"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

6 Haziran 2026 Cumartesi

Belgesel




egemen sınıf kendini devlet biçiminde örgütlerken ...

 

 

 Devlet aklı aldatmacası 

İşte “devlet aklı”, devletin bekası için “hukukun dışına” çıkılmasını savunmayı “normalleştirmek” için üretilmiştir. Hukuk dışılık “devlet aklı” kavramıyla kitlelere bir üst aklın, üstün aklın kamu çıkarını gözetmesi diye sunulmaya çalışılmaktadır.

Bu daha çok devletlerin dönüşümünde, yönetenin devletleşmesinde, “partinin devletleşmesi ve devletin partileşmesi”nde görülen bir durumdur.

SINIF VE DEVLET

Devlet, egemen sınıfın kendini örgütleme biçimidir. Egemen sınıf kendini devlet biçiminde örgütlerken toplumu da kendi sınıf egemenliği altında örgütler. Böyle olduğu için de devlet son tahlilde egemen sınıfın, hatta çoğunlukla egemen sınıfın bir kesiminin öteki sınıflar üzerindeki baskı aracı, şiddet tekeli ve zorun toplamıdır. Bu arada “temsili demokrasi” de bütün bu ilişkiler ağını düzenleyen sistemdir.

Devlet zor ve baskıyı ihtiyaca göre ideolojik, siyasi, kültürel ya da askeri yollarla sürekli kılmaya çalışır. Böylece hem egemen sınıfın kendi iç çelişkilerini uzlaştırarak egemen sınıfın birliğini sağlar hem de öteki sınıfları egemen sınıfa tabi kılar. Bu tabi kılma işinde ideolojik aygıtlar ve hegemonya kritik önemdedir; birlikte “toplumun ortak çıkarı” algısını oluştururlar. (Haluk Yurtsever, Sınıf Savaşları ve Devlet, Yordam, 2006)

Dolayısıyla “toplumun ortak çıkarı ile devletin çıkarı ve bekası nedeniyle hukukun dışına çıkabilme durumuna” işaret eden “hikmeti hükümet”, gerçekte egemen sınıfın çıkarı ve bekası içindir.

 Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet 

Güncelleşen:

12 Eylül 1980 darbesinin 
ekonomi ayağı:

12 Eylül harekatından önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık. Bu da karar almak, yasa ya da yönetmelik çıkarmak için aylar geçmesini gerektiriyordu. Yani her şey güç ve uzun zaman içinde gerçekleştiriliyor, her şeye politik açıdan bakılıyordu. Ekonomik yaklaşım hep arkadan geliyordu. Askeri yönetim altında fark, alınan kararların parlamentodan geçmesi gibi bir zorunluluk olmadığından çok hızlı hareket edilebiliyor. Ve üstelik askeri yönetim yanlış yapsa bile bunu kısa sürede düzeltebiliyor.”
Rahmi Koç 
26 Ocak 1982  Cumhuriyet Gazetesi
     

Temiz Eller - Hakan Gürsoytrak   

5 Haziran 2026 Cuma

İrlanda



 


İnternet

Soma, Bergama ve Ayvalık’

Kömürün gölgesinde dönüşüm tartışması

Kömürden çıkış, enerji dönüşümü ve çevre adaleti tartışmaları, bu kez kültür ve sanatın diliyle Soma, Bergama ve Ayvalık’ta gündeme taşınacak. “Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” başlıklı proje kapsamında 5-7 Haziran tarihleri arasında panel, sergi, film gösterimi ve sanatçı buluşmaları düzenlenecek.

Program, yarın yani 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Bergama Kültür Merkezi’nde başlayacak. Soma, Bergama ve Ayvalık’tan çocukların hazırladığı “Başka Bir Dünya” resim sergisinin açılışının ardından “Enerji Coğrafyaları: Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler” başlıklı panel gerçekleştirilecek. Proje kapsamında üretilen eserlerden oluşan ve küratörlüğünü Günseli Baki’nin üstlendiği “İhtimal Eşikleri” sergisi de Bergama Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda ziyaretçilerle buluşacak.
                                                         

4 Haziran 2026 Perşembe

Sömürge Valisi

 

 Operasyonun dış ayağı 

Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.

Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecektir” dedi.

ABD İMAMOĞLU’NU KURTARABİLİR Mİ?

13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.

Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü...

Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.

Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar.

 Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet 

             


  Biraz da komplo teorisi 

Karaveli şimdi ne öneriyor?  Yine, CHP’nin seçkinci laik ve dine uzak bir tutumla halk desteği kazanmakta zorlandığını iddia ediyor. Çünkü, Türkiye’nin siyasi geçmişi, düzene karşı çıkan hareketlerin soldan değil, sağdan başarı kazandığını gösteriyormuş. Tam Özel, Karaveli’nin yapamaz dediğini yapmaya başlamışken “Özel ayağa kalksın, yeni bir çatı parti kursun” diyor. Adeta, bir tür AKP-ANAP sentezi olsun (bunu arzulayan bir isim var ama şimdi yeri değil) bu da kimlik siyaseti üzerine kurulsun. Yoksa!

Karaveli bir taraftan, CHP’yi sürekli “hata yapan, değişmeyen” bir aktör olarak resmediyor, diğer taraftan, Baykal, Kılıçdaroğlu’nun atanması, şimdi Özel’in mahkeme yoluyla devrilmesi gibi operasyonların üzerini örtüyor.

Karaveli’yi şöyle de okuyabiliriz: CHP, ya dış güçlerin ve uzantılarının istediği gibi uslu bir muhalefet olsun, laiklikten, ulusalcı çizgiden vazgeçsin ya da yok olsun. Karaveli hep aynı yazıyı yazıyor. Belki de sorun CHP ile değil Karaveli’nin patronlarının Türkiye’de nasıl bir muhalefet görmek istediği ile ilgilidir.   

 Ergin Yıldızoğlu    Cumhuriyet 

      

24 Ocak 2024; Komplo değil maziden bir haber 

TBMM, İsveç'in NATO üyeliğini AKP-MHP-CHP oylarıyla onayladı 
İsveç'in NATO üyeliği TBMM Genel Kurulu'ndaki tartışmalardan sonra açık oyla kabul edildi. MHP, AKP ve CHP milletvekillerinin 287'sinin "kabul" oyu kullandığı oylamada 55 milletvekili "ret" 4 milletvekili "çekimser" oy kullandı.

BÜFOK

 

BÜFOK Bülten - 30 Mayıs 2026

Haziran 2026

Öncekiler gibi, dalga dalga değil. Nokta atışı ışınlar yayan, ışın kılıcı gibi, mermi gibi. Kalabalık insan gruplarını uzaktan kontrol etmek için kullanılan, esasen askeriye için geliştirilmiş milimetrik radyasyon! “İnsan sağlığına zararlı değildir” güvencesi alınmadan hayatımıza sokulan 5G, uzmanlara göre devasa bir “kitlesel deney”! Şimdilik, 5G radyasyonunun derimizi, gözlerimizi, testisleri, sinir sistemini ve ter bezlerini etkilediğini biliyoruz; uzun vadede etkileri kim bilir nasıl? 3 ila 100 metrede bir, her sokakta, lamba direklerinin üstünde, otobüs duraklarında, evimizin dibinde bir “kutucuk” olacak artık. Tanıştıralım, milyonlarca yeni baz istasyonunuz!

3 Haziran 2026 Çarşamba

devlet eliyle olağanlaştırılmaktadır.

 

Kültür ve sanat emekçilerine yönelik adaletsizlik derinleşiyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı sanat kurumlarında yıllardır sürdürülen çalışma düzeni artık açık bir hak kaybı ve güvencesizleştirme politikası haline gelmiştir. Aynı sahnede, aynı üretimin içinde yer alan sanat emekçileri; farklı statüler, eşitsiz çalışma koşulları ve parçalı istihdam biçimleri üzerinden ayrıştırılmakta, emeğin değeri giderek görünmez hale getirilmektedir. Bu tablo yalnızca çalışanları değil, kamusal sanat anlayışını da zayıflatmaktadır.

 Daha da çarpıcı olan ise bu uygulamanın özel sektörde değil, doğrudan bir kamu kurumu eliyle sürdürülmesidir. Özel sektörde gerçekleştiğinde açık bir hak gaspı ve muvazaa örneği olarak değerlendirilecek bu uygulamalar, sanat emekçileri söz konusu olduğunda devlet eliyle olağanlaştırılmaktadır.

 Bugün “figürasyon” kapsamında değerlendirilen birçok sanat emekçisi yalnızca sahnenin arka planında yer alan kişiler değildir. Sanat eğitimini tamamlayan bu emekçiler, yoğun prova süreçlerine katılmakta, sahnenin akışında belirleyici roller üstlenmekte, kimi zaman başrol düzeyinde sorumluluk taşıyan performanslar sergilemektedir. Ancak ortaya konulan bu emeğe rağmen ücretlendirme, özlük hakları ve çalışma güvencesi bakımından hâlâ “figüran” statüsü üzerinden değerlendirilmektedir.

 Kadrolu sanatçılar açısından da tablo farklı değildir. Maaşlara eklenen seyyanen ödemeler ve çeşitli ek gelirler emekli maaşı hesabına dahil edilmediği için sanatçılar emeklilikte ciddi bir gelir kaybıyla karşı karşıya kalmaktadır. Yıllarını sahneye, eğitime ve sanatsal üretime vermiş emekçiler, emeklilik dönemlerinde yoksulluk riskiyle baş başa bırakılmaktadır.

Kültür ve sanat kurumları; güvencesiz, parçalı ve piyasacı çalışma modelleriyle ayakta tutulamaz. Sanat kurumları şirket değildir; sanat emekçileri de geçici ve esnek iş gücü olarak görülemez.

Taleplerimiz nettir:

Sergi

2 Haziran 2026 Salı

düşman ceza hukuku

224 isimden “mutlak butlan” kararına ortak tepki!

Akademisyen, yazar, sanatçı, sendikacı ve gazetecilerden oluşan 224 isim, CHP kurultaylarına yönelik "mutlak butlan" kararına karşı ortak açıklama yayımladı. Açıklamada, kararın hukuk devleti, siyasi partilerin bağımsızlığı, genel oy hakkı ve ulusal irade açısından kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Akademisyen, yazar, sanatçı, sendikacı ve gazetecilerden oluşan 224 kişi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin CHP kurultaylarına ilişkin 21 Mayıs 2026 tarihli "mutlak butlan" kararına tepki gösterdi.

Seyhan Erdoğdu, Oğuz Oyan, Metin Özuğurlu, Gamze Yücesan Özdemir, Aziz Çelik ve Mustafa Sönmez tarafından başlatılan imza kampanyasına, Korkut Boratav, Yakup Kepenek, Hayri Kozanoğlu, Serdal Bahçe, Filiz Zabcı, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve Özkan Atar'ın da aralarında bulunduğu 224 isim katıldı.

"Hukuki, siyasal ve demokratik açıdan kabul edilemez"

Ortak açıklamada, "mutlak butlan" kararının hukuki, siyasal ve demokratik açıdan kabul edilemez olduğu belirtildi. Kararın genel oy hakkına, siyasi partilerin bağımsızlığına, hukuk devleti ilkesine ve ulusal iradeye müdahale niteliği taşıdığı ifade edildi. CHP'nin örgütsel iradesinin korunmasının Türkiye'de demokratik rejimin geleceği açısından yaşamsal önemde olduğu vurgulanan açıklamada, kararın "19 Mart 2025'ten bu yana CHP'yi hedef alan düşman ceza hukuku uygulamasında yeni bir eşik" olduğu kaydedildi.

"Memleket meselesi haline gelmiştir"


kuşkusuz ABD ve AB planları temelinde-

 

Devlet aklı

Siyasal İslamcıların, eski Türkiye kurumlarını -kuşkusuz ABD ve AB planları temelinde- tasfiyesinden beri, Türkiye'de hükûmetin yanında bir "derin devlet"in var olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu tartışmalar, Apo ile Birinci Çözüm Süreci'nde bizzat Erdoğan'ın, "İmralı ile devlet görüşüyor" sözleriyle zirve yapmıştır.

Bu, önce 17-25 Aralık, sonra 15 Temmuz ve FETÖ dosyalarında "paralel devlet" olarak resetlenmiştir. Daha sonra AKP'lilerce Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması sürecinde, 19 Mart sonrası devreye sokulmuştur. "Ekrem İmamoğlu'nu devlet tutuklamıştır" söylemi, hem İmamoğlu'nun "millî çıkarlara aykırı bir lider" olduğu iddiasına (İngiliz konsolosla İstanbul'da balık yeme), hem de Erdoğan'dan ayrı bir yargı ve devlet olduğu iddiasına dayanmaktadır.

Birkaç yıldan bu yana, ne zaman devlet ve hükûmet içinde "ters" bir ses çıksa, bürokraside "farklı" bir adım atılsa, siyasette geçici ve kısmî çelişkiler görülse (mesela Bahçeli Erdoğan'ın tezlerine aykırı iki laf etse) veya ordu, yargı veya YSK içinde aykırı bir görüş seslendirilse, hemen hararetle "devlet aklı" tartışmaları başlamaktadır.

Geçen hafta Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına "kayyım" olarak atanmasında da aynı propaganda yeniden ortaya çıkmıştır: "Devlet aklı, Erdoğan sonrası Türk siyasetini dizayn ediyor, Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına getirilmesi devletin kararıdır" (Bu söylem, son olarak Bülent Kuşoğlu'nun T24 röportajıyla gündeme gelmiştir). 

Hüseyin Aygün   Birgün

1 Haziran 2026 Pazartesi

Fotoğraf Federasyonu Uyuma!


 

'hodofobi'den (yolculuk korkusu)

 

Hiçliğin var olduğu yer...


Geçen hafta, Passenger/Yolcu (2026) adlı filmin anlatı yapısındaki gerici unsurlardan söz etmiş, 'yol' ve 'yolda olma'nın nasıl korkunç gösterildiğini tartışmaya çalışmıştım. Oradan devam edelim.

Muhafazakar zihinlerde yol, özellikle bir kaygı nesnesidir. Otobüs ya da tren yolculuğunda yanınızdaki koltuğa oturan yolcuların bir türlü engel olamadıkları o konuşma arzusu, çoğunlukla bu kaygıdan beslenir. Gerekmedikçe evlerinden uzaklaşmayan, kasabalarından, küçük şehirlerinden çıkmayan insanlar, pencereden gördükleri manzaranın sürekli değişmesi karşısında bir tedirginlik yaşar.

Burada klinik tanımıyla 'hodofobi'den (yolculuk korkusu) söz etmiyorum. Hodofobik kişiler, yolculuğa çıkmaları gerektiğinde diğer fobilerde olduğu gibi fiziksel tepkiler -kalp çarpıntısı, bulantı ve baş dönmesi, yoğun terleme, soluma zorluğu vd.- gösterebilir. Bu tür tepkilerin hiçbirini vermeyen ama yanındaki hiç tanımadığı yolcularla sürekli konuşma ihtiyacı duyan, etrafındaki dünyanın değişimini izlemek yerine hayatında ilk kez karşılaştığı ve büyük olasılıkla bir daha karşılaşmayacağı insanlarla iletişim kurarak kaygısını bastıran, manzaranın değişimini bu sayede görmezden gelebilen kişilerden söz ediyorum. Cep telefonunun icadından önce, bu tür insanlarla sadece uzun yolculuklarda değil, şehir içi otobüs yolculuklarında bile karşılaşabilirdiniz.

Bu kaygı, belli ölçüde bir muhafazakarlıktan, bir 'değişim karşıtlığı'ndan kaynaklanır ve onu besler. Sözcüğün etimolojik kökeniyle ilerleyelim; 'konserve'leyerek dış etkilerden korunan bir dünya yaratma çabası (conservatism), yola çıkınca kesintiye uğrar. Çünkü yol, başka hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar güçlü bir biçimde, 'değişim' demektir.

   

Ev ise, yolun tam tersi, sabit bir değer ve 'sabitliğin değeri'dir. Ev, başlangıç ve bitişin mekanıdır; doğum ve ölümün, dönebilmek için uğraştığımız ana rahminin ve gidebilmek için uğraştığımız cennetin sembolü, sabah çıkış ve akşam geri dönüş çemberinin başladığı ve kapandığı noktadır.

Sinemada evin korku nesnesi olabilmesi için mutlaka bir değişim dinamiği gereklidir. Ya oraya yeni yerleşilmiş olmalı, ya da evde yaşayanların hayatında 'konserve rutini'ni bozan bir değişim yaşanmalıdır. Böylece 'bastırılan' geri dönecek, pek çok sinemasal örnekte bilinçdışına denk düşen bodrumlar ve çatı katları yeni travmaları tetikleyecektir. 

Uğur Kutay   Birgün

Geçmişe mazi demezler - 2018 Mart / Yurtsever

       

Kılıçdaroğlu: 
FETÖ'nün 1 numaralı sanığı Erdoğan'dır

Mazi - 2020 Temmuz / Evrensel

 
Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a: Kendisi FETÖ’nün 1 numaralı siyasi ayağıdır
 
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Sakarya'daki havai fişek fabrikasındaki patlamalara ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, "Beni üzen nokta Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan zatın ölen işçilerin ailelerini değil fabrikanın sahibini telefonla aramasıdır" dedi. 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümüne de değinen Kılıçdaroğlu, "Erdoğan, '15 Temmuz'la ilgili şüphe bulutları kaldırılmalı' demiş. 'Kılıçdaroğlu, kiminle konuştuğunu anlatsın' demiş. HTS kayıtları elinde. Açıkla kardeşim. Lafa gelice dil bir karış, olmuyor, bu maya tutmuyor. Asıl kendisi FETÖ’nün 1 numaralı siyasi ayağıdır" ifadelerini kullandı.   
Temmuz 2020  Evrensel

 

31 Mayıs 2026 Pazar

Genç sanatçılar geçinebilmek için...

  Kültür Yolu büyüyor,  konservatuvarlı iş arıyor  
Kültür Yolu Festivali 2026’da 26 şehre yayılırken, konservatuvar ve güzel sanatlar mezunları güvenceli iş arıyor. Genç sanatçılar geçinebilmek için özel derslere, servis işlerine, kısa süreli sahnelere ve kafe mesailerine yönelirken, kültür politikası büyük organizasyonlarla vitrin kurmaya devam ediyor.

‘Kayyım rejimine hayır’

262 edebiyatçıdan mutlak butlan kararına karşı ortak bildiri: ‘Kayyım rejimine hayır’

 

30 Mayıs 2026 Cumartesi

İngiltere


 

MARTIN PARR VAKFI

Onca kitaba, fotoğrafa karşın CHP maziyi neden deşmedi derken...

Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’severliği

Temmuz 2024’te bir gün telefonumuz çaldı. Kemal Kılıçdaroğlu arıyordu. Köşemizde CHP’de genel başkan olduğunda danışmanlarını FETÖ’cülerden seçtiğini, FETÖ’nün operasyon gazetesi Zaman yöneticileri ile yakın ilişkiler kurduğunu yazmıştık. Sitem ediyordu:

“Benim FETÖ’cülerle ilişkim de danışmanım da olmadı.”

             

- Kılıçdaroğlu, 2012 başında Gülen casusluk örgütünün ABD imamı ve Türk Amerikan Birliği (TAA) Başkanı Faruk Taban ve yöneticilerini CHP Genel Merkezi’nde kabul etti. Görüşme, CHP’nin resmi sitesinde önce yer aldı, sonra silindi.

- Kılıçdaroğlu 2013’te ABD’ye ziyareti sırasında Gülen casusluk cemaatinin kuruluşları olan Rumi Forum ile Amerikan Türki Topluluğu (TAA) temsilcileriyle buluştu. Görüşmeye ilişkin olarak “Amerika’ya gelirken gönderilen hiçbir daveti reddetmedik. Onlar da bir davet verdi, gittik. Bize yaptıkları faaliyetleri anlattılar, çok memnun olduk” yanıtını verdi.

-Kılıçdaroğlu’nun çok memnun kaldığı FETÖ’cülerle bu görüşmeyi, yine Kılıçdaroğlu’nun CHP milletvekili yaptığı Aykan Erdemir örgütlemişti. Aynı gezide Aykan Erdemir, Kılıçdaroğlu tarafından ABD Dışişleri Bakanlığı yöneticileriyle görüşmekle yetkilendirilmişti. 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sonrası soruşturma dosyalarına göre Aykan Erdemir’in FETÖ’cü olduğu belirlendi. Kendisi kırmızı bültenle aranıyor.

- Kılıçdaroğlu, FETÖ davasından yargılanıp hüküm giyen Fatih Gürsul’u CHP genel başkan başdanışmanı yapmıştı. “Elinde belge olmadan Fethullah Gülen’e iftira atan yüzyılın müfterisidir. Bu büyük ahlaksızlıktır. Fethullah Gülen bilgedir, saygıyla selamlıyorum” diyen Muhammet Çakmak’ı da parti meclisi üyeliğine seçtirmişti.

- Kılıçdaroğlu, Mayıs 2015’te FETÖ’cü Zaman gazetesini ziyaret ederek gazetenin genel yayın müdürü Ekrem Dumanlı ile birlikte yemek yemişti. Ziyarette, CHP İletişim ve Medya ile İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Enis Berberoğlu da bulunuyordu. Basında yer alan haberlere göre, Dumanlı, Suriye’ye silah götüren MİT TIR’ları ile ilgili görüntüleri bu ziyaret sırasında Kemal Kılıçdaroğlu’na vermişti. Berberoğlu da konunun medyada yayımlanmasına aracılık etmişti. Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine kendisinin doğrudan sorumlu olduğu gelişmeler nedeniyle zorda kalan Kılıçdaroğlu, “adalet yürüyüşü”nü gerçekleştirmeyi seçmişti.

- 2013’te Fethullah Gülen, kalp ritmi bozukluğu yaşamıştı. Gülen, hastalığı nedeniyle kendisine geçmiş olsun diyenlere gazetelerde bir teşekkür ilanı yayımlamıştı. O ilanda, Kılıçdaroğlu’nun Zaman gazetesine birlikte gittiği Enis Berberoğlu ile bugün butlan kararı sonrası birlikte olduğu Erdoğan Toprak ve Gürsel Tekin’in de adları yer almıştı. 

Işık Kansu    Cumhuriyet