyayı, doğayı, kültürleri görsel ve düşünsel bir çerçeve çizerek ele alan fotoğrafçı ve yazarların bir araya gelip çalışmalarını sundukları bir kooperatiftir. 

2 Şubat 2026 Pazartesi

Dinle

MİRAT'IN PUSLU FOTOĞRAF ATLASI

 

seyredilen

   Reklamlar 

SEYREDİLEN KADINLAR

Erkek egemen toplumlarda ve bu toplumların sanatında erkek seyreden, kadın ise seyredilendir. Bu durum özellikle Avrupa resminde ortaya çıkar. Avrupa resminde kadın seyredilen, edilgen bir varlıktır. Pek çok ünlü tabloda kadın model doğrudan izleyicisi olan erkeklere bakarak poz verir. Berger’e göre Hint, İran, Afrika ve Amerika yerlilerinin resimlerindeki kadınlar edilgen değillerdir, yanlarındaki erkeğe bakarlar.* Bence eski Mısır ve geleneksel Türk resminde de kadın edilgen değildir, resimdekiler birbirlerine bakarlar. Avrupa sanatında ise kadın edilgendir. Tablonun alıcısına, onu seyreden erkek müşteriye bakar. Pek çok ünlü tabloda kadınlar poz verirler, kendilerini sergilerler. Hint ve benzeri kültürlerin resimlerinde de poz verme vardır ancak kadın ve erkek birlikte poz verirler, kadının pozdaki payı yüzde 50’dir. Ama Batı tarzı bir nüde, kadın tek başına izleyicisine poz vermektedir. Söz konusu bu mantık çağdaş reklamlarda kısmen de olsa ortaya çıkmaktadır. Reklamdaki kadınlar ve erkekler birbirlerine değil izleyicilere bakarlar. 

Erkek egemen düzende erkeğin seyreden, kadının ise seyredilen bir varlık olarak algılanması resim dışında kadınlar üzerinde bir baskı oluşturur. Kadın her zaman vücuduna, kilosuna, kıyafetine, saçlarına, davranışlarına dikkat etmek zorundadır. Kadın sürekli olarak kendini başkalarına beğendirmek zorundadır.     

REKLAMDA MANİPÜLASYON

Birçok reklam, ürünü tanıtmakla yetinmeyip manipülatif bir dil kullanır, yani tüketiciyi alttan alta o malı almaya yönlendirir. Reklam öyle olmalıdır ki tüketici o reklama bakarken kendi yaşamında bir eksiklik hissetmelidir. Pek çok reklam manipülatif davranarak tüketiciyi huzursuz etmek ve şöyle hissetmesini sağlamak ister: Eğer bu ve benzeri ürünler sende yoksa sen fakirsin, hatta bir hiçsin.* En kısa zamanda buna sahip olmalısın. O arabanın, o evin içinde sınıf atlamış olursun. (Burada mış gibi bir sınıf atlama söz konusudur.) 

Üstün Dökmen   Cumhuriyet

                                     

Edebiyat Günleri

 


PATRON kendini işçi gibi, işçi dostu gibi hissederse!

  

İşçi burjuva olamaz

Burjuva: “Kentlerde yaşayan, üretim araçlarını ellerinde bulunduran ve kendi başına üretim ve kazanç yollarında çalışarak kendine oldukça geniş bir geçim sağlayan kimse.” Bu tanım eksik.

Bu tanıma uygun kişiye halkın dilinde “patron” denir. Ama Marksizmin tanımına göre “Kârın kaynağı olan işçinin çalıştığı süre boyunca ürettiği değerin kendisine ödenmeyen kısmı, yani artı değer sömürüsüdür”.

Bu tanımı iyice açıp okuyacak olursak: Üretim aracı patrona ait olan işyerinde çalışan bir işçi yarattığı değerin karşılığı olan parayı kapitalist düzenin zorunlu gereği olarak patronla eşit olarak paylaşamaz. Patron bu kârın büyük bir bölümüne el koyarak az bölümünü ücret olarak işçiye öder ki buna sosyalist ilkelere göre sömürü adı verilir.

İşçi veya emekçinin TDK’ye göre tanımı: Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse. Çalışan bir işçi.”

   Durum anlaşılmıştır: Burjuva patrondur; patron burjuvadır. O halde işçi burjuva olamadığı gibi, burjuva da işçi olamaz. Ona patron denir. Anlaştık mı? Anlaştık! Jean-Paul Sartre’ın tanımına göre “İşçi burjuva olamaz!” demek “Bir işçi kendini burjuva gibi hissedemez!” anlamına geliyor. Buna göre bir işçi kendini burjuva gibi hissediyorsa bu adama bizim mahallede “kafadan kontak” denir.  

 Özdemir İnce   Cumhuriyet

                                   

1 Şubat 2026 Pazar

İzmir

Bit pazarından çıkan bellek: TARİŞ Direnişi’nin hiç bilinmeyen fotoğrafları bulundu Kavel Alpaslan (Evrensel)


Bornova’da yaşayan Tiyatrocu ve Oyun Yazarı Kazım Başer, antika tutkusuyla uzun yıllardır şehirdeki bit pazarlarını dolaşıyor. Günlerden bir gün, farklı eşyaların bulunduğu bir tezgahta büyükçe bir kutunun içinde yer alan negatif fotoğraf filmlerini kurcalamaya başlar. Filmlerin tasnif edildiği zarfların üzerindeki ‘demokrasi mitingi’, ‘TARİŞ Direnişi’, ‘1 Mayıs’ gibi ifadeleri görür görmez, içinde ne olduğuna hiç bakmadan satın alır.

Daha önce de pazardan ‘Kanlı 1 Mayıs’ çıkmıştı

Militan bir işçi mücadelesi tarihini aydınlatan karelerin bit pazarından çıkıyor oluşu başlı başına dikkat çekici. Fakat işin ilginç tarafı geçtiğimiz yıl da Başer, yine bir bit pazarında kanlı 1 Mayıs 1977’nin daha önce hiç yayınlanmamış fotoğraflarına ulaşmıştı. Bu rastlantı hakkında düşüncelerini sorduğumuzda Başer şöyle yanıtladı:

İki kere üst üste böyle olması, bunu yine haber yapıyor olmamız sanki bir tesadüften çıkıyor ve daha ‘güdümlü’ bir şeymiş gibi görünüyor olabilir [gülüyor]. Ama ben yaklaşık 2009 yılından beri her hafta nerede varsa bit pazarına gidiyorum, dolaşıyorum. Her yerden antika, kitap, bir sürü malzeme topluyorum. Bu kadar süre içinde benim de şaşırdığım şey, iki yıl üst üste benzer konularda negatifleri bulmuş olmam. Ama buradan yola çıkınca da insan şunu düşünüyor: Kim bilir neler geliyor ve kaçıyor ki ben bir yıl içinde iki tane böyle tarihsel değeri olan negatifleri buldum. O yüzden ben de şaşırmıştım ama sadece yakın tarihte iki kere denk gelmesine şaşırdım. Yoksa bu işi yaptığım süreye vurduğumuzda normal.

                                                     

31 Ocak 2026 Cumartesi

Sansür

Hafızamız Siliniyor: İnternet Sansürlerinin Unutulma Hakkı Boyutu

 

Belgesel

Öğrenci İşi Bu - Bir Boğaziçi Direnişi Belgeseli

6 bölümlük bir seriden oluşan bu belgesel, yıldönümünden iki ay önce sosyal medya hesapları üzerinden duyurularak büyük ilgi topladı ve 4 Ocak 2026 tarihinde kolektif gösterimi yapılarak seyirciyle buluştu. Takibinde 12 Ocak tarihinde ise serinin ilk bölümü olan “Kayyumlar ve Yorgunlar”ın YouTube üzerinden yayınlanması büyük ses getirdi. İktidarın yıldırıcı sansür politikalarının mağduru bir Boğaziçi Direnişi belgeseli olan bu yapım yayınlanmasının üzerinden 24 saat geçmeden erişime engellendi ve paylaşılan YouTube hesabı ise hizmet şartlarını ihlal ettiği gerekçesi ile kapatıldı.
    Belki mezun olmaya yaklaştığım için belki de öğrenci kitlesinde eski birleşmeyi göremediğim için sık sık eski fotoğraflara ve anılara sığınarak geçirdiğim son günlerde bu belgeseli izlemek içimde yine buruk bir anıyı filizlendirdi. 2020 yılında büyük hayallerle ve umutlarla kapısından girdiğim okulumun bir gecede alınan kararlar yüzünden yüzlerce arkadaşımın canını yakan, bıktıran, eğitimden uzaklaştıran, içi boşaltılan, kültürsüzleştirilmeye çalışan bir alana dönüşmesi üzdüğü kadar öfkelendiriyor da. 
BÜFOK Bülten

Kulüp


BÜFOK Bülten - 30 Ocak 2026




30 Ocak 2026 Cuma

İfade Özgürlüğü

 

Sosyal medyaya, RTÜK benzeri denetleme kurulu getirilmesi gündemde!

AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısından, dijital alandaki sansürü yeni bir boyuta taşıyacak "Dijital Platformları Denetleme Kurulu" önerisi çıktı. 

Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın sunumuyla gündeme gelen düzenleme, radyo ve televizyonlardaki sansür aygıtı RTÜK’ün bir benzerini internetin tamamına yaymayı hedefliyor.

Toplantıda "gayriahlaki içerik" ve "sosyal doku" gibi kavramlar üzerinden savunulan bu yeni üst kurul, iktidarın sosyal medya ve internet mecrasına tümden denetim getirme isteğiyle yakından ilişkili.

Dev şirketleri inceleme raporundan çıkan sonuçlar

İktidar bu yeni baskı kurulunu inşa ederken, küresel sermayenin temsilcisi olan sosyal medya devlerinin de bu sürece zaten şu andan itibaren katkı sunduğu biliniyor. İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) yayımladığı “Dijital İtaat Rejimi” raporu, Facebook, X, YouTube ve TikTok gibi platformların kullanıcı haklarını değil, Türkiye’deki ticari çıkarlarını koruduğunu vurgulamış, bu bağlamda iktidarın "sansür aparatına" dönüştüğünü ortaya koymuştu:

28 Ocak 2026 Çarşamba

Çete

Migros  

 Özgür Özel'den Migros ve Yemeksepeti işçilerine destek, firmalara boykot gözdağı: Aklınızı başınıza toplayın, ya anlaşırsınız ya karşınızda bizi bulursunuz! 

 

2026 Ocak


 

Emekli

EYT’liler Dahil Edildi, Yaş Sınırı Yok: Emeklilere Ücretsiz Olan Yerler ve İndirim Avantajları


Yeni düzenlemeyle Efes Antik Kenti'nden Göbeklitepe'ye, Topkapı Sarayı'ndan Sümela Manastırı'na kadar tüm müze ve ören yerleri emeklilere ücretsiz. Devlet Tiyatroları'ndaki tüm oyunlar emekliler ücret ödemeden izleyebilecek. Tabiat parklar ve milli park giriş ücretleri de emekliye ücretsiz oldu.

Pek çok tesis konaklama ve yemek indirimi var.

Zonguldak

  

24 Ocak 2026 Cumartesi

23 Ocak 2026 Cuma

Devrek

Zonguldak’ın Devrek ilçesine bağlı Yağmurca Köyü sakinleri, bölgelerine yapılması planlanan Hidroelektrik Santral (HES) projelerine karşı kamuoyu bilgilendirme toplantısı düzenlemeye hazırlanıyor.“Doğamız kaybolmasın, suyumuz yok olmasın” sloganıyla hareket eden köylüler, 25 Ocak 2026 Pazar günü saat 14.00’te köy meydanında bir araya gelecek.
 
Yağmurca Köyü adına süreci yürüten Caner Gökçe, Devrek Kaymakamlığı’na yapılan başvurunun onaylandığını açıkladı. Gökçe, tüm yasal izinlerin alındığını belirterek, “Demokratik haklarımızı kullanmak üzere tüm hemşehrilerimizi birlik ve dayanışma içinde köy meydanına davet ediyoruz” dedi.
 
Köylüler, HES projelerinin doğaya, tarım alanlarına ve yaşam alanlarına zarar vereceğini savunarak, kültürel bağların ve komşuluk ilişkilerinin zedelenmemesi için seslerini yükselteceklerini ifade etti.

22 Ocak 2026 Perşembe

Dayanışma

 Başka Canımız Yok  

Gazeteci

 Bülent Kılıç / AFP



 

Sansür

 


İsrail Gazze’de 3’ü gazeteci 11 Filistinliyi katletti
 
Gazze’deki hükümet 3 gazetecinin ölümüyle İsrail’in saldırılarında yaşamını yitiren gazetecilerin sayısının 260’a yükseldiğini duyurdu.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’ndan Munir El-Burş’un El Cezire’ye verdiği demece göre katledilen üç gazeteci Mısır Gazze Yardım Komitesi için fotomuhabir olarak çalışıyordu ve yeni kurulan bir mülteci kampını belgeliyorlardı.

El Cezire’nin olay yerindeki ekibi, İsrail’in bu saldırısında 3 gazetecinin dışında bir kişinin daha öldüğünü bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı doğruladı, araçtakilerin “ordu hakkında istihbarat toplamak için” bir insansız hava aracı kullandıklarını iddia etti.


19 Ocak 2026 Pazartesi

İFSAK BLOG

Gülbiz Özdamar Akarçay

Unutulan Tarihin Görsel Temsilleri: 
Türkiye'nin Toplumsal Belleği Olarak 
Depophotos

18 Ocak 2026 Pazar

Sürekli

 

Sürekli başkalarının acısına bakmak bizi daha duyarlı yapar mı?

Neyse uzatmayalım, böyle kaya kaya bakarken İran ile ilgili bir haber geçtim, İtalyanca bir dil postu, ardından Trump’ı gördüm, bir işçi ile tartışıyor ve ona el hareketleri yapıyor, ardından bir konser, Londra’da bir senfoni orkestrası Türkçe bir şarkı çalıyor, ardından bir idam haberi ve hemen arkasından bir LGS kursu reklamı.  Ben az evvel ne okudum diyerek hemen birkaç önceki postu germeye çalıştım ve idam haberini bulup, okudum. İran’dan gelen yürek dağlayan önceki haberlerden biri değildi bu, bu bambaşka bir boyut aldığını gösteriyordu oradaki durumun. Sabah da cenazeleri teslim etmek için yüklü paralar istendiğini görmüş ve hatta İranlı iki arkadaşımın paylaştıkları makale ve haberleri okumuştum. Bilmiyor değildim, okumuştum hepsini, haberim vardı ama nasıl hayatıma bunları hiç bilmiyor gibi devam edebiliyordum, ne oluyordu bana? İçimi dağlayan bir haberin hemen ardından başka bir şeye nasıl geçebiliyordum?

Susan Sontag, başkalarının acısına bakmanın bizi kendiliğinden daha iyi, daha ahlaklı ya da daha duyarlı kılmadığını söylerken aslında bakmanın kendisini değil, bakmanın koşullarını tartışıyordu. Görüntünün tek başına etik bir eylem olmadığını, hatta çoğu zaman bir rahatlama işlevi gördüğünü hatırlatıyordu. Acıya bakarız, etkileniriz, sonra hayatımıza devam ederiz. Bugün bu döngü eskisinden çok daha hızlı. Acı, artık akışın içinde tüketilip geçilen bir durak gibi. Çünkü görmenin fazlası, anlamın aşınmasıyla sonuçlanabilir ancak. Sürekli maruz kalmak, duyarlılığı yönetilebilir, tolere edilebilir, hatta görmezden gelinebilir kılıyor sadece.  

Aslı Kotaman   T24

O yangın...

Bu ülkede 36’sı çocuk 78 insan göz göre göre yandı. Tek bir yetkili, sorumluluk üstlenmedi. Geride kalanlar yakınları unutulmasın, adalet yerini bulsun diye çırpınıyor. Kartalkaya faciasının yıldönümünde yalnız kalmamalılar.

 

ANMAK SORUMLULUKTUR

Kartalkaya’da yitirilenler için de birinci yıldönümü nedeniyle bir dizi anma gerçekleştirilecek. Onlardan ilki bugün saat 09.30’da Caddebostan Migros önünde başlayacak. Katılımcılar yapılan açıklamaların ardından sahilden Bostancı’ya doğru koşacak ya da yürüyecek.

Sadece onlar için değil, Maraş depreminde yitirilenler için de yapılacak bu koşu ve yürüyüş. Kartalkaya ailelerinin kurduğu “Başka Canımız Yok” platformu, ‘Adalet Peşinde Aileleri” ve ‘Şampiyon melekleri yaşatma derneği” ve KIZÇEV anmada yer alıyor. Anma için yapılan çağrıda şöyle denildi: “Bugün Kahraman Maraş merkezli depremlerde ve Kartalkaya’da yitirdiklerimizi anıyoruz. Anmak, yalnızca “başka canımız yok” diyerek yüksek sesle haykırmak değildir. Anmak, yalnızca “adalet arayan ailelerin” yanında olmak ya da “Şampiyon Melekleri yaşatmak” için çabalamak da değildir. Anmak, her şeyden önce ahlaki bir sorumluluktur. Olan biteni görmezden gelmek, susmak, unutmaya katkı sunmak demektir. Ve unutma başladığında, etik de yara alır.”

SAVAŞ

 

 Ukrayna / AP


                                  

17 Ocak 2026 Cumartesi

Sorumlu

                

Kartalkaya faciasında şüpheliydi: Bürokrat görevden alındı 

Gazeteci Alican Uludağ'ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma göre, Bülent Çınar Çavuş aynı zamanda dosyanın şüphelisi. Uludağ, "16 Aralık 2024 tarihinde otelde yapılan denetim sırasında yangın güvenliği ile ilgili hiçbir eksikliği tespit etmeden yangından bir gün sonra rapor düzenlemişlerdi" diye yazdı.

Katliamda sorumlu olarak gösterilen kurumlar arasında yer alan Kültür ve Turizm Bakanlığı, bürokratlarına soruşturma izni vermemişti. Danıştay Birinci Dairesi ise dokuz bakanlık personeline yönelik soruşturma izni verilmemesi kararını kaldırmıştı. Bu isimlerden biri de Bülent Çınar Çavuş’tu.

14 Ocak 2026 Çarşamba

Nöroloji

 

Beyin sağlığı ve akıllı telefonlar ile sosyal medya

Sosyal medya platformları insan beyninin ödül sistemini hedef alacak şekilde tasarlanıyor. Bildirimler, beğeniler ve kısa videolar anlık haz sağlıyor. Ancak bu sürekli uyarılma hali, uzun vadede dikkatin derinliğini azaltıyor. Odaklanmak zorlaşıyor, düşünceler kolay bölünüyor, zihinsel sabır giderek azalıyor. Bu tabloyla uyumlu olarak unutkanlığın erken dönemlerinde dikkat, planlama ve zihinsel esneklik en sık etkilenen alanlar olarak karşımıza çıkıyor.

Diğer önemli bir sorun, yüzeysel öğrenme. Bilgiyi kalıcı hafızaya almak için anlam, bağlam ve tekrar isteyen beyin, hız ve parçalanmış dikkat üzerine kurulu sosyal medyadan kaçınılmaz olarak olumsuz etkileniyor. Bir haberi okurken başka habere geçilmesi, videonun ortasında yenisinin başlaması, özellikle orta yaş ve sonrasında hafıza performansını olumsuz etkiliyor. Kitap okumak, tartışmak, problem çözmek gibi derin zihinsel faaliyetlerin yerini saatler süren kaydırmalar aldığında, bilişsel rezerv de giderek azalıyor.

Uyku ise çoğu zaman göz ardı edilen ama beyin sağlığı açısından kritik bir alan. Sosyal medyanın özellikle gece saatlerinde yoğun kullanılması, uyku süresini kısaltmakla kalmıyor; uykunun kalitesini de bozuyor. Zihinsel uyarılma ve sürekli tetikte olma hali, beynin dinlenmesini zorlaştırıyor.

 Tamer Yazar   Birgün

13 Ocak 2026 Salı

Taksim

 

2025

 ÇAĞDAŞ FOTOĞRAF SANATINDA BİR İFADE ARACI OLARAK TOPOĞRAFYA 

Mahmut Rıfkı Ünal

 SANATTA YETERLİK TEZİ   

Mayıs 2025   Sakarya Üniversitesi

11 Ocak 2026 Pazar

Çete:

Sağlıkta çeteleşmenin sonu yok: Radyoloji skandalları arka arkaya patladı

 

Kamu hastanelerinde radyoloji hizmetlerinin taşeron firmalara devredilmesiyle hazırlanan MR ve tomografi raporlarında tespit edilen hatalar yeniden gündemde. Hastaların karşı karşıya kaldıkları tek tehlike bu değil. Bilinçli olarak yapılan gereksiz ameliyatlar, sık tekrarlanan tetkikler doktorların ihmali ve hasta endişesiyle açıklanamaz noktada. AKP döneminde özelleştirilen hizmetler, sağlıkta "çeteleşmeyi" ve çürümeyi beraberinde getirdi.

2025 Kasım

 

10 Ocak 2026 Cumartesi

Kitap / Eski / 2016

"Geriye ne mi kaldı? Şimdi büyük bir kitle var, o sert babanın kendilerine yaşattığı olumsuz nice duyguyu bir kardeşinde yaratıp rahatlamaya çalışıyorlar... İşte kin tam da budur.(s.319)
Cemal Dindar

Sansür

          

Politik sinema yaşamalı


KURTULUŞ BAŞTİMAR:

Sinema politiktir. Çünkü işçinin, ezilenin, sesi bastırılmış halkların derdi vardır. Bu dert fısıldamaz; bastırıldıkça bağırır. O yüzden bu hikâyeleri anlatmanın yolu çoğu zaman bağırmaktır. Bu bağırma estetik bir tercih değil, sesi duyulmayan insanların isyanının doğal biçimidir ve politiktir. Filmimi tamamladığımda asıl mücadelenin başladığını gördüm. Çünkü politik bir film yapmak yetmiyor; o filmin seyirciyle buluşmasına izin verilmesi gerekiyor. Sansür artık sınırlı gösterimle, salon kısıtlamasıyla, seansların görünmez saatlere itilmesiyle, dağıtımın daraltılmasıyla geliyor. Yasak tabelası yok ama sonuç aynı: Ses kısılıyor.

Avrupa’daki büyük festivallerde de politik sinemanın alanı sistemli biçimde daraltılıyor. Kimse açıkça ‘politik sinema istemiyoruz’ demiyor; ama toplumsal çatışmayı doğrudan anlatan filmler ‘fazla sert’, ‘fazla bağıran’, ‘fazla net’ bulunuyor. Costa-Gavras’ın, Yılmaz Güney’in, Erden Kıral’ın sinemasını mümkün kılan o doğrudanlık bugün estetik bir kusur gibi sunuluyor.

Onun yerine bize tek bir estetik dil dayatılıyor: Uzun planlar, derin sessizlikler, içe kapanık karakterler… Politik bağlam hissedilecek ama asla açık edilmeyecek. Biraz bunalmışlık, kişisel çürüme, bolca etliye sütlüye dokunmama. Batı estetiğinin bugünkü adı budur: Politik olarak zararsızlaştırılmış sinema. Politik olanı içerikten koparıp biçime indirgeyen bu yaklaşım, sinemayı bir teknik egzersize çevirir. Kamera açıları konuşulur ama kimin sesi bastırılıyor konuşulmaz. Estetik tartışılır ama adaletsizlik kadrajın dışında bırakılır. Sinema susturulanların sesini büyütmek için vardır. Dayanışmayı kadrajın dışına iten, politik olanı görünmez kılan her sinema anlayışı iktidar estetiğine hizmet eder.    

 Tuğça Çelik   Birgün