Hayatımız Fotoğraf
İbrahim Akyürek
13 Mart 2026 Cuma
Aklımızda bulunsun:
Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler
- Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
- Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
- Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
- Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
- Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
- Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.
9 Mart 2026 Pazartesi
BÜFOK
BÜFOK Bülten 3. Yıl Özel Sayısı - 8 Mart 2026
Geçtiğimiz haftalarda okul yönetimi tarafından odaları taşınarak maddi ve manevi zarar gören BÜMK ve GSK’ya desteğimizi bir kere daha burdan belirtmek isteriz. Öğrencilerin ifade özgürlüğünün ve çalışma alanlarının yönetim tarafından kulüp kültürüne ket vurma çabasıyla engellenmesine karşı tepkimizi gösteriyor ve bu tür müdahaleleri kabul etmiyoruz. Sanat, bir ifade ve direniş biçimidir. Bu sebeple, sanatı ve ifade özgürlüğünü Boğaziçindeki dayanışmamızı sürdürerek savunmaya devam edeceğiz.
8 Mart 2026 Pazar
Şubat 2026
Kuruluş felsefesinde kültür ve sanat olan genç Cumhuriyet, temelini sağlamlaştırmak ve Osmanlı’dan devraldığı bakımsız Anadolu taşrasını kalkındırmak amacıyla “Yurt Gezileri ve Yurt Resimleri” atılımını planladı. Bu kapsamda 1938-1943 arasında her yıl on sanatçıyı görevlendiren devlet, sanatçıların görevlendirildikleri illerde her türlü gereksinimlerini karşılayacaktı. Altı yıllık süre içinde 48 ressamımız, 63 kente giderek 675 resim yaptılar. Toplanan resimler Ankara Halkevi binasında izleyicilerin beğenisine sunuldu. (Tanıtım Yazısı)
6 Mart 2026 Cuma
Kıbrıs
REPUBLIC ile Kıbrıs’a İçeriden Bir Bakış
Kıbrıs’ta geçmiş, gündelik yaşamın akışı içinde varlığını hissettiren bir katman olarak duruyor. Yusuf Sevinçli’nin Girne’de izleyiciyle buluşan yeni serisi REPUBLIC, tam da bu görünür ve görünmez katmanların izini sürüyor. 26 Şubat – 14 Nisan 2026 tarihleri arasında Art Rooms’da görülebilecek sergi, sanatçının 2020–2025 yılları arasında adaya yaptığı ziyaretler sırasında ürettiği yaklaşık 70 fotoğraftan oluşuyor. ArtDog
![]() |
| Yusuf Sevinçli 1980 Zonguldak doğumlu |
5 Mart 2026 Perşembe
4 Mart 2026 Çarşamba
Destek olma, masa zaten devrilecek
"İyiler bugün, kötülerin fantezisi olarak yaşamdadır. Kötülerin yalnız kaldığında bir iyiye sarılması boşuna değildir." Tahir M. Ceylan, Aylak Düşünceler
Bilirsiniz yangında ilk kurtarılacaklar listesi vardı bir zamanlar. Tehlike öncesi uyarı hedefi belirlenmiş, güvenlik duygusu pekiştirilmiş olurdu. Bu tip listeler memleketin/yeryüzünün zor durumlarında da önceliklerimiz için kafa yormamız gerektiğini anımsatır.
Payanda; yani destek, dayanak iyiyi de kötüyü de zor zamanlarda ayakta tutar. Bir kötülük masası düşünün, sadece bir ayağı aksasa masa sahipleri huzursuz olur. Sağa sola koşuşturur paniğe kapılır. Yüz ifadeleri, bakışları tuhaflaşır. Şiddeti seçer.
Kötülerle ilişkili sanatçı tayfasını da bir masa ayağı gibi düşünürüm. Daha doğrusu bu tayfayı sallanan, tökezleyen bir mekanizmayı ayakta tutan payanda olarak kabul ederim. Ancak, bizim tayfanın işlevi öteki payandacılardan taksiciden, marangozdan farklıdır. Kaba değil, incedir. Kötülerin manevi ihtiyaçlarını karşılar. Şimdilerde buna şirket kafasıyla “duygu yönetimi” derler. Reklam dünyasında kalem oynatan, yüzünü markalara kiralayan tayfa duygu pazarlama işinin ustalarıdır.
Ortada yönetim, yönetilecek varsa ilişki, irtibat, iltisak da vardır. Kötülerin kanunu bunu “yardım ve yataklık” olarak etiketleyip iyilerin iyilere payandalık yapmasını, destek çıkmasını cezalandırmışdır.
Ancak, iyilerin defterinde kötülere yardım ve yataklık yapmanın ayıplanması nedense yoktur. Bu yüzden, farklı ulustan ve dinden liman işçilerinin İsrail’e gidecek gemilere yükleme yapmayı kabul etmeme eylemi göklere çıkarılmamış, örnek alınacak insancıl bir davranış olarak yaygınlaşmamıştır.
Peki iyilerin tarafında neler olur?
Yine de kötümser olmayalım. İsrail'e karşı yapılan kültürel boykot çağrıları, üniversitelerde gerçekleşen (Boğaziçi Üniversitesi, İTÜ Mimarlık) sırt dönme eylemleri, "Migros'tan alma, emeğimi çalma" boykotları, Çağdaş Hukukçular Derneği'nin Türkiye Barolar Birliği'ne yaptığı -kralın savcısıyla ilgili- muhatap alma/yok say çağrısı az şey değil.
Sanatçı tayfasını kötülerden uzak tutmak, irtibatlarını kesmek için yine de kavramlara ihtiyaç var. Bir akademisyen maden şirketlerinin ruhsat oyunlarında muhtarları ayartma eylemlerini (camiyi tamir edelim, okulu boyayalım gibi) "sosyal rüşvet" olarak tanımlamıştı. Bizim tayfanın ayıplı ilişki ve eylemlerini şöyle tanımlasak: "manevi rüşvet", "boykot kırıcılar", "kiralık ruhlar", "duygu avcıları"... Ya da son büyük deprem sonrası şirketlerin sanatın iyileştirici gücü palavrasıyla sanatçıları kullanmalarından yola çıkarak "iyilik taşeronları" desek.
Devletler arasındaki oyunlara dikkat edin: kriz zamanlarında silahlar konuşmadan önce,
önceki bazı ilişkiler gözden geçirilir, payanda olarak değerlendirmeye alınır. Son Ukrayna savaşında ABD ve AB örneklerinde gördüğümüz gibi ilişkili/irtibatlı şirketler, iş adamları, diplomatlar, sanatçılar hedef listesine alınır. Bu arada Rus ve Filistin kültürü de payını alır, ayılıp bayıldıkları ifade özgürlüğü bile rafa kaldırılır.
Peki iyilerin, bizim tayfanın tarafında neler olur? Bir avuç insan dışında bunaltıcı bir yılgınlık sürer gider. Sevdiğimiz yazar, oyuncu iyilerle kötüler arasında dolanır durur. Yalama olmuş musluğun kafamızda bıraktığı tedirginliği yaşarız.
Yüzümüzü onlara dönüp arkamızı, 16 yaşında Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabını yazan Etienne de La Boétie''nin şu sözlerine dayasak ve "Artık hizmet etmemeye kararlı olun; göreceksiniz ki anında özgürleşeceksiniz," desek...
Ve yaklaşık 500 yıl önce yazılan bu kitabın bir kaç satırından esinlenerek çaresizce eklesek; elinize pankart alıp sokağa çıkmanızı istemiyoruz, bildiriye imza atmanızı da beklemiyoruz. Masaya tekme atmanızı hiç istemiyoruz. Destek olma, masa zaten devrilecek.
İbrahim Akyürek Mart 2026 67sergi@gmail.com
3 Mart 2026 Salı
Hatice Sabiha Rüştü Bozcalı;
Basın-Yayın Sektöründe Bir Kadın İllüstratör
Hatice Sabiha Rüştü Bozcalı; köklü, varlıklı, kültürlü bir ailenin ferdi olarak 1903’te doğdu. 95 yıl süren yaşamının neredeyse yarısını resim eğitimiyle geçirdi. 5-6 yaşlarındayken yeteneği keşfedildi, 8-9 yaşlarındayken ressam ve müze müdürü Ali Sami Boyar’ın özel öğrencisi oldu, 15 yaşındayken yurtdışına sanat eğitimi için gönderildi. Fransızca, Almanca, İtalyanca öğrenen Bozcalı, eğitimini 40’lı yaşlarının sonlarına kadar aralıklarla sanat tarihinin önemli isimlerinin atölyelerinde sürdürdü.
Bozcalı, Anadolu kentlerini resmetmek üzere Cumhuriyet Halk Fırkası ve Halkevleri tarafından 1939’da ikincisi düzenlenen “Yurt Gezileri”ne davet edilen on sanatçının arasına girdi. Geziye seçilen ilk kadındı. Cumhuriyet ile şekillenmeye başlayan yeni kültürel kimlik ve modernleşme sürecini belgelemek üzere Zonguldak’a gönderildiğinde fabrikalara yoğunlaştı ve kentin endüstriyel gelişiminden ayrıntıları tuvaline yansıtarak farklı bir bakış açısı sergiledi.
EMİN NEDRET İŞLİ, ÖMER DURMAZ SALT
otosansürle mücadele etmek neredeyse imkânsız!
Otosansür en büyük tehlikeye dönüştü
Gazeteci-Yazar Şenay Aydemir’in İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘AKP’nin Kültür Savaşı İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat’ başlıklı son kitabı AKP’nin kültür-sanat alanındaki dönüşümünü dönemsel siyasi ihtiyaçlar üzerinden okuyor. Aydemir, iktidarın her başlıkta değişen ama izlek olarak tutarlı bir sanat politikası yürüttüğünü söylüyor.2017 referandumu ile başkanlık rejimine geçiş, ardından da Erdoğan’ın 2018 seçimlerini kazanmasıyla yeni bir aşama söz konusu. Bu yeni bölümde havuç/ sopa politikası izleniyor. İktidarın kırmızı çizgilerine, güvenlik alanı olarak tanımladığı bölgelere ve iktidar bileşenlerine yönelik tutum davranışta bulunmayanların ödüllendirileceğine dair vaat ile, ‘ötekilerin’ cezalandırılacağına dair politikalar bir arada yürüyor. Özellikle de popüler kültür alanı böyle dizayn edilmeye çalışılıyor.AKP’nin iktidar dönemi boyunca kültür-sanat alanına dair sabit bir amacının olduğunu söylemek zor. Güncel, siyasal ihtiyaçlara göre değişen şekillenen bir politika üretiliyor çoğu zaman. Bugün geldiğimiz noktada yeni rejimin ihtiyaçlarına karşılık verecek bir üretimi (örneğin milli ve dini duyguları yüceltecek eserler) teşvik edip, diğerlerini ‘güvenlik sorunu’ haline getirmek diye kabaca özetleyebiliriz. Yeni rejim, kültür ve sanatın üretim ve ‘tüketim’ zeminini kontrol etmeyi, değiştirmeyi ve buradan uzun vadede bir sonuç almayı umuyor diye düşünüyorum.
Bugün sansürden çok otosansür problemi olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu yaratıcıların bilinçli olarak yaptığı bir şey olmaktan da çıkmaya başladı. Bildiğimiz anlamda otosansür, yaratıcının ‘netameli’ mevzuları bilip ona göre yorumda bulması anlamına geliyordu. Söylemenin kendisini değil, söyleme biçimini şekillendiren bir durumdu bu. Biraz etrafından dolanmak, ima etmek, doğrudan söylemek yerine dolaylı ifade etmek. Yani amaç bir biçimde söylemenin ya da göstermenin, hissettirmenin yolunu bulmaktı. Mesela Yeşilçam’ın büyük yönetmenleri ağır sansür koşulları altında yoksulluğu, sınıfsal uçurumları, erotik gerilimleri hissettirmenin görsel yollarını buluyorlardı. Ama bugün, kırmızı çizgiler anlatıdan tamamen çıkarılabiliyor ya da en ilkel haliyle temsil ediliyor. Sansürle mücadele edilip mahkûm edilebilir, otosansürle mücadele etmek neredeyse imkânsız!
Tuğçe Çelik Birgün
2 Mart 2026 Pazartesi
Çaycuma - Zonguldak
Çaycuma Çevre Gönüllüleri’nden Hakan Tosun Cinayeti Açıklaması: “Katiller ve Azmettiriciler Cezasız Kalmayacak”
Çevre Gönüllüleri tarafından yapılan açıklamada, Hakan Tosun’un 10 Ekim 2025 gecesi İstanbul Esenkent’te bir elektrik direğinin dibinde otururken motosikletli bir grubun saldırısına uğradığı hatırlatıldı.
Açıklamaya göre Tosun, sekiz dakika süren ilk saldırıda ağır darbelere maruz kaldı. Ayağa kalktığını gören saldırganların dört–beş dakika sonra yeniden olay yerine dönerek Tosun’a ölümcül darbeler vurduğu belirtildi. İkinci saldırıdan yaklaşık 10 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Tosun’un beyin ölümünün gerçekleştiği ve entübe edildiği ifade edildi.
Çevre Gönüllüleri, “Buraya kadar yaşananlar bir insan cinayetidir. Ancak sonrasında yaşananlar bir hukuk cinayetidir” değerlendirmesinde bulundu.
“Deliller Toplandı, Tutuklama Yok”
1 Mart 2026 Pazar
kim koruyor?
Katilleri kim koruyor?
Hakan Tosun’un kardeşi Öznur Tosun, BirGün’e yaptığı açıklamada, “Bizim için kamuoyu oluşturmak hayati bir meseleydi. Eğer insanlar ‘Hakan Tosun’a ne oldu?’ diye sormasaydı bugün hiçbir gerçeğe ulaşamayacaktık. Bu dosya sessizce kapatılacaktı. Hakan’ın adı bir istatistikten ibaret kalacaktı. Başından beri olayı kapatma eğilimi görüyoruz. Süreç hep bu yönde ilerledi. Şimdi savcı dosyayı sürdürüyor ama kimden çekiniliyor, korkuluyor bilmiyoruz. Birçok başlık karartılmaya çalışılıyor. Sorularımızın çoğu hâlâ cevapsız” dedi.
PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ
Tosun şöyle devam etti: “Savcı, Adli Tıp raporunu bile yok sayıyor. Bu bizim için kabul edilemez. Bilimsel bir rapor ortadayken bunun görmezden gelinmesi vicdani de hukuki de değil. Biz kardeşimizi kaybettik. Onu geri getiremeyiz ama en azından gerçeğin ortaya çıkmasını istiyoruz. Çok kaygı verici bir süreç yaşıyoruz. Sanki adım adım cezasızlığa doğru gidiliyor. Hakan Tosun dosyası sadece ailemizin meselesi değil. Bu dosya emsal olacak bir dosya. Sokakta, herkesin gözü önünde bir insan öldürülüyor. Bunun ardından ‘öldürme kastı yoktur’, tahrik indirimi, cezasızlık gibi ihtimaller konuşuluyor. Bu çok tehlikeli bir eşik. Eğer burada adalet sağlanmazsa yarın başka insanlar için de aynı kapı aralanacak. Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz sadece Hakan için değil, herkes için adalet istiyoruz.
28 Şubat 2026 Cumartesi
Hayırdır 1850’lere geri mi döndük?
Daha kaç cenaze gerekiyor?
Daha çarpıcı olan ise kazalara ilişkin veriler.
TTK genelinde kaçak ocaklarda 2023 yılında 3, 2024 yılında 5 işçi hayatını kaybetmiş. 1992-2024 yılları arasında kaçak ocaklarda meydana gelen kazalarda (kayıtlara giren) 146 işçi; rödovanslı sahalarda ise 155 işçi yaşamını yitirmiş. Üstelik kaçak ocaklardaki yaralanmaların tam sayısı bile tespit edilemiyor.
Bu ne demek?
Bu, devletin kayıtlarına bile tam olarak girmeyen ölümler olduğu anlamına geliyor. Açık açık görmezden geliniyor. Bu, yerin altında yaşananların bir kısmının istatistiklere dahi yansımadığı anlamına geliyor. Bu, görünmeyen bir ölüm ekonomisi olduğu anlamına geliyor.
Hayırdır 1850’lere geri mi döndük? Utanmazsanız çocukları da madene sokalım!
Üstelik burada özellikle rödovans uygulamasını hatırlatmak gerekiyor.
Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden işletmesinde de rödovans sistemi vardı. Yani kamuya ait bir sahada üretim hakkı özel bir şirkete devrediliyor; şirket belirli bir bedel karşılığında kömür çıkarıyor. Kârlılık baskısı arttıkça maliyetler kısılmaya, maliyetler kısıldıkça iş güvenliği önlemleri “esnetilmeye” başlanıyor. Üretim hedefleri, insan hayatının önüne geçiyor.
Rödovans modeli teorik olarak bir işletme yöntemi olabilir. Ancak denetimin zayıf, yaptırımın caydırıcı olmadığı, kamu otoritesinin etkin olmadığı bir ortamda bu model; iş güvenliğini tali, üretimi asli unsur haline getiriyor. Soma bunun en acı örneğiydi. 301 can bunun bedelini ödedi. Cezasızlığın cezasını işçiler hayatlarıyla ödedi, ödüyor.
Bugün hâlâ rödovanslı sahalarda yüzlerce ölüm kayda geçmiş durumda. Bu tablo bize şunu söylüyor: Sorun sadece kaçak ocaklar değil. Sorun sadece bireysel ihmal değil. Sorun; denetim zafiyeti, yaptırım eksikliği, siyasi irade yetersizliği ve insan hayatını üretim maliyeti olarak gören anlayıştır.
İncelediği TTK raporunda açıkça ifade ediliyor: Kaçak ocaklarda arama kurtarma çalışmaları TTK tahlisiye ekiplerince zor şartlar altında, güçlükle yürütülüyor. İlkel koşullar, asgari iş güvenliği önlemlerinden yoksun çalışma ortamı... Yani ölümler gerçekleşmeden önce bilinen, görülen, raporlanan bir tablo var.
Bu durumda artık “kaza” kelimesi gerçeği karşılamıyor.
Kaza; öngörülemeyen, engellenemeyen olaydır. Oysa burada sayılar var, raporlar var, tekrar eden müdahaleler var, yıllara yayılan ölümler var. Aynı ocaklara defalarca mühür vuruluyor, aynı sahalarda defalarca cenaze çıkıyor. Bu bir tesadüf zinciri değil; sistematik bir ihmaller zinciridir.
Murat Ağırıel Cumhuriyet
![]() |
| Hayırdır 1850’lere geri mi döndük? |
26 Şubat 2026 Perşembe
24 Şubat 2026 Salı
"Yeşil Kuşak"
CIA’nın karanlık şefi Graham Fuller’in sessiz ölümü!
Görevde bulunduğu süre boyunca, ABD’nin Türkiye ve Ortadoğu politikalarının belirlenmesi ve uygulamasında rol oynayan isimlerden biri olan Fuller, bu dönemde “Ilımlı İslam” terimini siyasal literatüre katan isimler arasında yer aldı.
Fuller, yazdığı “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitap dolayısıyla da AKP’nin bir dönem sıklıkla tekrarladığı ‘Yeni Türkiye’ ifadesinin isim babası olarak biliniyor.
Bir dönem Müslüman Kardeşler’i bir dönem de kendi tanımlamasıyla “Gülen hareketini” Ilımlı İslam modeli çerçevesinde desteklenmesi gereken akımlar arasında saydı. Fethullah Gülen’in ABD’ye yerleşmesi sürecinde oturma izni alması için tavsiye mektubu yazan eski devlet görevlilerinden olan Fuller’in 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki isimlerden biri olduğu da öne sürülmüş ve bir dönem CIA’ya danışmanlık yapan Henri Barkey ile birlikte hakkında yakalama kararı çıkartılmıştı.
Fuller'in "Yeni Türkiye Cumhuriyeti", "İslamsız Dünya", "Siyasal İslamın Geleceği", "Türkiye ve Arap Baharı" gibi eserlerinin yanı sıra, Henri Barkey ile birlikte kaleme aldığı "Türkiye’nin Kürt Meselesi" başta olmak üzere pek çok kitabı bulunuyor.
Oksijen
Gazete Oksijen
Yarım kalan ışık: Manuel Çıtak’ın ardından
Eczacıbaşı Fotoğrafçılar Dizisi’nin yeni kitabı, klasik belgesel üslubun güçlü temsilcilerinden Manuel Çıtak’ı geniş bir seçkiyle geleceğe taşıyor. Kitabın editörü Orhan Cem Çetin ve eşi yazar Şebnem İşigüzel, sanatçının estetik ve etik dünyasını anlatıyor
"Ben hayatımda hiç fotoğraf çekmeye heves etmedim. Manuel bu huyuma bayılırdı. Ama fotoğraftan anlardım, bunu söylerdi. Zaten uzun yıllar fotoğraf üzerine Geniş Açı dergisinde yazdım. Manuel’in 1993’ten beri gördüğü bütün büyük fotoğraflarında yanında olma mutluluğuna sahibim. Kilyoslar, Kıyı serisi, bazı İstanbul fotoğrafları, Anadolu gezilerimiz, son olarak İslomania. Tanıktım sadece. Neyi yakaladığını hissedebiliyordum. Manuel fotoğraf peşinde avcı gibiydi. İyi fotoğrafın nereden nasıl geleceğini iyi kestiriyordu. Gördüğü her şeye artık nasıl bakıyorsa büyücü gibi bir his yüklerdi. Sanatçı olarak ona hep hayran oldum. O da benim hayallerimi ilk duyandı. Birbirimizin sanatına tanıklık ettik, hayran olduk, hayatı birbirimiz için kolaylaştırdık diyebilirim."
22 Şubat 2026 Pazar
Patronların en büyükleri
Hitler’i ayakta tutanlar
Peşine yüzbinleri takan Adolf Hitler’in 30 Ocak 1933’te şansölye olarak atanmasıyla başlayan Üçüncü Reich, Nürnberg Mahkemesi’nin aldığı kararlarla 1946’da sona ermişti. Hitler’in Nazi diktatörlüğüne destek vermiş olan 42 “endüstri babası” da Nürnberg’de yargılanmıştı.ONLARSIZ HİTLER BİR HİÇTİ
Adolf Hitler, 30 Ocak 1933’te Almanya Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg tarafından Almanya şansölyesi olarak atandı. Almanya’ya el koyan Hitler ile yardakçılarının palazlanması ve 13 yıl ayakta kalması, Alman endüstrisinin “babaları” olmasaydı başarılamazdı ve Hitler bir hiçti. Nazi Almanyası’nın orduları, Flick, Krupp, Thyssen ve şürekâsı olmadan komşu ülkeleri istila edemez, savaşamazdı. Onlar sayesinde Nazi Almanyası 1942- 1944 arasında silah gücünü üçe katlamıştı. Adolf Hitler’e verilen büyük parasal destek daha 1920’li yıllarda Bavyera’da başlar. Oradan diğer Alman kentlerine, Avusturya’ya ve İsviçre’ye de sıçrar. Avrupa’ya kaçmış bazı varlıklı Rus asilleri “Bolşevik düşmanı” Hitler’e destek verirken Henry Ford da Hitler’in partisi NSDAP’ye bağışta bulunur! Aynı dönemde Mussolini yönetimindeki İtalyan faşistlerinin bile İsviçre bankaları kanalıyla milyonlarca markı Führer’e yollamış olduğu biliniyor.
ÇIKARLAR KARŞILIĞINDA DESTEK
Evet, o dönemlerde herkes çıkarları karşılığında Nazileri desteklemişti! İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin yanında oldukları için Nürnberg mahkemesinin suçlu gördüğü endüstri patronları günlerini bir zamanlar Hitler’in kaldığı Landsberg hapishanesinde geçirirler. Yeni Almanya için ortak planlarını orada yaparlar. 60 milyona yakın insanın ölümünden Hitler’e hizmet etmiş olan bu endüstri patronları da sorumludur! İngilizlerle Amerikalılar kurdurdukları Batı Almanya’ya, Sovyetler’e karşı “kale” görevini verirler. Ancak ülkenin bir an önce güçlenmesi gerekmektedir. Hitler’e hizmet vermiş olan endüstri patronları hâlâ hayattadır. Solcuları sevmeyen, politik görüşleri en sağda bu insanlar ülkeye yine gerekli oldukları için aklanırlar. Dizginler yine Flick, Krupp, Abs, Sohl ve Zangen’in elindedir...
Burhan Arpad Cumhuriyet Pazar
21 Şubat 2026 Cumartesi
'Kemal Türkler Yılı'
Birleşik Metal-İş, 2026 yılının 'Kemal Türkler Yılı' ilan edildiğini açıkladı
"2026 yılı boyunca Kemal Türkler'i anacak ve anlatacağız. Doğumunun 100. yılı vesilesiyle ilan ettiğimiz 'Kemal Türkler Yılı' kapsamında, sadece onu anmakla kalmayacak; aynı zamanda işçi sınıfının bugünkü sorunlarını onun mücadeleci yaklaşımı ile yeniden masaya yatıracağız. Yıl boyunca başta metal işçileri olmak üzere tüm emekçilerle, sınıf dostlarıyla bir araya gelmeyi planladığımız başlıca etkinliklerimiz şunlar olacaktır:
Akademik Sempozyumlar ve Paneller: Kemal Türkler'in sendikal anlayışı, Türkiye işçi sınıfı tarihi ve günümüz emek piyasalarındaki yapısal dönüşümlerin ele alınacağı kapsamlı oturumlar.
Belge ve Fotoğraf Sergileri: Maden-İş ve DİSK tarihine ışık tutan, Kemal Türkler'in hayatından kesitler sunan gezici ve kalıcı sergiler.
Kültürel Anma Programları ve Belgesel Gösterimleri: Genç kuşakların onun mirasıyla tanışmasını sağlayacak görsel ve işitsel etkinlikler.
Edebiyat ve Şiir Ödülleri: Emeğin ve çalışma yaşamının edebiyattaki yansımalarını desteklemek, sendikal hareket ile sanatın tarihsel bağını güçlendirmek amacıyla bu yıla özel etkinlikler planlanmıştır. Bu kapsamda verilecek 'Kemal Türkler Şiir Ödülü' önemli bir katkı olacaktır.
Yayın Çalışmaları: Kemal Türkler'in yazıları, konuşmaları ve onun hakkında kaleme alınan araştırmalardan oluşacak özel yayınların akademiye ve sendikal hayata kazandırılması. Tüm basın emekçilerini, akademi dünyasını, emekten yana olan tüm kurumları ve Türkiye işçi sınıfını, 2026 "Kemal Türkler Yılı" etkinliklerinde omuz omuza olmaya davet ediyoruz."
20 Şubat 2026 Cuma
18 Şubat 2026 Çarşamba
savaş hali
Kültür savaşı ve konser iptalleri
Konser iptalleri, festival yasaklamaları, dizilere ceza, kanallara program durdurma, kapatma, şafak baskınları, yer yer uzun tutukluluk, çam sakızı çoban armağanı adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı… Kültür alanı “hegemonyamızı kuramadık”, “kültürel iktidar olamadık” hayıflanmaları eşliğinde yıllardır, giderek artan şiddette müdahaleye sahne oluyorŞenay Aydemir de İletişim Yayınları’ndan çıkan “AKP’nin Kültür Savaşı” kitabına alt başlık olarak “imha ve inkâr kıskacında sanat” ifadesini seçmişti. Ona göre iktidar muhafazakâr bir alternatif sanat iddiasından “yerli ve milli kültür” tazyikiyle baskıcı bir kontrol rejimine geçmişti. Kültürel alandaki mücadele üzerine dikkat çekici bir yazı da geçtiğimiz hafta sonu anayasa hukuku uzmanı Murat Sevinç imzasıyla yayımlandı. Sevinç de Şenay Aydemir gibi 2013’teki Gezi eylemlerinin bir kırılma olduğunu, iktidarın “kültürel hegemonya” mücadelesinin bu tarihten sonra harlandığı saptamasını yapıyor. Ancak Sevinç’in kurduğu bağlam salt son 24 yılla sınırlı değil; “AKP’nin kültürel iktidar mücadelesinin, siyasal İslamcı ideolojinin Cumhuriyet’in laik niteliğiyle mücadele tarihinin izdüşümü olduğu” düşüncesini aktarıyor. Söz konusu olan bir hesaplaşma refleksi olunca, kültür alanında bir inşa mümkün olmasa da güç kullanarak “çoraklaştırma” bir siyaset haline gelebiliyor.
TOPLUMSAL RIZA İMALATI: STOKLAR TÜKENDİ Mİ?
Can Ertuna Birgün






.png)








.jpg)
.webp)

.webp)























