"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

11 Haziran 2026 Perşembe

'butlan'a karşı

 

Sanat dünyası, 'butlan'a karşı tek ses: Eserlerin hak sahiplerinden peş peşe tepkiler

''MEYDAN TÜRKÜSÜ'' ÇALINMIŞTI

Edip Akbayram'ın ailesi, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Merkezi'nde dün yaptığı konuşmada da Akbayram'ın "Meydan Türküsü" adlı şarkısının çalınmasına tepki göstererek eser hak sahipleri olarak Kılıçdaroğlu'nun etkinliklerinde şarkılarının çalınmasını yasakladı. 

Akbayram ailesinden yapılan açıklamada, "Edip Akbayram’ın yorumladığı eserlerin, kamuoyunda ‘mutlak butlan’ sürecinin temsilcisi veya destekleyicisi olarak görülen kişi, grup ve organizasyonlar tarafından siyasi etkinliklerde kullanılmasına izin vermediğimizi beyan eder, kamuoyunun bilgisine sunarız'' denildi. 

LİVANELİ VE BAĞCAN DUYURDU

Ünlü sanatçılar Zülfü Livaneli ve Selda Bağcan, Kılıçdaroğlu yönetimine eserlerini yasakladıklarını duyurdu. 

Livaneli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ''Butlanla gelen şu anki CHP Genel Merkezinin bestelerimi kullanmasına iznim yoktur'' dedi.  

Bağcan ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:  

"Butlanla gelen mevcut CHP Merkezinin; sesimi, bestelerimi ve kayıtlarımı herhangi bir etkinlikte, yayında ve siyasi çalışmada kullanmasına iznim yoktur."

PEŞ PEŞE YASAKLAR GELDİ

"Hak Hukuk Adalet" marşının bestecisi Ali Altay da ''Size geçmişte siyasi hayatınıza şarkılar ile hizmet vermiş bir sanatçı olarak kendimden, size oy vermesi için ikna ettiğim insanlardan, CHP ve Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten özür diliyorum'' ifadesini kullandı. 

Sanatçı Cahit Berkay da sosyal medya hesabından açıklama yaparak Kılıçdaroğlu yönetiminin şarkılarını çalmasına izin vermediğini açıkladı. 

Diğer yandan bugün sabah saatlerinde eserleri kullanılan sanatçılar Suavi ve Sabahat Akkiraz Kılıçdaroğlu'nun şarkılarını kullanmasına yasak getirdiğini bildirmişti. 

Sanatçı Onur Akın da parti için söylediği şarkıların kullanılmasını yasakladığını açıklamıştı. 

                                                 

2023

Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Furedi'nin Eleştirilere Cevabıyla Birlikte

İFSAK "Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu" iftiharla SUSAR!

 

Çıplak arama ve şiddetin çıplaklığı…

Oysa hepimiz biliyoruz ki zaman, farklı niyetlerle mevzuata konulan çeşitli kuralların iktidar tarafından psikolojik silah olarak kullanılmasını engelleyecek güvenilir bir denetim mekanizmasının zerre kadar işleyemediği tekinsizlik zamanı.

Karşı devrimini tekelindeki mahkemelerde usul usul gerçekleştiren bir iktidarın ne kadar ileri gidebileceğini endişeyle izlediğimiz şu dönemde Fatoş Pınar Türker’in mahkemede anlattıkları iktidarın gücünü kalleşlikten alan savaş taktiğini çok net tarif ediyor.

Devletin bir kurumu, bir insanı itaate ve iş birliğine zorlamak için onun bedeninin yanı sıra, kimliğine, ilişkilerine ve varlık amacına suikast düzenleyebiliyor.

Bu sıcak örnek muktedirlerin bugüne kadar iktidara gelmek için yaptıklarının deşifresi ve aynı zamanda da iktidarda kalmak için yapacaklarının teminatı.

Bir kadın mahkûmun hiç gerek yokken beden mahremiyetine yönelik bir müdahaleyle aşağılanmaya çalışılması kadar onun anneliği üzerinden tehdit edilmesi ve çocuklarına olan potansiyel zaafıyla sınanması da en kadim işkence yöntemlerinden biri. Türker’e sadece bir sanık olarak değil bir kadın ve bir anne olarak da hedefte olduğu en sert biçimiyle anlatılıyor. Ve tercihlerini buna göre belirlemesi isteniyor. 

 Mine Söğüt   T24

8 Haziran 2026 Pazartesi

Belgesel




duyulmayan bir ses çoğu zaman fark edilmez.


Sansürün evrimi: Yakılan kitaplardan görünmez haberlere

İnternet çağı öncesinde sansür üzerine düşündüğümüzde akla yasaklanan kitaplar, toplatılan gazeteler ve kapatılan yayınevleri gelirdi. Zamanla sansürün de iktidar kadar yaratıcı olduğunu, koşullara göre biçim değiştirdiğini gördük. Eskiden kitapları toplatıp meydanlarda yakanlar vardı, bugün ise "istenmeyen" haberlerin görünmez olması yeterli görülüyor. Araçlar değişse de amaç aynı kalıyor: Toplumun neyi bileceğin
 Algoritmalar çağında sansür

Bugün ise sansür çoğu zaman ne devlet memurunun kırmızı kaleminde ne de bir mahkeme mühründe karşımıza çıkıyor. Arama motorlarının sonuçlarında kaybolan haberler, dava tehdidi altında bırakılan gazeteciler, ekonomik baskılar nedeniyle sürdürülemez hale gelen araştırmalar ve sosyal medya algoritmaları aracılığıyla dolaşımı kısıtlanan içerikler yeni dönemin araçları haline geldi. Artık mesele bir haberi tamamen ortadan kaldırmak kadar, onun yeterince kişiye ulaşmasını engellemekten geçiyor.

Dijital çağın sansürü çoğu zaman sessiz ve gürültüsüz oluyor. Kitap yakmadan, yasak listeleri yayımlanmadan; bunun yerine haberleri gölgeleyip okuyucuya ulaşmasının önüne geçerek... Bu nedenle bu çağın sansürünün daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Zira susturulan bir ses fark edilir, ama duyulmayan bir ses çoğu zaman fark edilmez. 

Bahar Akpınar   Kısa Dalga

Sansür


 Soruşturmaya neden olan sözleri yayınlayan gazeteci:  'Koç Grubu'ndan bir isim videoyu kaldırın diyerek tehdit etti'

İzmir Amerikan Hastanesi açılış töreninde anlattığı ırkçı ve kadın düşmanı "fıkra" krize neden olan ve hakkında soruşturma başlatılan Rahmi Koç'un videosunu yayınlayan gazeteci açıklama yaptı.

İzmirli gazeteci Erhan Gülenç sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, videoyu kaldırması için tehdit edildiğini belirtti.

Gülenç, Koç Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutçu'nun kendisini arayıp "Derhal bu videoyu kaldırın" dediğini söyledi. Gülenç şöyle konuştu:

Bu videoyu biz çektik, biz yayınladık. Bu bizim gazetecilik anlamında onur duyacağımız bir yayın oldu. Bu videoyu yayınladıktan sonra Koç Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutçu olduğunu öğrendiğim biri WhatsApp’tan aradı. Bana ‘Derhal bu videoyu kaldırın’ dedi. Ben de kaldırmayacağımı söyledim. ‘Kaldırmazsanız çok kötü olur’ dedi. Ben de ‘Beni tehdit mi ediyorsunuz’ dedim. ‘İyi görürsünüz’ dedi ve kapattı telefonu. Daha sonra Ankara’dan gazeteci olduğunu söyleyen biri aradı. ‘Ömer Bey ve ailenin kaldırılmasıyla ilgili ricası var, lütfen bu videoyu kaldırabilir misiniz’ dedi. 'Koç Sağlık Grubu'ndan başka üst düzey bir yönetici arayıp, özür diledi'

Gülenç ardından Koç Sağlık Grubu'ndan üst düzey bir yöneticinin daha kendisini arayıp özür dilediğini de ifade etti:

Sonrasında beni Koç Sağlık Grubu'ndan üst düzey bir yönetici aradı. ‘Özür dileriz, tatsız bir konuşma olmuş. Biz burada Rahmi Bey aleyhine bir kampanya başlatılabileceğinden rahatsızız, belli bir yaşta insan, takdir sizin’ dedi. Ben de kapattım telefonu ve o videoyu kaldırmadım. Biz gazeteci olarak görevimizi yaptık. Bundan sonrası artık adaletin işi.

                                      

 

Rahmi Koç’un fıkrası ve paranın gücü

Haberi yayımlamayan az sayıdaki medya kuruluşu arasında Gazete Oksijen’in olması dikkat çekiciydi. Zira geçen hafta Koç Holding için “100. yıl gazetesi” adlı 40 sayfalık reklam eki çıkaran Oksijen, “Koç Holding'ten 150 milyon dolarlık sağlık yatırımı” haberinde ne fıkradan söz etti ne de Rahmi Koç hakkında soruşturma açılmasından… Paranın gücü, gazeteciliği yendi ama bereket hayli sınırlı kaldı etkisi…

6 Haziran 2026 Cumartesi

egemen sınıf kendini devlet biçiminde örgütlerken ...

 

 

 Devlet aklı aldatmacası 

İşte “devlet aklı”, devletin bekası için “hukukun dışına” çıkılmasını savunmayı “normalleştirmek” için üretilmiştir. Hukuk dışılık “devlet aklı” kavramıyla kitlelere bir üst aklın, üstün aklın kamu çıkarını gözetmesi diye sunulmaya çalışılmaktadır.

Bu daha çok devletlerin dönüşümünde, yönetenin devletleşmesinde, “partinin devletleşmesi ve devletin partileşmesi”nde görülen bir durumdur.

SINIF VE DEVLET

Devlet, egemen sınıfın kendini örgütleme biçimidir. Egemen sınıf kendini devlet biçiminde örgütlerken toplumu da kendi sınıf egemenliği altında örgütler. Böyle olduğu için de devlet son tahlilde egemen sınıfın, hatta çoğunlukla egemen sınıfın bir kesiminin öteki sınıflar üzerindeki baskı aracı, şiddet tekeli ve zorun toplamıdır. Bu arada “temsili demokrasi” de bütün bu ilişkiler ağını düzenleyen sistemdir.

Devlet zor ve baskıyı ihtiyaca göre ideolojik, siyasi, kültürel ya da askeri yollarla sürekli kılmaya çalışır. Böylece hem egemen sınıfın kendi iç çelişkilerini uzlaştırarak egemen sınıfın birliğini sağlar hem de öteki sınıfları egemen sınıfa tabi kılar. Bu tabi kılma işinde ideolojik aygıtlar ve hegemonya kritik önemdedir; birlikte “toplumun ortak çıkarı” algısını oluştururlar. (Haluk Yurtsever, Sınıf Savaşları ve Devlet, Yordam, 2006)

Dolayısıyla “toplumun ortak çıkarı ile devletin çıkarı ve bekası nedeniyle hukukun dışına çıkabilme durumuna” işaret eden “hikmeti hükümet”, gerçekte egemen sınıfın çıkarı ve bekası içindir.

 Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet 

Güncelleşen:

12 Eylül 1980 darbesinin 
ekonomi ayağı:

12 Eylül harekatından önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık. Bu da karar almak, yasa ya da yönetmelik çıkarmak için aylar geçmesini gerektiriyordu. Yani her şey güç ve uzun zaman içinde gerçekleştiriliyor, her şeye politik açıdan bakılıyordu. Ekonomik yaklaşım hep arkadan geliyordu. Askeri yönetim altında fark, alınan kararların parlamentodan geçmesi gibi bir zorunluluk olmadığından çok hızlı hareket edilebiliyor. Ve üstelik askeri yönetim yanlış yapsa bile bunu kısa sürede düzeltebiliyor.”
Rahmi Koç 
26 Ocak 1982  Cumhuriyet Gazetesi
     

Temiz Eller - Hakan Gürsoytrak   

5 Haziran 2026 Cuma

İnternet

Soma, Bergama ve Ayvalık’

Kömürün gölgesinde dönüşüm tartışması

Kömürden çıkış, enerji dönüşümü ve çevre adaleti tartışmaları, bu kez kültür ve sanatın diliyle Soma, Bergama ve Ayvalık’ta gündeme taşınacak. “Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” başlıklı proje kapsamında 5-7 Haziran tarihleri arasında panel, sergi, film gösterimi ve sanatçı buluşmaları düzenlenecek.

Program, yarın yani 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Bergama Kültür Merkezi’nde başlayacak. Soma, Bergama ve Ayvalık’tan çocukların hazırladığı “Başka Bir Dünya” resim sergisinin açılışının ardından “Enerji Coğrafyaları: Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler” başlıklı panel gerçekleştirilecek. Proje kapsamında üretilen eserlerden oluşan ve küratörlüğünü Günseli Baki’nin üstlendiği “İhtimal Eşikleri” sergisi de Bergama Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda ziyaretçilerle buluşacak.
                                                         

4 Haziran 2026 Perşembe

Sömürge Valisi

 

 Operasyonun dış ayağı 

Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.

Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecektir” dedi.

ABD İMAMOĞLU’NU KURTARABİLİR Mİ?

13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.

Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü...

Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.

Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar.

 Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet 

             


  Biraz da komplo teorisi 

Karaveli şimdi ne öneriyor?  Yine, CHP’nin seçkinci laik ve dine uzak bir tutumla halk desteği kazanmakta zorlandığını iddia ediyor. Çünkü, Türkiye’nin siyasi geçmişi, düzene karşı çıkan hareketlerin soldan değil, sağdan başarı kazandığını gösteriyormuş. Tam Özel, Karaveli’nin yapamaz dediğini yapmaya başlamışken “Özel ayağa kalksın, yeni bir çatı parti kursun” diyor. Adeta, bir tür AKP-ANAP sentezi olsun (bunu arzulayan bir isim var ama şimdi yeri değil) bu da kimlik siyaseti üzerine kurulsun. Yoksa!

Karaveli bir taraftan, CHP’yi sürekli “hata yapan, değişmeyen” bir aktör olarak resmediyor, diğer taraftan, Baykal, Kılıçdaroğlu’nun atanması, şimdi Özel’in mahkeme yoluyla devrilmesi gibi operasyonların üzerini örtüyor.

Karaveli’yi şöyle de okuyabiliriz: CHP, ya dış güçlerin ve uzantılarının istediği gibi uslu bir muhalefet olsun, laiklikten, ulusalcı çizgiden vazgeçsin ya da yok olsun. Karaveli hep aynı yazıyı yazıyor. Belki de sorun CHP ile değil Karaveli’nin patronlarının Türkiye’de nasıl bir muhalefet görmek istediği ile ilgilidir.   

 Ergin Yıldızoğlu    Cumhuriyet 

      

24 Ocak 2024; Komplo değil maziden bir haber 

TBMM, İsveç'in NATO üyeliğini AKP-MHP-CHP oylarıyla onayladı 
İsveç'in NATO üyeliği TBMM Genel Kurulu'ndaki tartışmalardan sonra açık oyla kabul edildi. MHP, AKP ve CHP milletvekillerinin 287'sinin "kabul" oyu kullandığı oylamada 55 milletvekili "ret" 4 milletvekili "çekimser" oy kullandı.

BÜFOK

 

BÜFOK Bülten - 30 Mayıs 2026

Haziran 2026

Öncekiler gibi, dalga dalga değil. Nokta atışı ışınlar yayan, ışın kılıcı gibi, mermi gibi. Kalabalık insan gruplarını uzaktan kontrol etmek için kullanılan, esasen askeriye için geliştirilmiş milimetrik radyasyon! “İnsan sağlığına zararlı değildir” güvencesi alınmadan hayatımıza sokulan 5G, uzmanlara göre devasa bir “kitlesel deney”! Şimdilik, 5G radyasyonunun derimizi, gözlerimizi, testisleri, sinir sistemini ve ter bezlerini etkilediğini biliyoruz; uzun vadede etkileri kim bilir nasıl? 3 ila 100 metrede bir, her sokakta, lamba direklerinin üstünde, otobüs duraklarında, evimizin dibinde bir “kutucuk” olacak artık. Tanıştıralım, milyonlarca yeni baz istasyonunuz!

3 Haziran 2026 Çarşamba

devlet eliyle olağanlaştırılmaktadır.

 

Kültür ve sanat emekçilerine yönelik adaletsizlik derinleşiyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı sanat kurumlarında yıllardır sürdürülen çalışma düzeni artık açık bir hak kaybı ve güvencesizleştirme politikası haline gelmiştir. Aynı sahnede, aynı üretimin içinde yer alan sanat emekçileri; farklı statüler, eşitsiz çalışma koşulları ve parçalı istihdam biçimleri üzerinden ayrıştırılmakta, emeğin değeri giderek görünmez hale getirilmektedir. Bu tablo yalnızca çalışanları değil, kamusal sanat anlayışını da zayıflatmaktadır.

 Daha da çarpıcı olan ise bu uygulamanın özel sektörde değil, doğrudan bir kamu kurumu eliyle sürdürülmesidir. Özel sektörde gerçekleştiğinde açık bir hak gaspı ve muvazaa örneği olarak değerlendirilecek bu uygulamalar, sanat emekçileri söz konusu olduğunda devlet eliyle olağanlaştırılmaktadır.

 Bugün “figürasyon” kapsamında değerlendirilen birçok sanat emekçisi yalnızca sahnenin arka planında yer alan kişiler değildir. Sanat eğitimini tamamlayan bu emekçiler, yoğun prova süreçlerine katılmakta, sahnenin akışında belirleyici roller üstlenmekte, kimi zaman başrol düzeyinde sorumluluk taşıyan performanslar sergilemektedir. Ancak ortaya konulan bu emeğe rağmen ücretlendirme, özlük hakları ve çalışma güvencesi bakımından hâlâ “figüran” statüsü üzerinden değerlendirilmektedir.

 Kadrolu sanatçılar açısından da tablo farklı değildir. Maaşlara eklenen seyyanen ödemeler ve çeşitli ek gelirler emekli maaşı hesabına dahil edilmediği için sanatçılar emeklilikte ciddi bir gelir kaybıyla karşı karşıya kalmaktadır. Yıllarını sahneye, eğitime ve sanatsal üretime vermiş emekçiler, emeklilik dönemlerinde yoksulluk riskiyle baş başa bırakılmaktadır.

Kültür ve sanat kurumları; güvencesiz, parçalı ve piyasacı çalışma modelleriyle ayakta tutulamaz. Sanat kurumları şirket değildir; sanat emekçileri de geçici ve esnek iş gücü olarak görülemez.

Taleplerimiz nettir:

Sergi

2 Haziran 2026 Salı

düşman ceza hukuku

224 isimden “mutlak butlan” kararına ortak tepki!

Akademisyen, yazar, sanatçı, sendikacı ve gazetecilerden oluşan 224 isim, CHP kurultaylarına yönelik "mutlak butlan" kararına karşı ortak açıklama yayımladı. Açıklamada, kararın hukuk devleti, siyasi partilerin bağımsızlığı, genel oy hakkı ve ulusal irade açısından kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Akademisyen, yazar, sanatçı, sendikacı ve gazetecilerden oluşan 224 kişi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin CHP kurultaylarına ilişkin 21 Mayıs 2026 tarihli "mutlak butlan" kararına tepki gösterdi.

Seyhan Erdoğdu, Oğuz Oyan, Metin Özuğurlu, Gamze Yücesan Özdemir, Aziz Çelik ve Mustafa Sönmez tarafından başlatılan imza kampanyasına, Korkut Boratav, Yakup Kepenek, Hayri Kozanoğlu, Serdal Bahçe, Filiz Zabcı, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve Özkan Atar'ın da aralarında bulunduğu 224 isim katıldı.

"Hukuki, siyasal ve demokratik açıdan kabul edilemez"

Ortak açıklamada, "mutlak butlan" kararının hukuki, siyasal ve demokratik açıdan kabul edilemez olduğu belirtildi. Kararın genel oy hakkına, siyasi partilerin bağımsızlığına, hukuk devleti ilkesine ve ulusal iradeye müdahale niteliği taşıdığı ifade edildi. CHP'nin örgütsel iradesinin korunmasının Türkiye'de demokratik rejimin geleceği açısından yaşamsal önemde olduğu vurgulanan açıklamada, kararın "19 Mart 2025'ten bu yana CHP'yi hedef alan düşman ceza hukuku uygulamasında yeni bir eşik" olduğu kaydedildi.

"Memleket meselesi haline gelmiştir"