Hayatımız Fotoğraf
İbrahim Akyürek
27 Nisan 2026 Pazartesi
26 Nisan 2026 Pazar
2019 / İstanbul
Sabahattin Ali’nin bu yolculuğunda sizi en çok şaşırtan detay ne oldu?Bu sergide ilk kez sergilediğimiz materyallerin bence en ilginci, Sabahattin Ali'nin 1939 Nisan'dan Ağustos'a kadar Ankara'dan yola çıkarak; Sivas, Kayseri, Erzincan, Gümüşhane, Samsun ve Zonguldak hattında yaptığı gezide tuttuğu notlar ve çektiği fotoğraflar. Bu sergiyi ortaya çıkartan da bu materyaller oldu. Çünkü biz gezi yazıları yazan bir Sabahattin Ali tanımıyoruz. Bu gezi yazıları onun sanatı ve yazarlığındaki çok yönlülüğü de yansıtıyor. Mesela Zonguldak'ta kömür madenine gitmiş. Madeni yazmış, bugüne kadar hiç düşünülmeyen bir konuyu, kuyularda çalışan hayvanları yazmış. 2019
Ankara
Doruk maden işçilerinin açlık grevinde 7. gün: Artık konuşmakta bile zorlanıyorlar, bunun adı zulümdür; ödenen miktar toplam alacağımızın 50'de 1'i bile değil!
25 Nisan 2026 Cumartesi
İstanbul
9 sanat ve edebiyat kurumundan '1 Mayıs ve Emek' sergileri: Biz sanatçılar emeğimizle 1 Mayıs'tayızBabil Kültür Merkezi; Bağımsız Sanat Hareketi, Karşı Sanat, Özgür Sanat Meclisi, PEN Yazarlar Derneği, Red Fotoğraf, Türkiye Yazarlar Sendikası, Sanat Fabrika, Yeni E Dergisi birleşerek 1 Mayıs’ta iki mekanda “1 mayıs ve Emek” sergileri açıyor.“İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele Ve Dayanışma Günü’nde bir aradayız. Resimlerimiz, şiirlerimiz, şarkılarımız, sözümüzle iki ayrı sergi ve çeşitli etkinliklerle emekçilerle buluşuyoruz” şiarıyla düzenlenen sergiler şöyle;
Türkiye resim ve heykel sanatının önemli ustalarının, eserleriyle yer alacağı “Sabahın Sahibi Var” sergisi 28 Nisan’dan itibaren Karşı Sanat’ta gezilebilecek. Fotoğrafçılar ve şairlerin ortak üretimi olan eserler, Bağımsız Sanat Hareketinden ressamların resimleri ve 1 Mayıs afişlerinin de yer alacağı “Ellerimizde Gelen Işıklı Günler” sergisi ise 29 Nisan’dan itibaren Babil Kültür Merkezi’nde yer alacak.
Etkinlikler şöyle:
24 Nisan 2026 Cuma
Fotofest'e katılanlardan, Seçicilerden, BUFSAD'dan iki satır görüş isteme hakkımız var!
Bursa’da "zabıtalı" görevden alma:
Şafak Baba Pala’nın kapısına tebligat gönderildi
Kararın evine tebliğ edildiğini belirten Pala, sosyal medya hesabından şunları kaydetti:
Bu akşam saat 19.42 itibariyle Kültür Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı görevimden alındığım tarafıma, evimde tebliğ edildi. Hayırlısı olsun. Zaten bu yönetimde daire başkanlığı görevime devam etmeyeceğimi sosyal medyada da paylamıştım. Ancak kamunun bir işleyişi vardır.
Göreve atandığınız gibi görevden alınmanın da bir usulü vardır. İki genç zabıta memuru arkadaşımızın bana tebliğ yapması üst yönetime yakışmamıştır. Bugün saat 18.05’e kadar Tayyare Kültür Merkezindeki yerimdeydim.
Aklımızda bulunsun:
Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler
- Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
- Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
- Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
- Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
- Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
- Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.
22 Nisan 2026 Çarşamba
21 Nisan 2026 Salı
Sansür
Yapımcılığını Atıf Yılmaz’ın, yönetmenliğini Behiç Ak’ın yaptığı “Sinemada Sansür – Siyah Perde” belgeselinin görüntü yönetmenliğini G. Mete Şener üstlendi. Türk sinemasındaki sansür uygulamalarını inceleyen bu yapım, 1993 yılında 5.Ankara Film Festivali En İyi Belgesel Ödülü’nü kazandı.
Palantir’in radarından çıkmanız imkânsız.
Palantir ve bir savaş tüccarının manifestosu
Özetle şirket, sahip olduğu veri analizi teknolojilerini; kimin tutuklanacağını, sınır dışı edileceğini veya hangi binanın bombalanacağını belirleyen ölümcül algoritmalara dönüştürerek, doğrudan burjuva devletlerinin kendisine, istihbarat örgütlerine ve Pentagon’a satarak para kazanıyor.
Ayrıca sıradan bir vatandaş olarak Palantir’e günlük hayatta maruz kalmama olasılığımızın bulunmadığını da unutmamak gerekiyor. Reklam engelleyici kullanarak, web sitelerindeki çerez (cookie) politikalarını reddederek veya telefonunuzdan birtakım uygulamaları silerek Palantir’in radarından çıkmanız imkânsız.
İşte böylesi karanlık bir sicile sahip olan Palantir'in paylaştığı 22 madde, ABD hegemonyasının krizlerine teknoloji tekelleri cephesinden verilen siyasi bir yanıt, hatta bir "tekno-emperyalist" doktrin niteliği taşıyor. İktisatçı Yanis Varoufakis’in de isabetli teşhisiyle, bu metin aslında elitlerin dünyayı kendi mülkleri gibi yönetmek istediği bir tür "tekno-feodalizm" manifestosu.
Cem Demirok haber sol
aylık 30 TL’ye her yöne serbest istismar” yazdığı...
Ensar’ın sponsoruna AYM dersi
Vakıf, sorumluluktan kaçsa da yurttaşların tepkisinden kaçamadı. Vakfa tepki gösteren yurttaşlar, vakıf ile sponsorluk ilişkisi kuran şirketlere de tepki gösterdi. Tartışmalar devam ederken “Alanında Türkiye'nin en büyüğü” olarak tanımlanan bir telekomünikasyon şirketi, vakfın etkinliğine sponsor oldu. Sponsorluk anlaşmasının ardından bir yurttaş, “100 kontör, bir tecavüz aylık 30 TL’ye her yöne serbest istismar” yazdığı sosyal medya paylaşımı ile şirkete tepkisini dile getirdi.
Yurttaşa, “Şirket sahibinin kişilik haklarını ve ticari itibarını ağır bir biçimde ihlal ettiği” gerekçesiyle dava açıldı. Şirket tarafından açılan dava ile yurttaştan 20 bin TL’lik tazminat talep edildi.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VURGUSU
Şirketin başvurusu ile açılan davada Anadolu 13’üncü Asliye Hukuk Mahkemesi, yurttaşın tepkisini dile getirdiği paylaşımı, “İfade ve düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendirerek, “İletinin hoşa gitmeyen rahatsız edici niteliği olsa da eleştiri sınırları kapsamında kaldığı, davacının kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırı niteliğinde bulunmadığı kanaati ile” davanın reddine karar verdi. Şirketin avukatının karara yaptığı itiraz da reddedildi.
Mustafa Bildircin Birgün
20 Nisan 2026 Pazartesi
İnternet Sunumu
sanayinin Nazileri nasıl güçlendirdiğini...
Hitler’den Trump’a işyerinde demokrasi mücadelesi
Ama tarih derslerle doludur. Bu dersler, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından çıkarıldı. Çözüm mahkemelerden, etik kurallardan ya da şirketlerin sosyal sorumluluk projelerinden gelmedi. Çözüm doğrudan üretim alanlarından, fabrikalardan geldi.
Savaş sonrası Almanya’nın önemli isimlerinden sendikacı Otto Brenner, sanayinin Nazileri nasıl güçlendirdiğini yakından görmüştü. 1946’da Hannover’de büyük bir grev örgütledi: Bode-Panzer Grevi. 23 gün sonra kazandılar. Bu sadece ücret artışı değildi. Sendikalar, güçlü işyeri konseyleri kurdu ve şirket yönetiminde söz sahibi oldu. Bu modele “Mitbestimmung” yani birlikte yönetim adı verildi.
Güçlü bir işyeri demokrasisi, şirketlerin anti-demokratik güçlerle yan yana gelmesini engeller. Çalışanların söz sahibi olduğu bir yapı, ahlaki çöküşün önüne geçebilir.
Üstelik bu tehlike önceden de görülmüştü. Çözüm de aslında ortadaydı. Birkaç yıl önce Google ve Amazon’da büyük protestolar patlak verdi. Çalışanlar, patronlarının dayattığı ahlak dışı projelere karşı çıktı. Söz hakkı istediler. İşyerinde demokrasi talep ettiler. Yöneticileri sorgulamak ve hesap sormak istediler.
Ama başarılı olamadılar. Teknoloji devleri, itirazı, katılımı ve demokrasiyi dışlayarak yollarına devam etti. Sonunda da geçen yılki o fotoğrafta yerlerini aldılar.
Ama çıkarılacak ders açık: işyerinde demokrasi, katılım, itiraz ve söz hakkı boş laflar değildir. Bunlar sadece insan kaynakları jargonunun parçası ya da sendikaların “can sıkıcı” talepleri değildir. Bunlar siyasi demokrasinin temel dayanağıdır. Aynı zamanda refahın ve toplumsal iyiliğin de güvencesidir.
Stan De SPIEGELAERE Birgün
19 Nisan 2026 Pazar
Kimin günahı
Suçluluğun Ekonomisi: Kimin günahını taşıyoruz?
Bu bireysel suçluluk rejimi, politik düzlemde de kendini gösterir. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” dediği çağda, kolektif sorumluluklar giderek bireyselleştirilir. Sistemik sorunlar, bireysel çözümlerle adreslenir. Çevre krizi bunun en açık örneklerinden biri. Plastik tüketimimizi azaltmamız gerektiği sürekli hatırlatılır; ama küresel ölçekte üretim yapan şirketlerin sorumluluğu aynı görünürlükte tartışılmaz.
İzmir’de bu yaz yaşanan su kesintileri de benzer bir çerçevede okunabilir. Geceleri kesilen suyun ardından yapılan çağrı netti: “Duş sürenizi beş dakikaya indirin.” Bu çağrı, bireysel tasarrufu teşvik ederken, aynı zamanda sorumluluğu da bireyin omzuna yükler. Oysa su krizinin nedenleri, yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarıyla açıklanamayacak kadar yapısaldır. Sanayi politikaları, altyapı eksiklikleri, denetim mekanizmalarının zayıflığı gibi pek çok faktör devrededir. Buna rağmen suçluluk, en kolay yönlendirilebileceği yerde, yani bireyde yoğunlaşır. Çünkü birey, kendini değiştirebilir. Daha kısa duş alabilir, daha az tüketebilir, daha dikkatli yaşayabilir. Sistem ise daha dirençlidir; dönüşmesi daha zordur. Bu nedenle suçluluğun adresi, çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz biçimde kaydırılır.
Kafka’nın Josef K.’sı en azından suçunun ne olduğunu bilmiyordu. Biz ise sürekli değişen suç tanımlarıyla yaşıyoruz. Bugün yeterince hareket etmemek, yarın yanlış beslenmek, ertesi gün çevreye yeterince duyarlı olmamak… Her biri kendi içinde anlamlı olabilir; ancak hepsi bir araya geldiğinde, bireyi sürekli eksik ve suçlu hissettiren bir rejime dönüşür. Bu rejimde suçluluk, artık ahlaki bir kategori olmaktan çıkar; ekonomik ve politik bir araç haline gelir.
Gülseren Aydın Birgün







.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)



.jpg)
















.jpg)
.jpg)











