"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

9 Nisan 2026 Perşembe

YENİ / NİSAN 2026

Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl'in şöyle bir sloganı vardı: "Topraksız bir halk için halkı olmayan bir toprak." Avrupa emperyalizminin koca bir çağına dayanak olmuş slogan budur. Zygmunt Bauman 

8 Nisan 2026 Çarşamba

hayır

SPONSORUNUZU NASIL BİLİRSİNİZ?
ENKA - ENKA SANAT

Hangi sermaye? Hangi kalkınma?

Binlerce cilt kitap okusanız Türk sanayisinin büyüme dışa açılma haritasını (dış bağlantı ve siyasi bağlantılarının) hangi kurumlar ve isimlerle gelişiminin bu denli samimi itirafını başka bir kitapta okuyamazsınız!

ENKA, Enişte ve Kayınbiraderin kısaltılmışı, büyük şairimiz Yahya Kemal’le de akrabalar ve 80 sonrası Özallı yıllarda dış dünyada hızla büyüyen Şarık Tara’nın da bir üst yöneticisi tarafından gerçek bir hikayesi! Sovyet Rusya’da ilk AVM’leri açan adam, ki, o yıllarda gazetelerimiz övgüler dolusu manşetler atardı!   
 
 Nihat Genç    Veryansın

5 Nisan 2026 Pazar

madenler ve ortaklıklar

      
Sermaye, çevre ve emek denklemi  
Türkiye'deki büyük maden projeleri, yerli holdinglerin küresel maden devleriyle stratejik ortaklıklarıyla yürüyor. Bazı projeler ise tamamen yabancı sermaye elinde. Sermaye semirirken doğa ve yaşam alanları yok oluyor.  
 Özer Akdemir  Evrensel

 

Zonguldak


 

4 Nisan 2026 Cumartesi

Cumhuriyet NATO'yu çok seviyor!


Eski NATO Genel Sekreter Yardımcısı Diriöz, 77. yaşına krizlerle giren NATO’yu değerlendirdi: ‘Trump’ın ileriye gideceğini sanmıyorum, temmuzdaki zirve Türkiye’ye faydalı olur’ 

NATO’nun temel stratejisinin caydırıcılık ve savunma olduğuna dikkat çeken Diriöz, Trump’ın tavrının caydırıcılığı baltaladığını söyledi. Diriöz, “Caydırıcılığın gerçekleşebilmesi, inandırıcı olabilmesi, bir saldırıyı önleyebilmesi için iki önemli unsur var. Birincisi imkân ve kabiliyetler: Top, tüfek, tank, savaş uçağı, savaş gemisi, bunların lojistik vasıtaları… İkincisi ise siyasi irade. NATO zirve bildirileri, bakanlar bildirileri bu yüzden önemli” dedi.

Bu noktada Trump’ın açıklamalarına işaret eden Diriöz, “Şimdi bir ülke kalkıp da ‘NATO işe yaramaz, kağıttan kaplan’ vesaire derse, bu, caydırıcılığı zaafa uğratır. Ancak neticede Avrupa'nın güvenlik bakımından tercihi, transatlantik boyutu muhafaza etmektir. Amerika'nın tercihi de ekonomik olarak kendine yakın olan Avrupa’yla rahat ilişkiler kurmaktır. Bu, ABD için ilave güç kaynağıdır. Onun için ben bu söylemlerin çok ileri gideceğini ve caydırıcılığın daha da zarar alacağı bir noktaya ulaşacağını sanmıyorum. Bu söylemler, hafif gaz vermek için ya da Hürmüz’le ilgili destek toplamak içindir” sözlerini sarf etti.

3 Nisan 2026 Cuma

Kadıköy

                                                                                                    
 

Kültür

 

Trump Şimdi Boğaz'da, Adana'da

NATO’nun Karanlık Arşivi

ABD, eskisi gibi toprak işgal edip sömürge kurmak yerine farklı bir yol izledi. Uluslararası ticareti, parayı ve güvenliği kendi etrafında toplayacak yeni bir emperyalist düzen kurdu. Bu yeni düzenin ekonomik ayağını Bretton Woods anlaşması, IMF ve Dünya Bankası oluşturdu. Tüm bu ekonomik sistemi ve ABD’nin yatırımlarını koruyacak silahlı güç görevini ise NATO üstlendi.

Savaş sonrası Amerikan emperyalizminin kurumsal temelleri, İkinci Paylaşım Savaşı henüz cephelerde devam ederken atılmaya başlandı. Temmuz 1944’te ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods kasabasında 44 müttefik ülkenin delegeleri konferans için bir araya geldi. Amerikan sanayisinin devasa üretim fazlasını eritebilecek açık, istikrarlı ve güvenilir bir küresel pazarın inşası; bu konferansın temel amacını oluşturmaktaydı. Konferans ile birlikte dolar, küresel ticaretin ve rezervlerin merkezi haline geldi.
 
Uğurcan Yıldız   El Yazmaları

 

2 Nisan 2026 Perşembe

Yeniden


TÜYAP’a yapışmış bir aparat.

Yayınevi Emekçileri ve Dayanışma: Hangi Yayıncılar Birliği?

Oysa 1980’lerin ortası ve 1990’lardan itibaren yayınevi profili radikal bir şekilde değişti. Öncelikle prestij yayıncılığı dışında bu alana girmeyen bankaların yaygın kültür yayıncılığına girdiğini görüyoruz. YKY bu anlamda Enis Batur yönetmenliğinde en önemli örnektir. 1980 sonrası dönüşen yeni değerler (yeni bireycilik, postmodernizm vb) varolan yayınevlerini de önemli ölçüde değiştirdi. Orhan Pamuk’un ilk göründüğü Can Yayınları bu anlamda ilk örnektir. Deniz Gezmiş ve kuşağını anlatan “Gülünün Solduğu Akşam” ile 68 kuşağından Erdal Öz’ün kurduğu yayınevini yüksek tirajlara taşırken, Pamuk’un Kara Kitap’ı bir edebiyat olayına dönüşecektir. Ve döneme uyumlanan başka şanslı yayınevleri gelecektir arkasından…

 Literatür gibi 1990’ların iktisat-işletme fakültelerine İngilizce ders kitapları satan şirketten gelen bir başkan, neredeyse her dönem ana akımın içinde olan yazar, edebiyatçı bir yönetici. Ve yıllardır değişmeyen bir yönetim.  Niye değişmez? Arkadan genç kadrolar mı gelmiyor? Sanki TÜYAP’a yapışmış bir aparat. Siz gerçekten inanıyor musunuz bu birliğin bir meslek örgütü olduğunu ve yayınevi emekçileriyle dayanaşacağını. Güldürmeyin! Bunlar yayınevlerinin TÜSİAD’ı olmasın? 
Yıldırım Tutmaz    Ek Dergi

31 Mart 2026 Salı

Bekgeselci

Polis yalanladı, savcı itibar etmedi

Hakan’ı darp eden iki saldırgan hakkında hazırlanan iddianame, Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

İki saldırgan iddianamede “kasten öldürme” ile suçlanıyor, ikisi de tutuklu.

Soruşturma kapsamında, Hakan’ın Güzelyurt Metrobüs durağından inip olayın gerçekleştiği son yer ve devamında ambulans ile sevk edildiği hastane içini gören toplam 63 adet kamera görüntüsü incelendi, bu kameralardan o sırada görüntü çekmiş olan 49’undan yaklaşık 1565 dakikalık görüntü incelendi ve olayla ilgisi olan 310 dakikalık görüntü tespit edilerek dosyaya eklendi.

Saldırganlardan Abdurrahman Murat ifadesinde, Hakan’ın kendisine küfür ettiğini, sokağa idrarını yaptığını ileri sürdü. Olay yerinde görevli polis memuru E.N.Y. ise bu iddianın aksine, sokağa vardıklarında gittiklerinde Hakan’ın pantolonunun giyinik olduğunu söyledi.

Saldırgan Adnan Şahin de Hakan’a vurmadığını, “durumunu kontrol etmek için başından tuttuğunu” iddia etti.

Olay yerine gelen ambulans ekibinden S.Ç. ifadesinde, Hakan’ın başında kırık tespit ettiklerini ve bilincinin yerinde olmadığını söyledi.

Ayça Söylemez   Birgün 

30 Mart 2026 Pazartesi

Kibar sansür

Kuirfest’ten İKSV’ye açık ihtar
  “Kültürel alanın nezaketle daraltıldığı, sansürün bürokratik zarafetle paketlendiği bir eşikteyiz. İstanbul Film Festivali yönetiminin ‘Nerdesin Aşkım?’ seçkisini geçtiğimiz sene verdikleri teminata rağmen katalogdan silme kararı, artık kurumsal bir tercih olarak okunmamalı; Türkiye’nin en köklü sanat kurumunun, devletin makbul vatandaş ve kutsal aile sınırlarına kendi elleriyle hizalanma beyanı olarak kabul edilmelidir. Bu sessiz geri çekiliş, kuir varoluşu bir estetik zenginlik olarak gören politik riskten arındırılmış estetik yaklaşımın, gerçek bir siyasal kuşatma karşısında nasıl hızla tasfiye memurluğuna soyunduğunu belgelemektedir."

 “İstanbul Kültür Sanat Vakfı yönetimine hatırlatırız: Meşruiyetiniz, gösterdiğiniz filmlerin şöhretinden değil; sanatsal özgürlüğün barikatı olma iradenizden gelir. Kuir sinemayı riskli içerik olarak kapı dışı edenler, sinemanın tarihsel misyonundan çok uzakta, yalnızca onun konforundan yana pozisyon almaktadır. Bu bir davetten çok öte bir hatırlatma: Bizler, perdenin arkasındaki bürokratik oyunları teşhir etmeye ve daraltılan her alanı dayanışmayla yeniden kurmaya kararlıyız. Sizin serpiştirilmiş sessizliğinize karşı bizim örgütlü sesimiz var. Perdeyi aşan ve perdeden taşan hayatlarımız, hiçbir kurumsal listenin onayına muhtaç değildir! Buradayız aşkım! Ve hiçbir yere gitmiyoruz.”

‘malum film’

  

Ya sıra dayağı ya direniş!

O günlerde beni en çok dehşete düşüren şeylerden biri, dönemin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanının bir basın toplantısında Kanun Hükmü’nden ‘malum film’ diye söz etmesiydi. Ana ‘muhalefet’ partili belediye başkanı, filmi izlememişti bile! Yani, adını bildirmeden kendisine izletseniz hangi film olduğunu bilemeyeceği bir çalışmayı, iktidarın ayak izlerinden giderek mahkûm ediyor, AKP’nin adaletsizlik ve hukuksuzlukla nam salmış adalet ve hukuk anlayışını sorgusuz sualsiz yeniden üretiyordu.

Bunun üzerine, olayla ilgili yazılarımda bu başkandan ‘malum başkan’ diye bahsetmeye başladım; belki kulağına gider, azıcık empati kurar da özür diler umuduyla: 

Uğur Kutay   Birgün

29 Mart 2026 Pazar

rezilliğin de ortağı:

AKP bu rezilliğin de ortağı: Trump'ın 'Barış Kurulu' Filistin direnişini 'terörist' ilan etti, İsrail canı isterse Gazze'den çekilecek
Erdoğan’ın kurucu üyesi olduğu Trump’ın “Barış Kurulu” Hamas’a yeni planını sundu. İsrail’in Gazze’den tam çekilmesini garanti etmeyen plan, Filistin devletinden de söz etmiyor. Gazze’ye yakıt girişi ve yeniden inşanın başlaması ancak direnişin tam silahsızlanması koşuluna bağlanıyor. Hamas’ın “geç olmadan” kabul etmesi istenen, tekliften çok tehdide benzeyen plan direnişi de “terörist” ilan ediyor.

 

27 Mart 2026 Cuma

Zonguldak


 

ödüllü Putin


 Oscar ve BAFTA ödüllü Putin belgeseli Rusya'da yasaklandı

David Borenstein ve Pavel Talankin’in yönettiği film, Çelyabinsk bölgesindeki Karavaş’ta bir okulda öğretmenlik yapan Talankin’i izliyor. İki yıl boyunca gizlice kaydedilen görüntüler, Putin yönetiminin Ukrayna’da süren savaşla ilgili kamuoyunu nasıl kontrol etmeye çalıştığını belgeliyor.

Belgesel, 2022’deki Ukrayna işgalinin ardından sınıflara savaş yanlısı propaganda dersleri ve ‘vatanseverlik gösterileri’nin nasıl sokulduğunu gözler önüne seriyor.

Mr. Nobody Against Putin, Ocak 2025’te Sundance’teki prömiyerinde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Ardından hem BAFTA hem Oscar’da ‘en iyi belgesel’ ödülüne layık görüldü.

Euronews’ün aktardığına göre yasak kararını Çelyabinsk’teki bir mahkeme aldı. Savcılar, filmin Rusya’yı olumsuz gösterdiğini ve ‘aşırılıkçılık ve terörizm’i teşvik ettiğini öne sürmüş, ayrıca okuldaki çocukların ebeveynlerinin izni olmadan görüntülendiğini savunmuştu.

Rus mahkemesinin kararı ‘belirsiz sayıdaki kişinin çıkarları’ gerekçesiyle belgeselin ülke genelinde yayın platformları dahil dağıtılmasını yasaklıyor.

örgüt ne işe yarar?


Meslek örgütü ne işe yarar?

Bir yazar, şair, sanatçı, gazeteci, çevirmen ya da editör için meslek örgütü gerekli midir? Ya da bu meslek örgütleri ne iş yapar, varlık nedenleri nedir?

Meslek örgütlerinde aynı işi yapan insanlar bir araya gelir ve hak mücadelesi vermekte, meslek standartları oluşturmakta, iş verene ve kamuya karşı temsil yeteneği göstermekte öne çıkabilir, görev üstlenebilir. Hatta greve bile gidebilir. Ne yazık ki gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, çevirmenler ya da editörleri bir araya getiren meslek örgütleri için aynı tanımı vermemiz mümkün değil. Çünkü bu alanda üretim bireysel olduğu kadar düzensizdir de. İşveren-işçi ilişkisi görünür düzeyde belirgin değildir. Yapılan iş doğrudan kamusal alanla ilişkilendirilir.

Oysaki her editör sabah kalkıp işe gidiyor, onu ofiste bazen asık yüzlü patron beklediği gibi bazen de işsizlik bekliyor olabilir. Zaten dün akşam işten çıktıktan sonra yolda ya da evde en azından üç dört saat daha çalışmaya mecburdur. Çünkü o yayınevi işyeri değil evdir, editör çalışan değil aile üyesidir… Dolayısıyla fedâkarlık etmesi gerektiği üzerine konuşulması bile gereksizdir(!)

Öyle ya her insan evine giderken turnikeden geçiyor ve kart basıyor, evet. Her insan öğle yemeğinde evinden çıkıp dışarıda zıkkımlanıyor… Zaten o çevirmenin ya da grafikerin telifi iki hafta sonra yatırılsa da olur(!)

  İfade özgürlüğünün hepimiz için risk taşıdığının farkındayız. Bu risk karşısında bireysel direncimizin azımsanyacak oranda güçlü olduğunu kabul ederek örgütlü dayanışmanın hayati ölçüde gerekli olduğunun da altını çizmemiz gerekir. 

  Zaten bir avuç insanız ve birbirimizden sorumluyuz. Bir yazarın bir gazeteciyle dayanışması kadar daha doğal ne olabilir? İki meslek örgütünün birlikte hareket etmesi görülmüş ve anlaşılır bir durum zaten.

“Benim ne işime yarar?” diye düşünmeden önce, bir meslek örgütüne üye olmak, yönetimde söz almak, örgüt ağının güçlenmesi için çalışmak gerekir. Çevirimize biri çökebilir. Yaptığımız kapak için itibarsız cümleler kurabilir bir densiz. Telifimize burun kıvırabilir.

C. Hakkı Zariç    Diken

                                  

26 Mart 2026 Perşembe

Yayın


 Arkeo Duvar’dan  yeni bir merhaba 

oto - silah

Volkswagen Hitler ve NATO’nun ardından şimdi de Netanyahu’ya mı çalışacak?

Financial Times’ın haberine göre, Volkswagen, İsrailli şirketle, Osnabrück fabrikasında üretimi otomobilden füze savunma sistemlerine kaydırmayı öngören bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor.

Habere göre şirketler, Alman fabrikasını İsrail devletine ait grubun Demir Kubbe hava savunma sistemi için bileşenler üretir hale getirmeyi hedefliyor.

Almanya Savunma Bakanlığı konuya ilişkin yorum yapmayı reddetse de Alman hükümeti saldırıların başından bu yana İsrail ve ABD’yi destekleyen açıklamarıyla biliniyor.

      

  'Demir Kubbe'ye ekipman üretimi: Volkswagen yalanlamadı

ZFD

ertelendi

 

2018 Ek Dergi

 Video Kasetlere Tutkun Bir Sinefil: Metin Kart 


Video kaset iptilası nasıl girdi kanına Metin abi senin?

Ben çocukluğumda televizyonu çok seviyordum. Televizyonun her şeyini çok seviyordum o yıllardan itibaren. Küçük kırmızı bir televizyonumuz vardı. Jaws’ı filan o televizyonda izlemiştim ben mesela. Video kaset dönemi de tam o zamanlara rastladı. Babam arkadaşlarıyla beraber futbol turnuvaları yapardı o dönem Zonguldak’ta. Mahallenin en büyük abisiydi babam, çok da iyi futbol oynardı. Turnuvanın olduğu yerde bir de videocu vardı, adı Japon Sadi’ydi, kaset doldururdu. Video kasetlerden önce afişlere hayran oldum ben. O dükkanda Evil Dead afişi vardı, ben o afişi yarım saat izlerdim. En sonunda kovardı beni Sadi abi. Benim odamdaki afiş o afiştir işte.
 
Nasıl afişler olurdu başka o dükkanda anımsıyor musunuz? Yerli film satmıyor muydu bu dükkan?

13. Cuma, Hayalet Avcıları, Evil Dead… Zaten ekstrem afişler olurdu bu dükkanda daha çok. Nejat Uygur, Kemal Sunal ve Cüneyt Arkın haricinde bizim videocumuzda pek yerli film yoktu. Biraz da arabesk diyebiliriz ama genel olarak yabancı film vardı dükkanda. Chuck Norris’in, Michael Dudikoff’un ve de korku filmleri bulunurdu. Afişlerden dolayı ben video kasetlere gark oldum o dönem.

Video cihazı o dönem pahalı bir cihaz; evinizde video cihazı var mıydı?

Bizim evde video kaset yoktu ki. Babamın üç maaşına denk geliyordu video cihazı o dönem. Babam maden işçisiydi benim ve asgari ücret alıyordu 90 grevine kadar. Şimdinin parasıyla 4.500 TL filan eder. Nasıl alacaksın ki? Bir işçi onu alamaz, evine koyamaz. Ama babamın çok güzel arkadaşları vardı. Mahmut amcam vardı, Mustafa’nın babası. Haftasonları onlara giderdik, Mahmut amca bize film kiralardı. Mahmut amca’da izlediğim ilk film, benim video kaset koleksiyonuna başladığımda edindiğim ilk filmdir: “Asfalt Kovboy” (“Renegade” adlı 1987 yapımı filmden bahşediyor burada Metin Kart. Bu film “They Call Me Renegade” olarak da biliniyor.) Fakat filmi edindiğimde izlemedim, ben o filmi en son 1991 yılında izledim. Şu an benim arşivimde üç tane “Asfalt Koyboy” var, hiçbirini izlemedim. Çünkü izlediğimde tekrar o tadı alamayacağımı biliyorum. Beğenmeyeceğim filmi, ama şu an benim gözümde öyle bir konumda ki, size anlatamam, çünkü ben o film sayesinde video kaset toplamaya başladım. Çok kötü bir film olabilir, konusunu sorun söyleyemem şu anda size. Ama bu gözümde değerinden bir şey eksiltmez. 2018 Ek Dergi

ZFD


 

25 Mart 2026 Çarşamba

İsrail Krizi


61. Venedik Bienali’nde İsrail Krizi Büyüyor: 178 Katılımcıdan Açık Mektup

Sanat dünyasının en önemli buluşmalarından biri olan 61. Venedik Bienali, bu yıl henüz açılmadan politik bir tartışmanın merkezine yerleşti. Bienale katılacak 178 sanatçı, küratör ve sanat çalışanı İsrail’in etkinlikten çıkarılması talebiyle bir açık mektup yayımladı. Açıklamada, Bienale yönetiminin bu talebe yanıt vermesi gerektiği vurgulanırken, mevcut durumun “Filistinli yaşamın yok edilmesine karşı sessizlik” anlamına geldiği ifade edildi.

Fabrika-insan

 

Dijital platformlar ve kapitalizm

 Fakat dijital kapitalizme baktığımızda sadece fabrikada çalışan işçi değil ekran başında sosyal medyada olan herkes birer metadır ya da dijital platformlar için hammaddedir. Burada tüm insanlığın metalaşması söz konusudur. Artık metalaşma sonucu kişinin kendine ve çevresine karşı yabancılaşması sadece fabrikalarda değil dijital olan her yerdedir. Ayrıca metalaşmada mekânsal sınırların aşılması insanı günün her saatinde her zaman dijital kapitalizmin objesi olmaya itmektedir. Çünkü dijital kapitalizm davranış üretir, veri toplar ve tahmin satar. İnsan faaliyetleri ekonomik değere çevrilebilir bir veri akışına dönüştürülmüştür.

 Fabrika-insan veya kullanıcı-insan, dijital platformlar tarafından esir alınmıştır aslında. Fakat bu esaret zorla değil gönüllü olarak gerçekleşir. Çünkü başta insan dijital platformların kendisine bedava hizmet sunduğunu varsayar. Para vermeden birçok hizmet alabilmektedir ve bu durumda insan ekranda kaldıkça optimum fayda sağladığını düşünür. Oysa kişi dijital platformda vakit geçirdikçe hem ona bağlanmış olacaktır hem de teknoloji şirketlerine veri sağlayarak onlara gelir getirecektır. Dijital platformlar görünmeyen bir sözleşmeye dayanır ve kişiler (kullanıcılar) bilmeden ekonomik sürecin bir parçası haline gelirler. 

 Son olarak insan kendi kendine akıl yürüten, karar alan, seçim yapan etken bir varlıktan kendisine benimsetileni seçen ve fakat seçtiğini zanneden edilgen bir varlığa dönüşmektedir. Dijital platformların insanları bu şekilde esaret içine alması ve onları kendisine bağlamasının en önemli nedeni kişilere sunduğu hizmetlerin çabasız ve kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylık ve rahatlık insanlar tarafından hemen satın alınmaktadır. Aynı zamanda sorunun cevabının bekleme süresinin çok az olduğu ve her sorunun bir cevabı olduğu dijital platformlarda insanların toplumdan kopuk, kendi benliğine dönmüş varlıklar haline gelmesi daha da hızlanacaktır. Bu, kişilerin siyasal duyarlıklarını da pasifize etmeye yöneliktir. 
Burak Gürbüz  haber.sol

Belgesel Sinemacılar Birliği... Uyuma!


Hakan Tosun cinayetinde iddianame kabul edildi: 2 sanık hakkında 'Kasten Öldürme' suçundan müebbet istemi

İddianamede, hedef alınan bölgenin hayati önemde olması (baş), darbe sayısının fazlalığı, şiddetin sürekliliği ve yaralanmanın ölümle sonuçlanması gibi unsurları birlikte değerlendirerek sanıkların öldürme kastıyla hareket ettiğini belirlendi. Ayrıca iki sanığın olay sırasında birbirinden bağımsız değil, “fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiği” vurgulandı. Bu tespit, dosyanın hukuki niteliğini doğrudan belirleyen kritik unsur olarak yer aldı.

Suç vasfı: Kasten öldürme


Tüm bu değerlendirmeler sonucunda savcılık, sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin’in eylemlerinin ayrı ayrı “kasten öldürme” suçunu oluşturduğu kanaatine vardı. Bu kapsamda her iki sanığın Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması talep edildi.

İddianame Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İlk duruşma 6 Mayıs 2026 tarihinde saat 14.00’da görülecek.

Zonguldak

 

23 Mart 2026 Pazartesi

Aklımızda bulunsun:

 

 Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler 

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

  

21 Mart 2026 Cumartesi

Sahaflar


Cengiz Kahraman; fotoğraf editörü, araştırmacısı ve koleksiyoneri

Fotoğraf koleksiyonculuğunda malzeme çok fazla ve alan çok geniş. Nasıl sınırladınız? Sizin ilginiz hangi yöne kaydı?

İstanbul Ansiklopedisi’nde çalışıyordum. Aynı zamanda yine Tarih Vakfı’nın üç ayda bir yayınlanan İstanbul dergisi için de İstanbul görselleri temin etmemiz gerekiyordu. O konuyla bu kadar yakından ilgilenince şahsi koleksiyonum da o çerçevede şekillenmeye başladı. Sonra başka projeler gündeme gelince onlarla ilgili de fotoğraf topladım. Başlarda çok farkında olmadan gözünüze, gönlünüze hoş gelen malzemeyi almak istiyorsunuz. Bana da öyle oldu. Sonra yavaş yavaş bu fotoğrafları çeken insanların veya fotoğrafların hikayelerinin peşine düşmeye başladım. Çoğu insan böyle yapıyordur, sorularının peşine düşerek yol alıyordur diye tahmin ediyorum. Öbür türlüsü bir süre sonra istifçiliğe dönüşüyor. Fotoğrafları alıp bir köşeye koyarsanız unutursunuz. Malzeme bir kenarda durur, siz yenilerinin peşine düşersiniz. Her gün yeni bir şeyle karşılaşmayı umarsınız. Bu biraz obsesif bir durum.

Sadece fotoğrafçı imzalı malzemeyi topluyordunuz öyle mi? İmzasız fotoğrafların sahibinin tespiti mümkün mü?

Aslında basın fotoğrafçılarından bahsediyorsak bir fotoğrafı kimin çektiğini bulmak mümkün. Basın fotoğrafçılarının işleri gazete ve dergilerde yayınlanmıştır. Bir bölümünün imzası olmakla birlikte çoğu imzasız çıkar. Bu sorunu da aşmak mümkün. Bir tarihte hangi gazetede hangi fotoğrafçının çalıştığını bildiğinizde alan çok daralıyor. Ben bu fotoğrafların hikayelerini yazmak istedim. Bu kez de gazete ve dergi tarama işi gündeme geldi. Fotoğraflarla gazetelerdeki haberleri eşleştirmeye koyuldum. Fotoğraf editörüyseniz metne uygun fotoğraf seçmeniz gerekir. Seçtiğiniz fotoğrafların metinlere ne kadar denk düştüğü tartışılabilir elbette. Bazen, mecburen hiç denk düşmeyen fotoğrafları kullanmak zorunda kalabilirsiniz. Ben ters bir yol denemeyi düşündüm ve fotoğrafların hikayelerini araştırmaya başladım. Önce 1929 kışıyla ilgili bir kitap yayınladım. Sonra onu 1929 ve 1954 Kışları olarak genişlettim.
Yenilendi, Şimdi Daha kullanışlı  

göç

JELLE KRINGS

^    CAMP MORIA    ^
JELLE KRINGS ile röportaj 

 

20 Mart 2026 Cuma

Zonguldak

Haliç / Kapanış 21 Mart

Demir yolu işçilerinin mücadelesi fotoğraflandı: Rahmi Koç Müzesi'nde sanatseverlerle buluşuyor 

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin 4. yılında savaşın izlerini anlatan "Iron People" fotoğraf sergisi, Rahmi M. Koç Müzesi'nde açıldı.

Müzeden yapılan açıklamaya göre, Hollanda ve Ukrayna'nın İstanbul Başkonsoloslukları iş birliğiyle Türkiye'ye getirilen sergi, savaşın başladığı ilk andan itibaren birer kurtarma görevlisine dönüşen Ukraynalı demir yolu çalışanlarının zorlu mücadelesine odaklanıyor.

Hollandalı belgesel yapımcısı ve fotoğrafçı Jelle Krings'in objektifinden yansıyan kareler, bugüne kadar 6,5 milyon sivili güvenli bölgelere ulaştıran 230 bin demir yolu işçisinin hikayesini ele alıyor. 

 "Savaşın ilk üç buçuk yılını demir yolu işçileriyle geçirdim"

Hayatta kalmak için hareket halindeki bir ulusun portresini demir yolu işçilerinin mücadelesi üzerinden anlatan fotoğraf sanatçısı Jelle Krings, serginin hazırlık sürecine ilişkin, "Ukrayna'daki savaşın ilk üç buçuk yılını ülke genelindeki demir yolu işçileri ve aileleriyle geçirdim. Onların öyküsünü Türkiye'ye getirmek gerçek bir onur." değerlendirmesinde bulundu.

Hollanda'nın İstanbul Başkonsolosu Daan Huisinga ise savaşın başlangıcından bu yana sivil ulaşım ve insani lojistik açısından hayati rol üstlenen demir yolu çalışanlarının mücadelesinin, Ukraynalıların cesaretini ve zorlu koşullar altında süren direncini ortaya koyduğunu kaydetti.