
Araba çılgınlığına dair…
Başlarda araba bir zenginlik, lüks ve “özgürlük” aracı sayılıyordu ve küçük bir ayrıcalıklı azınlığın oyuncağıydı… Reel ücretlerin yükselmesi ve üretim maliyetlerindeki düşüşün de etkisiyle, araba kullanımı arttı. Ford T model arabanın “mucidi” Henry Ford’un 1908 yılında “The automobile for everybody” (herkese bir araba) sloganını ve vaadini ortaya attığı dönem sonrasında otomobil (araba) kullanımındaki artış hızlandı. Nitekim 1907’de trafikteki araba sayısı 25.000 iken, 1914’de 500.000’e, İkinci Dünya Savaşı öncesinde 50 milyona, 1975’de 300 milyona yükseldi… Ve 2007’de 900 milyonu, 2015’de 1 milyar sınırını aşmıştı… Geçen yıl (2025) 73 milyon binek araç (araba), kamyon, otobüs ve ticari araçlarla birlikte 94,4 milyon araç üretildi… Bugün dünyada 1,6- 1,7 milyar civarında araç var… Bu tam bir skandal… En çok arabanın olduğu ABD’de 1000 kişiye 844 motorlu araç düşüyor… Eğer Hindistan’da da kişi başına aynı oranda araba düşseydi, dünya çoktan yaşanamaz bir yer haline gelirdi…
Ortalama büyüklükte bir araba üretmek için ağılığının 2 katı kadar petrol ve 300.000 litre su harcamak gerekiyor. Aynı şekilde ağırlığının 20 katı hammadde kullanılıyor… Mesela 1.5 ton ağırlığında bir araba üretmek için 30 ton hammadde gerekiyor…
İyide o arabalar gökten yağmur gibi yere düşmüyor… Bir araba üretmek için demir, çelik, alüminyum, bakır, plastik, kauçuk, enerji, su… kullanılıyor… Onca araç için devasa yollar, otoyollar, köprüler, tüneller, otoparklar… inşa etmek gerekiyor… Elektrikli araba bataryası için ekstra elementler, lityum, nikel, grafit, manganez, fosfor gerekiyor…
İnsanı arabayla, yükü kamyonla (TIR’la) taşımanın esas olduğu mevcut ulaşım sistemi, hem arzulanır ve hem de sürdürülebilir değil, zira insanî, sosyal ve ekolojik sorunlar yaratıyor ve bunları azdırıyor, dolayısıyla sürdürülebilir değil… Artık tam bir yıkım aracına dönüşmüş bulunuyor… Oysa tren bireysel ve toplumsal açıdan daha ucuz, daha az çevre sorunu yaratıyor… Tren, metro, hafif tren, tramvay, otobüs, troleybüs, vapur, bisiklet hem daha ucuz ve hem de daha sağlıklı… O zaman sürekli yeni otoyol, köprü, tünel, alt ve üst geçit inşa etmeye gerek kalmaz, arabanın kent alanının önemli bir bölümünü kapsaması engellenir… Zira, yollar, kaldırımlar, sokaklar arabalar tarafından işgal edilmiş durumda… Aslında sokakların, kaldırımların, yolların arabalar tarafından işgal edilmesi kent yaşamının ölmesi demektir. Zira, sokağı olmayan bir kent, artık kent olmaktan çıkmıştır… Zira sokaklar tehlikeli hale geldiğinde, kaldırımlar araba park yeri haline geldiğinde, çocuklar nerede oynayacak, nerede büyüyecek, nasıl sosyalleşecek? Bebek arabaları nerede sürülecek? Oysa sokaklar vazgeçilmez bir yaşam ve sosyalleşme mekânıdır…
Esasen 70-80 kilo ağırlığında bir insanı, 1,5 -2 ton ağırlığında bir araçla taşımak size mantıklı geliyor mu? Arabalar 5 kişiyi taşıyacak şekilde üretiliyor ama ekseri 1 kişi taşınıyor… Üstelik bir arabanın üretilmesinden hurdaya çıktığı zamanın %95’i parkta geçiyor (atıl kalıyor…) Kullanım süresi sadece %5 civarında… Elbette bu araba üretilmesin demek değil… Kamu ulaşımını destekleyecek kadar üretilmesinde bir sakınca yok…
Fikret Başkaya Özgür Üniversite