"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

30 Mayıs 2026 Cumartesi

İngiltere


 

MARTIN PARR VAKFI

BÜFOK

 

BÜFOK Bülten - 30 Mayıs 2026

Onca kitaba, fotoğrafa karşın CHP maziyi neden deşmedi derken...

Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’severliği

Temmuz 2024’te bir gün telefonumuz çaldı. Kemal Kılıçdaroğlu arıyordu. Köşemizde CHP’de genel başkan olduğunda danışmanlarını FETÖ’cülerden seçtiğini, FETÖ’nün operasyon gazetesi Zaman yöneticileri ile yakın ilişkiler kurduğunu yazmıştık. Sitem ediyordu:

“Benim FETÖ’cülerle ilişkim de danışmanım da olmadı.”

             

- Kılıçdaroğlu, 2012 başında Gülen casusluk örgütünün ABD imamı ve Türk Amerikan Birliği (TAA) Başkanı Faruk Taban ve yöneticilerini CHP Genel Merkezi’nde kabul etti. Görüşme, CHP’nin resmi sitesinde önce yer aldı, sonra silindi.

- Kılıçdaroğlu 2013’te ABD’ye ziyareti sırasında Gülen casusluk cemaatinin kuruluşları olan Rumi Forum ile Amerikan Türki Topluluğu (TAA) temsilcileriyle buluştu. Görüşmeye ilişkin olarak “Amerika’ya gelirken gönderilen hiçbir daveti reddetmedik. Onlar da bir davet verdi, gittik. Bize yaptıkları faaliyetleri anlattılar, çok memnun olduk” yanıtını verdi.

-Kılıçdaroğlu’nun çok memnun kaldığı FETÖ’cülerle bu görüşmeyi, yine Kılıçdaroğlu’nun CHP milletvekili yaptığı Aykan Erdemir örgütlemişti. Aynı gezide Aykan Erdemir, Kılıçdaroğlu tarafından ABD Dışişleri Bakanlığı yöneticileriyle görüşmekle yetkilendirilmişti. 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sonrası soruşturma dosyalarına göre Aykan Erdemir’in FETÖ’cü olduğu belirlendi. Kendisi kırmızı bültenle aranıyor.

- Kılıçdaroğlu, FETÖ davasından yargılanıp hüküm giyen Fatih Gürsul’u CHP genel başkan başdanışmanı yapmıştı. “Elinde belge olmadan Fethullah Gülen’e iftira atan yüzyılın müfterisidir. Bu büyük ahlaksızlıktır. Fethullah Gülen bilgedir, saygıyla selamlıyorum” diyen Muhammet Çakmak’ı da parti meclisi üyeliğine seçtirmişti.

- Kılıçdaroğlu, Mayıs 2015’te FETÖ’cü Zaman gazetesini ziyaret ederek gazetenin genel yayın müdürü Ekrem Dumanlı ile birlikte yemek yemişti. Ziyarette, CHP İletişim ve Medya ile İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Enis Berberoğlu da bulunuyordu. Basında yer alan haberlere göre, Dumanlı, Suriye’ye silah götüren MİT TIR’ları ile ilgili görüntüleri bu ziyaret sırasında Kemal Kılıçdaroğlu’na vermişti. Berberoğlu da konunun medyada yayımlanmasına aracılık etmişti. Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine kendisinin doğrudan sorumlu olduğu gelişmeler nedeniyle zorda kalan Kılıçdaroğlu, “adalet yürüyüşü”nü gerçekleştirmeyi seçmişti.

- 2013’te Fethullah Gülen, kalp ritmi bozukluğu yaşamıştı. Gülen, hastalığı nedeniyle kendisine geçmiş olsun diyenlere gazetelerde bir teşekkür ilanı yayımlamıştı. O ilanda, Kılıçdaroğlu’nun Zaman gazetesine birlikte gittiği Enis Berberoğlu ile bugün butlan kararı sonrası birlikte olduğu Erdoğan Toprak ve Gürsel Tekin’in de adları yer almıştı. 

Işık Kansu    Cumhuriyet

                                                  

29 Mayıs 2026 Cuma

Kaza değil...

Ressam Mustafa Horasan hayatını kaybetti

Ressam Mustafa Horasan (61), motosiklet kullandığı sırada geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Sanatçı bugün Moda Camii'nden uğurlanacak.

Ressam Mustafa Horasan’ın vefat ettiği, yakınlarının ve sanat camiasının yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla duyuruldu. Paylaşımlarda Horasan’ın motosiklet kazası sonucunda yaşamını kaybettiği belirtildi.

Ressam Yusuf Taktak yaptığı sosyal medya paylaşımında, "Az önce öğrendim ressam MUSTAFA HORASAN motosiklet kazasıyla resim sanatı için genç sayılan bir yaşta hayata veda ediyor! Sevgili Mustafa birkaç kez atölyesine saz dinletmeyedavet etmişti. Ne yazık ki ertelemelerle sözümü tutamadım, üzgünüm! Aslında bu ülke; bisiklete, motorsiklete müsait değil belki de yaşamaya..." ifadelerini kullandı.

nasıl öldüklerini kimse bilmeyecek!



Yollarda öldüler; ama nasıl öldüklerini kimse bilmeyecek!
İbrahim Akyürek, 2020
Trafik kazalarında, çarpışmalarında yaşamını yitiren tanınan, bilinen kişilerin nasıl anıldıklarını, ya da anılmadıklarını merak ederim. “Bizim canımız yandı, başkalarının canı yanmasın” kaygısını taşıyan az sayıdaki aile ve arkadaş çevresinin ölüm nedenini unutmamasını dilerim. Dilemenin ötesinde, başkalarının canı yanmaması için nedenlerin ortaya saçıldığı, tartışıldığı fırsatlar yaratılmasını zorunlu bulurum. Sanatçıların, bilimcilerin bu fırsatların içine dalmasını öncelikle kaçınılmaz sayarım. Deprem sonrası içinde yaşadığımız şu günlerde olduğu gibi farkındalık patlaması beklerim. 
Geçen yıl Birgün gazetesi sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan'ı kazada yitirdik. Haberi okuyunca ölüm haberinin Birgün gazetesinin akla ziyan otomobil sayfasında yayınlanması gerekirdi, diye düşündüm. Savaşta ölenlerin, tank bomba reklamlarının, savaş isteriz yazılarının içinde, kenarında yayınlanmasını beklediğim gibi… Madem ortada otomobil gibi bol bol tüketilmesi gereken bir mal ve reklamı var, bu mal toplumsal ilişkiler içinde yol açtığı sonuçlarla birlikte ilgili sayfalarda yer alsın ki, bütünlük bozulmasın isterim.  










 






Ayrıca dikkat çekmek isterim. Cumhuriyet’te olduğu gibi Birgün’ün en istikrarlı köşesi otomobil köşesidir. Haber başlığı altında bedavaya araba reklamı yapmanın en açık saçık hali bu sayfalardadır. Adı geçen gazetelerde kadrolar, yazarlar değişir, itiş kakış olur ancak oto sayfaları dimdik ayakta kalır. İş arabaya gelince spor sayfalarında olduğu gibi fikirler, eleştirel düşünce, felsefe, deprem sonrası farkındalık patlaması hepsi çöpe gider.
Çöpe giden bu kadarla kalsa bu yazıya ne gerek var!
Ancak; “neden öldüler, ölmeyebilir miydiler, başkalarının canı yanmasınlar” da olduğu gibi çöpe gider.
Nasıl mı?
















2012 yılında Yönetmen Seyfi Teoman'ın kullandığı motosiklete ani dönüş yapan araç çarptı. Bu yıl yapılacak 39. İstanbul Film Festivali’nde adına en iyi ilk film ödülü kondu. Cebenoyan’ın ölümü sonrası eşi ve arkadaşları tarafından, adıyla anılan "Çocuk ve Sinema Platformu" kuruldu. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin oyuncusu olarak bilinen Mehmet Emin Toprak anısına doğum yeri olan Yenice'nin Belediyesi (Çanakkale) 2018’de fotoğraf yarışması düzenledi. 1995 yılında Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği (AFAD)’ın fotoğraf gezisinde otobüsün yuvarlanması sonucu 13 kişi öldü. Anılarına dört yıl sonra "13 Kare Fotoğraf Günleri" başlatıldı. Daha sonra farklı sanat dallarını içine alan festivale dönüştürüldü bu etkinlik.
Dikkat edin; anma, unutturmama amaçlı etkinliklerin, gerçekleşen, gerçekleşecek işlerin kenarında köşesinde, ucunda ölüm nedeni olan trafik cinayetleriyle ilgili bir bakış, tavır alış, endişe yok. Üstelik; ölen sanatçı iken, unutturulmamaları için yapılan çabalar da muhalif olmayı içinde barındıran sanat işleri iken… 
 Anne, Marjorie Corcoran fizik profesörüydü. Bisikletiyle okuluna giderken metro treni çarptı. Kızı, Colleen Corcoran şimdi güvenli sokaklar için çabalıyor ve uyarıyor:"Biz ne zaman “kaza” kelimesini dilden çıkarırsak trafiğe bağlı can kayıplarının önlenebilirliği konusuna kaderci kültürel bakışı değiştirmiş olacağız."
İnsan düşünmeden edemiyor. Otomobil denilen bu alet, araç ne kadar da kutsallık mertebesine yerleşmiş! Başta sanat, bilim, aydın çevresi bu alete ve kanlı ilişkilerine susarak, bulaşmayarak (ölümüne) toz kondurmuyor. Bir de ölenlerin ardından “elim bir kaza”, “talihsiz kaza” sözlerini ekleyerek açıklama yapan ünlü-ünsüz erkek ve kadınlarıyla, gazetecileriyle korkutuyor. 
O kadar korkutuyor ki; ulaşım sistemi yaya, sürücü, yolcu ilişkisiyle her an içinde olduğumuz, ama birdenbire yok olma veya yatağa çakılma ihtimalimizi de barındırdığı halde.
O kadar da korkutmuyor ki, yollarda işlenen cinayetlerle ilgili üretilen film, belgesel, grafik, heykel, karikatür, makale, kitap, hatta güncel sanata bulaşmış bir eseri arasan da çok zor bulursun.
Şubat 2020
                                 

28 Mayıs 2026 Perşembe

AB fonları duygularınızdan öper!

 ‘Kara kutuya’ avro girecek: Diyanet Vakfı’na AB hibesi 

AKP, iktidarına muhalif medya organları başta olmak üzere, kendisinden olmayan hemen her kesimi, “Foncu” olarak suçlarken iktidara yakınlıkları ile bilinen vakıf ve derneklere yüz binlerce avroluk fon sağlandı.

Kamu kaynaklarından sağlanan ayrıcalıklarla sıkça gündeme gelen TÜGVA’nın da aralarında olduğu vakıf ve derneklere fon yağdıran Türkiye Ulusal Ajansı, Diyanet Vakfı’na da fon kapısını açtı.

2003 yılında pilot uygulamalara başlayan Türkiye Ulusal Ajansı, 1 Nisan 2004 yılında AB Eğitim ve Gençlik Programlarının tam üyesi haline getirildi.

Ajans, 2006 yılı itibarıyla AB programlarının Türkiye'deki yürütücüsü oldu. Kuruluş misyonu, “Eğitim, gençlik ve spor alanlarındaki AB programlarını en etkin şekilde yürütmek” ve “Vatandaşlar ile kurum ve kuruluşların programlardan azami şekilde istifade etmelerini temin etmek” olan Ulusal Ajans, kısa sürede tartışmalı hale geldi.

Ajansın dağıttığı hibelerin dağılımı, AB fonu pastasından en büyük dilimin iktidara yakın vakıf ve derneklere verildiğini gözler önüne serdi.

TÜGVA VE DİYANET VAKFI 

Bayram'da Fazıl Say konseri (borusan) DVD'si izlerken, birden 2010'a döndüm. CEO'lar eline silah alıp Hakan'ı, çevrecileri vurmaz. Duygu insanı sanatçılar sernayeye / AB fonlarına duygularını bulaştırmaz!

Aksu HES'e Borusan Konseri Öncesi "Horonlu" Protesto

2010, Aksu köylüleri ve çevre hareketi, Borusan Şirketi'nin uluslararası ortaklıkla Aksu Vadisi'nde yapımını sürdürdüğü HES inşaatını Borusan Filarmoni Orkestrası'nın konseri öncesi protesto etti. Eylemde horon tepildi; basın açıklaması yapıldı. Şirketse "iyi enerji" bildirileri dağıttı.

Erzurum İspir ilçesi Aksu köylüleri, Borusan Holding'in Aksu Vadisi'nde yapımını sürdürdüğü hidroelektrik santral (HES) inşaatlarını dün akşamki (25 Kasım) Borusan Filarmoni Orkestrası'nın konseri öncesi protesto etti.

Aksu köyleri ve HES karşı mücadele verenlerden oluşan 200 kadar eylemci, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nın önünde toplanıp şirketi protesto etti. Şirketse, kitlenin protestolarına karşılık medyaya ve konser için gelenlere, "İyi Enerji" kampanyalarını tanıtan bildiriler dağıttı.

Eylem sırasında giriş kapısında bildiri dağıtmak isteyen eylemcilere polis müdahale etti. Yaşanan arbede kısa sürede yatıştıktan sonra tulum ve Direnişin Ritimleri grubu ile müzik eşliğinde eylemciler horon oynadı.

Açıklama öncesi konuşan Aksu köylüsü Hanifi Aksu, büyük medya kuruluşlarının Borusan Holding ile varolan ticari ilişkileri nedeniyle eylem haberlerini doğru yansıtmadıklarını ifade ederek, şirketin dağıttığı bildirileri "Gerçekleri Aksu'da görüyoruz" diyerek yırttı.


Çoruh Aksu Vadisi Koruma Platformu adına basın açıklamasını okuyan Ebru Erbaş "Anadolu'nun çığlığına kulak verin... Kar hırsıyla Anadolu'yu geri dönüşsüz biçimde bir yıkıma sürükleyen doğanın yok edicileri, sözde kültür sanat etkinlikleriyle kanlı ellerini yıkayabileceklerini zannediyor" dedi.

"Borusan'ın yaşam savunucuları ve biz vadi halkını hedef alan açıklamalarını esefle kınıyoruz" diye ekleyen Erbaş, şöyle devam etti:

"Geçen hafta yine onlarca balık öldü, derenin günlerce gri aktığını, binlerce balığın ters dönerek Çoruh'a sürüklenmelerine vadide bulunan herkes defalarca şahit olmuştur.

"Su boşa akar demek doğanın varoluşuna hakarettir. HES projeleriyle sularımızın kullanım hakları şirketlere devrediliyor, sular tünellere hapsediliyor, yatağında akan su bırakılmıyor. Hayat kaynağımızı oluşturan suyun alınmasının onarılamaz sosyal ve çevresel felaketlere neden olduğu yadsınamaz bir gerçektir."

Şirket ise medyaya gönderdiği açıklamada, platformun eleştirilerini kabul etmeyerek "Doğaya saygılı ve çevreyle uyumlu" projeler ürettiklerini savundu ve yürüttükleri "İyi Enerji" kampanyalarını tanıttı. (EÖ) 2010

2026 Mayıs, Kitap

 

Bu da NATO'nun savunma örgütü olmanın ötesinde, ABD'nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğunu gösteriyor. Türkiye'yi NATO'ya üye yapanlar bütün bunları biliyordu ve ülkemizi, evrensellik kazanmış milli bağımsızlıkçı ideolojisinden kopararak üye yaptılar.

 

Timurtaş Onan / Birgün

 

Hafızada, kalabalıkta: Beyoğlu eski yeni

Yeni açılan bir mekân, restore edilen bir bina. Ve ben hep “Keşke biraz daha önce yetişseydi” diyordum. Çünkü Beyoğlu durmuyor, siz çekmeye çalışırken bile değişmeye devam ediyor. Bir de çekemediğim yerler oldu. Sadece zaman yetmediği için değil, bazen izinler, engeller yüzünden. Son yıllarda özellikle sanat mekânlarında “Fotoğraf çekmek yasaktır” cümlesiyle çok karşılaştım. Oysa fotoğraf benim için biraz yaklaşmak demek. İçine giremeden, sadece uzaktan bakarak anlatmak bana hep eksik geldi. Bu yüzden görmek istediğim bazı yerler kitapta yer almadı. Daha zor olanı ise bazı kişilerdi. Özellikle eski Beyoğlu’nu bilen, orada yaşamış, o hafızayı taşıyan insanlar. Bazıları bu projede yer almak istemedi. Belki kendimi iyi anlatamadım, belki yanlış anlaşıldım. Kimisi bir kazanç peşinde olduğumu düşündü. En çok bu üzdü beni. Amacım sadece bir iz bırakmaktı, kaybolan bir kültürü kayıt altına almak. Ama bazen bunu anlatmak da zor oluyor.

 

Bu kitabın gelecekte bir sanat kitabı olarak mı, bir dönem tanıklığı olarak mı okumasını istersiniz?
Kitabımın, Sennur Onan’ın grafik tasarımı, Özgür Gezer’in metinleri ve fotoğraflarımla bir vücut olarak kendi içinde bütünleşen bir sanat yapıtı; aynı zamanda kaybolmakta olanı hatırlanabilir kılan, bir dönemin izlerini taşıyan görsel bir hafıza katmanı olmasına hedeflemiştim. Bir kenti ya da dönemi sanatın konusu yapan şey, yalnızca estetik bir temsil değil; aynı zamanda o döneme karşı duyulan sorumluluk duygusudur. Kültürel miras da burada anlam kazanır. Çünkü miras, geçmişe ait bir birikim olmanın ötesinde, bugünü ve geleceği birbirine bağlayan bir hafıza hattıdır. Bu bağ zayıfladığında, yalnız mekânlar değil, hafıza ve aidiyet duygusu da aşınır. Beyoğlu çalışması da bu hattın devamı olarak düşünülebilir. Uzun bir süreçte, sabırla biriken görüntüler, yalnızca estetik tercihlerle değil, aynı zamanda bir sorumluluk duygusuyla seçildi.
 
Deniz Burak Bayrak   Birgün


kullanışlı tek adam

Mutlak butlan, muhalefetin tasfiyesi, Abraham anlaşması 

CIA eski Türkiye şefi Paul Henze, 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu “Türkiye Raporunda şunları kaydeder: "Türkiye’nin mevcut haliyle Amerikan politikalarına destek vereceğinden emin olamayız. Ülkenin kurucuları kontrol mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde, parlamento önümüze çıkar; parlamentoyu ikna ettiğimizde, ordu önümüze çıkar; orduyu ikna ettiğimizde, yargı önümüze çıkar. Amerika’nın Türkiye’de federal bir devlet kurması çıkarınaysa, yargıyı, orduyu, parlamentoyu ve hükümeti tek bir otorite altında toplayan bir başkanlık sistemi, mutlaka ve öncelikli olarak benimsenmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, kendi kendini denetleyen ve dengeleyen bir yapıyı ikna etmekten daha kolay olacaktır. Eğer o kişi Amerikan çıkarlarına hizmet etmekten çekiniyorsa, tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapıyı sökmek Amerika için sorun olmayacaktır.

Henze’nin de önerdiği şekliyle bugünkü “başkanlık rejimi”nin tohumları o günden itibaren ekilmeye başlandı. Bunun için de büyük bir yol temizliğinin startı verildi. Henze’nin olmasını arzuladığı tek bir kişi etrafında inşa edilmiş bir yapı (rejim) istediklerini vermeye başladı.

HAYIRSEVER MONARŞİ, UYSAL MUHALEFET

__

İbrahim Varlı   Birgün 

        

Cuntacılara ‘bizim çocuklar’ diyen 
ajan Paul Henze öldü. 2011

27 Mayıs 2026 Çarşamba

Kaza,-

 Trafiğe bağlı ölümler hakkında konuşma şeklimizi niçin değiştirmeliyiz?
Colleen Corcoran

Her şeyden önce, trafikte gerçekleşen hemen hiçbir yaralanma veya ölüm “kaza” değildir. Hemen hepsi daha iyi cadde ve sokak düzenlemeleri, hız tedbirleri ve sürücülerin temkinli hareketleriyle önlenebilir. Örneğin “uçak kazası”nda öldü demeyiz, “uçak düştü” veya “uçak çarptı” deriz. Çünkü buna neden olmuş olabilecek tüm etkenler, söz konusu bir uçak kazası olduğunda, gelecekte benzer bir trajedinin tekrarlanmaması için detaylıca araştırılıp incelenir.
Benzer bir süreç ciddi otomobil çarpmalarında da işletilmelidir. 
-Kazaya karışanların yetersiz veya açık olmayan trafik işaret ve sinyalleri nedeniyle kafası karışmış olabilir mi?
-Sürücü telefonuna bakıyor muydu veya hız yapıyor muydu?
-Yolun belli bir aralığında hız limitlerini düşürmek veya şerit genişliklerini düzenlemek gelecekte hıza dayalı ölümcül çarpışmaları önleyebilir mi?
 
Bir kez çarpmaların önlenebilir olduğu gerçeğini tanıdıktan sonra, yukarıdaki ve benzer soruları sormaya başlayabiliriz. Şimdi bu yazıyı okuyorsanız madem bundan sonra bir daha asla “trafik kazası” dememeye söz verin ve dahası öyle söyleyen diğerlerini de uyarın. 
Biz ne zaman “kaza” kelimesini bu bağlamda kullandığımız dilden çıkarırsak trafiğe bağlı can kayıplarının önlenebilirliği konusuna kaderci kültürel bakışı değiştirmiş olacağız.

Güvenli olmayan sokaklar annemi öldürdü.
Harekete geçme zamanı.
Colleen Corcoran

25 Mayıs 2026 Pazartesi

Monarşi

Bilgisayarlara elkoyma ve veri kopyalama düzenlemesine AYM’den iptal

AYM: Dijital arama meşru amaç taşıyor

AYM'de üyelerin çoğunluğu, bilgisayar ve dijital materyallerde arama yapılmasını tümüyle Anayasa’ya aykırı görmedi. Mahkeme, ceza soruşturmalarında maddi gerçeğe ulaşma, delillerin kaybolmasını önleme ve suçla etkili mücadele gibi amaçların meşru olduğunu belirtti.

Kararda, bilgisayar araması yapılabilmesi için “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” ve “başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması” şartlarının arandığına dikkat çekildi. Bu nedenle arama tedbirinin belirli şartlara bağlandığı ve keyfî bir yetki niteliği taşımadığı sonucuna varıldı.

Kopyalama ve elkoyma hükümleri iptal edildi

 

2025 Eylül



24 Mayıs 2026 Pazar

İFSAK'ın huzur ortamı birgün kapısına dayanan tekbir sesleri ile huzursuz olur nu?

 

Anayasaya ‘on ikinci darbe’!

“Mutlak Butlan” kararı, bugünkü İktidarın Anayasa’ya karşı yaptığı “On İkinci Darbe”dir:

İlk darbe, 21 Ekim 2007’de, mevcut Parlamenter Rejim’in mantığına aykırı olarak Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararıdır.

İkinci darbe, Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Odatv davalarıyla Birinci Silivri Trajedisi’dir.

Üçüncü darbe, FETÖ ile birlikte, 12 Eylül 2010 halkoylamasında, yargının siyasete bağlanmasıdır.

Dördüncü darbe, Erdoğan’ın 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimine, Başbakanlıktan istifa etmeden girmesidir.

Beşinci darbe, Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, hükümet kurulmasını engellemesi ve seçimleri 1 Kasım’da tekrarlatması ile vurulmuştur.

Altıncı darbe, 20 Mayıs 2016 tarihinde haklarında fezleke bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla gerçekleştirildi.

Yedinci darbe, Hulusi Akar’ın yazılı ifadesinden de öğrenildiği üzere, önceden haber alınan 15 Temmuz 2016 askeri darbe teşebbüsü bahane edilerek 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal’dir.

Sekizinci ve belirleyici darbe, OHAL baskısı altında yapılan, oyların yasalara aykırı biçimde sayıldığı 16 Nisan 2017 referandumuyla yargının Cumhurbaşkanlığına bağlanması ve “Şahsım Devleti”nin kurulmasıdır.

Dokuzuncu darbe, Erdoğan’ın Anayasa’nın 101. maddesine aykırı olarak 3. kez aday olmasıdır.

Onuncu darbe, Osman Kavala, Can Atalay davası gibi örneklerde, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulmamasıyla vurulmuştur.

On birinci darbe, 19 Mart 2025’te CHP Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nun örgüt lideri olarak hapse atılmasıyla başlayan CHP’ye ve CHP’li belediyelere karşı saldırıdır.

ON İKİNCİ DARBE, Ö. Özel’in Genel Başkan seçildiği Kurultay’ın “Mutlak Butlan”la iptalidir. 

 

Emre Kongar   Cumhuriyet

"Ben tükettim, Sen tükettin, Biz tükettik" de, AB fonları seni hemen bulur!


 
Tüm zamanların suçlusu: İnsan

23 Mayıs 2026 Cumartesi

Derinlik, sabır ve sanatsal risk kârlı değildir.

Netflix’in Mikro-İtibarsızlığı

Her bölümü yalnızca 7 ila 10 dakika süren bu yapım, sürekli cliffhanger (gerilimli yarım bırakma), hızlandırılmış dramatik patlamalar ve bağımlılık üretmeye ayarlı bir dikkat ekonomisi ürünüdür. Bazıları bunu “suçluluk zevki” (guilty pleasure) diyerek savunacaktır. Savunmasın. Burada mesele kötü bir dizi izlemek değil, izleme alışkanlıklarının bilinçli biçimde yeniden programlanmasıdır. Sinemasal deneyimin metalaştırılması ve seyircinin giderek itibarsızlaştırılması tam da buradan başlar. Bir dönem “Sinema öldü mü?” sorusuyla Netflix’e mesafeli duranlar vardı. Sonra buna alışıldı. Bugün ise mesele alışkanlık değil, kültürel bir değer kaybıdır. Bu çürümeye karşı yeniden, daha yüksek sesle “dur” demek gerekiyor.

  Halka açık bir şirket olan Netflix’in hisse senedi; analistlerin çeyreklik abone artışı, etkileşim (engagement) ve kâr beklentilerine bağlıdır. Wall Street’in mantığı nettir: Derinlik, sabır ve sanatsal risk kârlı değildir. Hızlı tüketim, kolay bağımlılık ve düşük maliyet ise son derece kârlıdır. Netflix bugün, kendi yarattığı kısalmış dikkat süresini gerekçe göstererek aynı döngüyü yeniden üretmektedir. İzleyicinin sabrını tüketip sonra bu sabırsızlığı yeni norm olarak pazarlamaktadır.
  Daha sorunlu olan ise bu üretim rejimine gönüllü biçimde dahil olan yaratıcılardır. Kısa, formülleşmiş ve duygusal vurguya dayalı bu mikro-dizi üretimi giderek algoritmik bir standarda dönüşmektedir. Ve bu standart, insan emeğini hızla değersizleştirmektedir. Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’ın çok önce işaret ettiği gibi kültür, metalaşmanın en uç noktasına ulaşmıştır. "İzleyici böyle istiyor" savunması ise bir yanılsamadır; çünkü o talebi üreten bizzat sistemin kendisidir

Tuğçe Madayanti Şen   Birgün

22 Mayıs 2026 Cuma

İnternet

  

Monarşi



BİLGİ Üniversitesi'nin faaliyeti sonlandırılmış. Öğrenciler de devletleşmiş oldu, yani doğru Mimar Sinan'a... 

Bünyesinde Çağdaş Sanatlar Müzesi Koleksiyonu (İstanbul Santral) vardı, topluca gezmiştik. 

13 yıl önce Üniversite sahipliği el değiştirdi. Koleksiyon satışa çıktı. 

Vasıf Ortun onca tepkinin arasında o yıllarda "Kamuya güvenemiyorsun, özel sektör de hüsrana uğrattıysa, Türkiye'nin sanat belleğine ne olacak" demişti.

Gel de korkma!

Çoğu hissesi yabancı olan Garanti Bankası'na (Salt Fotoğraf Arşivi), Eczacıbaşı'na (İstanbul Modern Fotoğraf Arşivi, Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Merkezi) el konulursa...

facebook