"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

23 Mayıs 2026 Cumartesi

Derinlik, sabır ve sanatsal risk kârlı değildir.

Netflix’in Mikro-İtibarsızlığı

Her bölümü yalnızca 7 ila 10 dakika süren bu yapım, sürekli cliffhanger (gerilimli yarım bırakma), hızlandırılmış dramatik patlamalar ve bağımlılık üretmeye ayarlı bir dikkat ekonomisi ürünüdür. Bazıları bunu “suçluluk zevki” (guilty pleasure) diyerek savunacaktır. Savunmasın. Burada mesele kötü bir dizi izlemek değil, izleme alışkanlıklarının bilinçli biçimde yeniden programlanmasıdır. Sinemasal deneyimin metalaştırılması ve seyircinin giderek itibarsızlaştırılması tam da buradan başlar. Bir dönem “Sinema öldü mü?” sorusuyla Netflix’e mesafeli duranlar vardı. Sonra buna alışıldı. Bugün ise mesele alışkanlık değil, kültürel bir değer kaybıdır. Bu çürümeye karşı yeniden, daha yüksek sesle “dur” demek gerekiyor.

  Halka açık bir şirket olan Netflix’in hisse senedi; analistlerin çeyreklik abone artışı, etkileşim (engagement) ve kâr beklentilerine bağlıdır. Wall Street’in mantığı nettir: Derinlik, sabır ve sanatsal risk kârlı değildir. Hızlı tüketim, kolay bağımlılık ve düşük maliyet ise son derece kârlıdır. Netflix bugün, kendi yarattığı kısalmış dikkat süresini gerekçe göstererek aynı döngüyü yeniden üretmektedir. İzleyicinin sabrını tüketip sonra bu sabırsızlığı yeni norm olarak pazarlamaktadır.
  Daha sorunlu olan ise bu üretim rejimine gönüllü biçimde dahil olan yaratıcılardır. Kısa, formülleşmiş ve duygusal vurguya dayalı bu mikro-dizi üretimi giderek algoritmik bir standarda dönüşmektedir. Ve bu standart, insan emeğini hızla değersizleştirmektedir. Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’ın çok önce işaret ettiği gibi kültür, metalaşmanın en uç noktasına ulaşmıştır. "İzleyici böyle istiyor" savunması ise bir yanılsamadır; çünkü o talebi üreten bizzat sistemin kendisidir

Tuğçe Madayanti Şen   Birgün

22 Mayıs 2026 Cuma

İnternet

  

Monarşi



BİLGİ Üniversitesi'nin faaliyeti sonlandırılmış. Öğrenciler de devletleşmiş oldu, yani doğru Mimar Sinan'a... 

Bünyesinde Çağdaş Sanatlar Müzesi Koleksiyonu (İstanbul Santral) vardı, topluca gezmiştik. 

13 yıl önce Üniversite sahipliği el değiştirdi. Koleksiyon satışa çıktı. 

Vasıf Ortun onca tepkinin arasında o yıllarda "Kamuya güvenemiyorsun, özel sektör de hüsrana uğrattıysa, Türkiye'nin sanat belleğine ne olacak" demişti.

Gel de korkma!

Çoğu hissesi yabancı olan Garanti Bankası'na (Salt Fotoğraf Arşivi), Eczacıbaşı'na (İstanbul Modern Fotoğraf Arşivi, Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Merkezi) el konulursa...

facebook 

 


20 Mayıs 2026 Çarşamba

Zonguldak

 

Saat 17.00'de başlar, Süre 3 saat, Müzikal

güzel ali

 

Yüzlerce basın davasında beraat kararı veren benzersiz bir hâkim, Ali Güzel…

Yargı mensupları içinde köşe yazısı ve kitap yazanlar vardır ve bence bu çok da iyi bir şeydir. Böylece hâkimlerin de bir siyasi görüşü, toplumsal meselelerde tavrı olduğu bilinir, tartışılır, yargı kapalı kutu olmaktan çıkar. Ancak pek yaygın değil bu durum. Ali bey de bu tercihin ‘kanunen’ yasak olmadığını ancak çok heveskâr davranılmadığını belirtiyor. “Para kazanmak için mesleki kitap (içtihat içerikli) yazan çoktur da bilimsel içerikliye pek rastlanmaz.” Yargı mensuplarının çoğunun kültürel yaşamla vs bir irtibatlarının olmadığını anlatan çalışmalar var. Nedenlerden belki biri, taşrada geçirilen yıllar ve oradaki ilişki ağı tarafından sarmalanmak olabilir. Ama yalnızca biri. Sosyal yönün zayıflığı ister istemez kararlara da yansıyor. Bu arada, Ali bey bir yargı örgütlenmesinden kuruluş aşamasında teklif almış, ancak kabul etmemiş. Gerekçesi bende kalsın.

               

Dokuz yıl görev yaptığım Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, hatta görev yaptığım diğer mahkemelerde, basın davalarında hiçbir tutuklama kararı vermediğim gibi hiçbir mahkûmiyet kararı da vermedim. 158. ve 159. maddelerde tanımlanan suçlara ilişkin davalarda tutuklama, ülke genelinde de yok denecek kadar azdı. Tüm adli yargı kararlarında olduğu gibi, gerekçelerde uzun uzun teorik açıklamalara girmezdik. Zaten buna iş yoğunluğu, zaman yetersizliği ve ortamın elverişsizliği de engeldi. 

Ali Güzel’e göre;Özgür tartışma ortamında ifade olanağı sağlanması gereken ve kine, nefrete, şiddete, suça yönlendirmeyen ifadelerin karşı görüşlerle değil de, hapisle karşılanması kabul edilebilir değildir. Özetle en temel gerekçemiz, söz ya da yazının karşılığı hapis olmamalıydı…” 

Murat Sevinç   Diken

19 Mayıs 2026 Salı

Veda


Dün Ahmet Hoca’yı toprağa verdik. Ankara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi iletişim fakültelerinin dekanlarından, iletişim alanının tanınmış akademisyenlerinden, binlerce öğrencinin ve meslektaşının hayatına dokunmuş bilim insanlarından birini… Prof. Dr. Ahmet Tolungüç’ü… 
 L. Doğan Tılıç   Birgün
      

Ahmet Tolungüç: 1985-86 Dönemi AFSAD Başkanı
 

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Safranbolu


 

Ankara

 

Doktorunuz ve kuryeniz bir ESNAF, peki sanatçınız ne durumda!

 

Özel hastane patronları doymuyor

Özel hastane doktorlarına şirketler kurduruldu ve sanki “kendi hesabına ve bağımsız çalışanlar” imiş de özel hastaneler doktorlardan hizmet satın alıyormuş gibi yapıldı. Yani doktorlar o hastanenin çalışanı değil de o hastaneye dışarıdan hizmet satıyormuş gibi.

Böylece doktorlar 4/A’dan 4/B’ye, işçi statüsünden esnaf statüsüne geçirilmiş oldular.

Bina patronun; masa, sandalye, doktorun kullandığı her türlü alet, edevat patronun; doktorun hangi günlerde, hangi saatlerde çalışacağına patron karar veriyor, ücretini patron belirliyor ve fakat o doktor işçi değil, esnaf.

“Yaparsa AKP yapar!” durumu.

***

Peki AKP bunu niçin yaptı?

Çünkü böylece özel hastane patronları çalıştırdıkları doktorların SGK primleri, kıdem ve ihbar tazminatları, hastalık ve yıllık izinleri, iş güvencesi gibi bütün sosyal güvenlik “yüklerinden” kurtulmuş oldular.

Onlar bu yüklerden kurtulmuş oldular ama, tabii bir de madalyonun öbür yüzü var.

Özel hastane doktorları 4/A’dan 4/B’ye geçmekle sadece bir harf değiştirmiş olmadılar. Hem SGK primlerini artık kendileri yatırmak zorunda kaldılar, hem de hastalık ve yıllık izin, kıdem ve ihbar tazminatı, iş güvencesi gibi bütün sosyal güvenlik haklarını kaybetmiş oldular.

Kısacası özel hastane patronları kazandı, özel hastane doktorları kaybetti.

           

Ne zaman ki ekonomi dibe vurup Mehmet Şimşek Programı ile uçan kuştan, kaçan tavşandan vergi almak için hummalı bir çalışma başladı, o zaman işler değişti. Yıllardır özel hastanelerdeki bu çalışma biçimine göz yuman Maliye Bakanlığı birdenbire bu uygulama nedeniyle vergi kaybına uğradığını fark etti.

Bunun üzerine geçen sene yeni düzenleme yapıldı ve bütün özel hastane doktorları eskiden olduğu gibi 4/A kapsamına alındı. Yani artık özel hastanelerde doktorlara şirket kurdurup fatura kestirerek çalıştırma sona erecek. Yasal düzenleme geçen yıl yapıldı, uygulama bu yıl 1 Haziran tarihinden itibaren başlayacak. 

Osman Öztürk   Birgün

                                          

17 Mayıs 2026 Pazar

az zamanda ÇOK iş

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

İlk etken zaman baskısı

Profesöre göre, kazalardaki birincil etken zaman baskısı. Sonuçta hız artımı ve saldırgan sürüş, kırmızı ışık ihlalleri ve tehlikeli sollamalara yol açarken trafik kurallarına uyumu da azaltıyor.

İkinci önemli neden güvencesiz istihdam ve teşvik düzenlemeleri. Birçok kurye, saat başına ya da günlük çalışma karşılığı olarak değil, teslimat başına ücret alıyor. Güler, “Bu gig ekonomisi modeli. Gig ekonomisi, geleneksel tam zamanlı işler yerine kısa süreli, proje bazlı veya serbest çalışanlar ile işverenleri dijital platformlar üzerinden buluşturan esnek bir çalışma modeli.

Bu modelde bireyler kendi zamanlarını yöneterek, bağımsız yüklenici olarak geçici görevlerle gelir elde eder. Sonuçta kuryeler saat başına yapılan yolculuk sayısını en yüksek düzeye çıkarmaya zorlanır. 10-12 saati aşan uzun çalışma saatlerinden kaynaklanan yorgunluk durumu ortaya çıkar. Ramak kalma olayları ve küçük yaralanma-örselenmeler bildirilmez.”

Böylece güvenlik maliyetlerini şirketler değil, işçiler ve toplum karşılar.

 

Sen, problemsin.


 

Tüm zamanların suçlusu: İnsan

Küresel ısınma haber ve yorumlarında ısınmaya yol açan nedenler sıralanırken insan faaliyetlerinden söz etmek moda oldu.
 
Faaliyet içindeki insan çerçevesine hükümetler, devletler, şirketler giriyor mu?
 
Trafik kazaları, tükenmekte olan su kaynakları, kirlenen çevre olduğunda da tüm uyarılar insana seslenir. Bu konulardaki çağrılara, haberlere, broşürlere, söyleşilere egemen olan dil; biz sıradan insanların uyarılıp, eğitilmesini görev edinir. “Sivil toplum kuruluşları” da çalışmalarında bu egemen dili paylaşırlar. Şirket, devlet, yerel yönetim bürokrasisinin insanı çocuk yerine koyan, öğüt veren, neleri yapıp, nelerden kaçınmamızı sıralayan dilini çoğaltırlar.
 
Aşağıdakiler birbirini felaketlerin, sorunların ana nedeni olarak görür, işaret parmaklarını birbirine uzatarak; “terbiyeli ol, kurallara uy, denileni yap” der gibidir.
 
Daha yakınlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “bilinçsiz” su tüketimine dikkat çeken çizgili reklamları yayınlandı. Dişler fırçalanırken, çiçekler sulanırken, bulaşıklar yıkanırken uyulması gereken kurallar çocuklar üzerinden sıralandı. Toplumun çocuksuluğa geriletilerek kontrol altında tutulması sanki pekiştirilmek istendi. 
Şişli Belediyesi de “Damlaya Damlaya Çöl Olur” kampanyası başlattı. Belediye Başkanı, gazetesinde baştan suçluyu gösterdi: “50 yıldaki küresel ısınmanın nedeni yüzde 90 insan, küresel ısınmanın nedeni insanlığın gezegenimizi kötü ve müsrif kullanması”.
 
İzmir’in; Şişli’nin kocaman otellerinde, lüks evlerinde, dev alışveriş merkezlerinde, fabrikalarında, belediyenin-devletin su işleri bürokrasisinde hangi faaliyetlerin döndüğünü merak etmek üstümüze düşmeyen vazifelerdir.
 
İşyerimin bulunduğu binada ana giriş merdiveninin ışığını gündüz saatlerinde tasarruf adına söndüren Saadet Partili komşuma enerji piyasasında neler döndüğünü de merak etmesini; asıl, büyük tasarrufun böyle başlayabileceğini, bize günlük eziyet çektirmemesini anımsattığımda; “siyaset yapma” telkininde bulundu.
  
Siyasetin parçası olan enerji ve su kaynaklarının seçimi, alınacak önlemler konusunda karar vermeyi partili neferlere devreden, halk-millet-yurttaş denen büyük çoğunluğa da elektrik düğmeleri, su muslukları başında özverinin hazzı ile suçluluk duygusu arasında gidip gelmek kalıyor. Oysa, J.Baudrilard bize “suçluluk duygusu, felaketin doğal olarak bizde uyandırdığı haz etkisinin merkezcil dalgasından başka bir şey değil” demiş; felaketten değil, kötülükten yola çıkmamızı önermişti.
 
John McKnight
John McKnight, “Profesyoneller İktidarı” kitabında, kötülük düzeninin bizi hep suçlu, kusurlu hissettirmesini şu satırlarla açıklar;
 
“Servis sistemleri müşterisine şu üç fikri telkin etmektedir:
Sen kusuru, eksiği olan birisin
Sen, problemsin.
Sen, bir problem koleksiyonuna sahipsin.”


Belediye başkanınız, köşe yazarınız, öğretmeniniz, muhtarınız, çevreciniz, partiniz ister laikçi, ister şeriatçı, ister eski-yeni liberal olsun; nedenler ile sonuçlar arasındaki bağı kurmanıza kesinlikle izin verilmeyecek; kendinizi suçlu, kusurlu bulmanız araçsallaştırılmış akıl ve din oyunlarıyla garantiye alınacaktır.

Peki, bu arada Vatikan ve Diyanet İşleri ne işe yarar?
 
Daha geçenlerde Vatikan trafik kazalarıyla ilgili uyulması gereken 10 emir yayınladı. Hepsi araç başındaki kullara yönelik. Otomotıv endüstrisini, petrol şirketlerini, devletleri, hükümetleri, kiliseleri çekip çeviren bir avuç profesyonel azmana yönelik tek emir yok.
 
Erich Fromm, “Özgürlükten Kaçış” kitabında Protestanlığın insanda ruhsal olarak olarak hazırladığı çilecilik ve bireysel önemsizlik ruhunu kapitalizmin derinleştirdiğini savunur. Noam Chomsky de, “insanların kendilerini çaresiz hissetmeleri için büyük çabalar harcanıyor” demeden edemez (Amerikan Muhalifleri Konuşuyor).
 
Suçluluğu içimize aldığımızda ise, bizim gibi yaşayanlara büyüklük taslamak, iktidarı çoğaltarak aktarmak kaçınılmaz oluyor.
 
Görünmez İktidar artık duşun, musluğun, çamaşır makinasının, hortumun, diş fırçasının, “hayırsever” örgütlerin kampanyalarındadır.
 
İktidar oyunlarında ele kolay gelen, iknası en ucuz ve ne yazık ki en etkili araç sanatçıdır. Ali Poyrazoğlu, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde ve Alem FM’de, üşenmemiş evde suyu kurtarmanın 10 maddesini ciddi ciddi, uzun uzun açıklamış. Bu yolla ev başına 140 ton kurtarılabilirmiş.
 
Sanatçımız, bulaştığı ilişkilerin dayanıksızlığını, kabullendiği suçluluk duygusunu idealizme bulayıp okurunu-dinleyicisini terbiyelemeyi umuyor.
  
Oysa, Poyrazoğlu’nun kendine ve bize eziyet etmesine gerek yok. Çünkü, nükleer denemeleri o yapmadı, petrol, ilaç, otomotiv, silah, banka, medya devlerinin hisseleriyle O’nun doğrudan hiç ilişkisi olmadı.
  

 

 İbrahim Akyürek  2007  Sendika.org

Ayşe Acar / Cumhuriyet

 İnsan Çağı, felaketler çağı mı?

Antroposen olarak isimlendirilen ve İnsan Çağı anlamına gelen kavram bize gelecek hakkında çok şey söylüyor. Ancak insanın yeryüzünün işleyişini değiştiren bir jeolojik kuvvet olduğunu öne süren bu kavram tüm insanlığı işaret ederken kapitalizmin egemen sınıflarını gözardı ediyor.

                     

Antroposen nedir ve neden önemlidir?


Gazete Oksijen

NATO KAFA

 

NATO neden popüler kültüre ve sinema endüstrisine el atar!

3 Mayıs tarihli Guardian haberinde Brüksel, Los Angeles, Paris toplantılarının NATO’nun mesajlarını sinema ve televizyon aracılığıyla yayma girişimi olduğu yer alıyor. İrlandalı ödüllü senarist Alan O'Gorman, planlanan toplantıyı "skandal" olarak nitelendirerek şu ifadeleri kullanıyor: “Şu anda Avrupa genelinde savunma sistemlerimizin zayıfladığına dair bir korku yayılmaya çalışılıyor. Bunu İrlanda bağlamında görüyorum; burada bazı medya kuruluşları ve hükümet, NATO’yu olumlu bir şekilde sunmak ve kendimizi onlarla daha yakından uyumlu hale getirmek için baskı yapıyor.”

SENARİSTLER, YÖNETMENLER NATO KARARGAHINDA

Haberden öğreniyoruz ki; NATO’nun eğlence sektörüyle teması yeni değil. 2024’te aralarında ödüllü Friends dizisinin yazar ve yürütücü yapımcısının yanı sıra polisiye dizi Law & Order’dan bir yazar ve High Potential yapımında görev alan bir isim de aralarında  bulunduğu sekiz senarist, Washington merkezli Center for Strategic and International Studies tarafından Brüksel’deki NATO karargâhında ağırlandı.

Ekip, güvenlik politikaları hakkında bilgilendirilen grup, ziyaret kapsamında dönemin NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile de bir araya geldi.

NATO ORKESTRASI SWİNG DANS FESTİVALİNDE

 İbrahim Varlı   Birgün 

15 Mayıs 2026 Cuma

Amatör

Tokatlı fotoğrafçının ödülünün akıbeti belli oldu

Coruş geçen yıl Paris’te teknoloji devi Huawei’nin düzenlediği Uluslararası XMAGE Fotoğraf Yarışması’nda yaklaşık 725 bin fotoğrafçı arasında ikinci oldu. Fakat amatör fotoğrafçı vize alamadığı için ödül törenine katılamadı.

Ödülün (plaket ve sertifika) bu nedenle Paris’ten yollandığı fakat gümrükte imha edildiği öne sürülüyordu. Hatta bakanlık inceleme başlattı.

13 Mayıs 2026 Çarşamba

Zonguldak

 

Çok basit önlemler varken zoru başardılar.


301 madencinin öldüğü Soma’nın yıl dönümü 
Nefes’ten Nisanur Yıldırım’ın haberine göre, faciada oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden ve aynı zamanda Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı olan emekli madenci İsmail Çolak, oğlunun kaybını şöyle anlattı: “Biz evlatlarımızı kaybedince adaleti de göçükte bıraktık. Oğlum benim ilk göz ağrımdı, sevdamdı. Baba oğuldan öteydik. Aç kapitalizm, çocuğumuzu bizden kopardı. Çok basit önlemler varken zoru başardılar. İşçi sağlığı ve iş güvenliklerine dikkat etmiş olsalardı bunlar yaşanmazdı. Hiçbir işçi, iş yerlerinde öldürülmemeli. İnsanların çıkarılan madenlerden daha kıymetli olduğu anlaşılmalı.”

  

12 Mayıs 2026 Salı

Çaycuma

Hava değişimi nedeniyle
16 Mayıs Cumartesi gününe alındı. 
 

PROGRAM:

Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında Kültür Sanat Projesi 

Çelişkiler, Olasılıklar Ve Ütopyalar Arasında kültür sanat projesinin üç gün sürecek etkinlik programı 5,6,7 Haziran’da Soma ve Bergama’da gerçekleşiyor.

Çelişkiler, Olasılıklar Ve Ütopyalar Arasında kültür sanat projesi, 2014 yılındaki maden faciasından sonra akademik çabaların da merkezi haline gelen Soma’da kömürden çıkış, yenilenebilir enerjiye geçiş sürecini “çevre adaleti” kavramı etrafında ele alırken, Soma’ya yakın konumda bulunan Bergama ve Ayvalık’ta açılan yenilenebilir enerji santrallerinin yerele olan etkisini de “mülksüzleştirme” kavramı etrafında transdisipliner bir yöntemle ele alarak tartışıyor. 

                                     


2 - 22 MAYIS >< Şişli Bomonti


 

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Sansür

 

BBC'nin yayınlamadığı Gazze belgeseli BAFTA ödülü kazandı

Britanya’nın kamu yayıncısı BBC, 20 Haziran 2025’te Gazze’deki sağlık çalışanlarını konu alan ‘Gazze: Saldırı Altındaki Doktorlar’ adlı belgeselin yayınını ‘tarafsızlık ilkesiyle ilgili endişeleri’ gerekçe gösterip iptal etmişti. Belgesel bu iptal üzerine Channel 4 kanalında yayınlanmıştı.

Yapım şirketi ‘Basement Films’ belgeselin en az altı kez yayın tarihi aldığı ve kapsamlı denetim sürecinden geçtiğini aktarmıştı. Şirketin kurucusu Ben de Pear, BBC’yi gazeteciliğe engel olmak ve sesleri susturmakla suçlamıştı. Belgesel, ilk olarak BBC tarafından sipariş edilmişti.

Gazze belgeseli, BAFTA TV Ödülleri’nde ‘en iyi güncel olaylar yapımı’ ödülünü kazandı.

Savunma saldırıyor

 

 İsrail’e karşıyız dedikse o kadar da demedik 

Sayabildiğim kadarıyla, fuarda Türk şirketlerin 776 farklı standı vardı. Ev sahibi olarak doğal, en büyük katılımdı. Ancak söyledim ya... 1700’ün üzerindeki katılımcının geri kalanını 120’nin üzerindeki ülke oluşturuyordu. Elbette aralarında başta ABD ve İngiltere olmak üzere İsrail’in müttefikleri olanlar başı çekiyordu. Örnek olsun... ABD’den saydığım kadarıyla 133 şirketin standı, İngiltere’nin 46 standı vardı.

Gelelim asıl meseleye…

Mesela 1. salondaki İngiliz BAE Systems... Şirket; İsrail’in en büyük tedarikçilerinden biri. Savaş uçakları, mühimmatlar, füze fırlatma kitleri ve zırhlı araçlar için bileşenler de dahil olmak üzere çok sayıda savaş malzemesi satıyor. Beyaz fosfor imalinde kullanılan madde ithaliyle bile suçlanıyor.

Mesela 4. salondaki ABD’li L3Harris. Amerikan savunma devi L3Harris, İsrail ordusunun en büyük silah sağlayıcılarından. İsrail’in elindeki F-35 savaş uçakları için 1.600’den fazla bileşen üretiyor. Yakın zamanda İsrail ordusuna yeni tip bir hava saldırı aracı üretmek için anlaşma yaptı.

Mesela 1. salondaki İtalyan Leonardo. İsrail ordusunun M-346 eğitim uçaklarında, zırhlı savaş araçlarında, eğitim helikopterlerinde, donanma için deniz toplarında ve bunlara entegre koruma sistemlerinin geliştirilmesinde Leonardo’nun payı var.

  Bu fuar Türkiye’de değil İspanya’da olsa muhtemelen kapısının önünde binlerce protestocu olacaktı. İspanya hükümeti de İsrail karşıtlığı ile bilindiği için fuarı engellemese de protestoculara müsaade etmek durumunda kalacaktı.

Nereden biliyorsun, derseniz...

SAHA 2026’nın medya partneri Anadolu Ajansı’ndan (AA) derim. Ajansın arşivini açıyorum. BAE System yazıyorum. “İsrail’e silah satışı yapan İngiliz savunma şirketi BAE Systems, Londra’da protesto edildi” haberi beni karşılıyor. L3Harris yazıyorum. “Trump silah üretim hızının artırılması için savunma şirketleriyle görüştü” haberini okuyorum. Leonardo yazıyorum. “İsrail’e askeri malzeme satan şirketin Londra’daki merkezi kırmızı boyalarla protesto edildi” haberini görüyorum. Repkon yazıyorum. “ABD, İsrail’e 151.8 milyon dolarlık silah satışını onayladı” haberi var. Thales yazıyorum “İsrail’e silah satan Fransız şirketin Londra’daki merkezi kırmızı boyayla protesto edildi” haberi orada duruyor.  

Barış Terkoğlu   Cumhuriyet  

             

Gizli ticaretin tanığı anlattı: Sinyali kapattık, Mısır gösterip İsrail'e gittik, aldığımız yükü Türkiye'ye bıraktık

 

8 Mayıs 2026 Cuma

Planlı

 

Hakan Tosun cinayeti: Planlı hedef alma mı, kavga mı?

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF)’in Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu’nun kelimeleriyle, “Türkiye COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, yetkililer çevre sorunlarını haberleştirmeye adanmış bu gazeteci ve belgeselcinin ölümcül şekilde darp edilmesiyle ilgili iki şüphelinin tutuklanmasıyla yetinmemelidir. Yetkililer, bu vahşi suçun tüm gerçeğini — özellikle de cinayetin ardındaki motivasyonu — süratle ortaya çıkarmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalı; sorumluların kim olduğunu belirlemek amacıyla olayın gazetecilik faaliyetleriyle bağlantılı olabileceği ihtimalini de araştırmalıdır. Bu mücadele, ülkede medya çalışanlarına yönelik şiddetin giderek normalleşmesine karşı koyabilmek açısından daha da önem taşımaktadır.

 

              

Hakan Tosun’un neden saldırıya uğradığı dava süreci, belli ki sanık avukatları tarafından “karşılıklı atışma” üzerinden tartışılmaya devam edecek. Öldürenler belli, öldürülen belli.

Türkiye’de kentsel dönüşümle birlikte artan maden projeleri, kazalar, Kazdağları’ndaki orman kıyımı, işçi ve köylü direnişleri, baraj inşaatları ve Hatay’daki rezerv alanlar… Ekolojiye dair hemen her başlık dijital olarak belgelenmiş; çoğunun ardında Hakan Tosun’un kamerası var.

Onun ölümü basit bir kavga değil, çevre gazeteciliğiyle rahatsız ettiği çevrelerin araştırılmasını gerektiren simge bir dava niteliğinde.

Hakan Tosun’un ardında hem bir soruşturma dosyası hem de Türkiye’nin doğa ve kent mücadelelerinin eşsiz görsel arşivi kaldı. Tosun’un ölümünün ardındaki sis perdesi dağılması için neden öldürüldüğü sorusunu baki tutmalıyız, hem yılların emeğine sahip çıkmak hem de ailesini bu kavgada yalnız bırakmamak için. 

Özge Mumcu Aybars   kısa dalga

                


İtalya

 

Venedik Bienali ‘Gazze soykırımı’nı protesto greviyle başladı: Soykırım normalleştirilemez, İsrail bienalden çıkarılsın!

 

Grevin hedefi İsrail pavyonu ve çalışma koşulları

Eylem, hem kurumsal politikaları hem de çalışma koşullarını hedef alıyor.

ANGA tarafından yapılan çağrıda, Gazze’deki askeri operasyonları devam eden İsrail’in Bienal’e katılımının "soykırımın normalleştirilmesi" olduğu ifade edildi. İsrail’in etkinlikten tamamen çıkarılması talep edilirken protestoların odağında İsrail’e Arsenale’de tahsis edilen mekan var.

Grevin diğer bir temel motivasyonu ise sanat dünyasındaki güvencesiz emek sorunu. Sergi görevlileri, küratoryal asistanlar ve diğer saha çalışanlarının düşük ücretleri, geçici sözleşmeleri ve özlük haklarına dair talepler, İtalyan işçi sendikaları ADL Cobas, USB ve CUB tarafından destekleniyor.

Uluslararası jüri istifa etmişti

Bienal yönetimi, grevden önce de ciddi bir krizle karşı karşıya kalmış, nisan ayı sonunda Solange Oliveira Farkas başkanlığındaki Uluslararası Jüri üyeleri Zoe Butt, Elvira Dyangani Ose, Marta Kuzma ve Giovanna Zapperi toplu olarak istifa etmişti. Jüri üyelerinin istifasına İsrail ve Rusya’nın Venedik Bienali’ne katılımı konusundaki siyasi baskılar ve kurumun bu süreçteki tutumunun neden olduğu ifade edilmişti.

Bergama


7 Mayıs 2026 Perşembe

Haber

67sergi@gmail.com
 

Tanıdık


 

Bakan Göktaş'ın Belçika ziyareti tartışma yarattı: Karedeki 'tanıdık' isim 

Saraçhane eylemlerine katıldığı gerekçesiyle sağlık sorunlarına karşın 37 gün boyunca tutuklu kalan üniversite öğrencisi Esila Ayık, Bakan Göktaş’ın Belçika temaslarına tepki gösterdi.

Ayık, Türkiye’deki güncel sorunlara işaret ederek, "Bizzat bakanlığın sorumluluğu altında olan çocuklar yaşamdan koparılırken Bakan neden Belçika’da esnaf ziyaretinde?" sorusunu yöneltti.

EV SAHİPLERİ BAKANLA AYNI KAREDE

Eğitim hayatına burslu olarak Belçika’da devam eden Esila Ayık, Bakan Göktaş’ın esnaf ziyareti sırasında bir araya geldiği ve birlikte fotoğraf paylaştığı kişilerin, kendisinin Belçika’daki ev sahipleri olduğunu teşhis etti.

Ayık, bu isimlerin ve yakınlarının, kendisi cezaevindeyken arkadaş çevresine baskı uyguladığını ileri sürdü.

                              

2025: Esila Ayık gazetemize konuştu: 'Ölüm tehditleri aldım'