"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

13 Ocak 2026 Salı

Taksim

 

2025

 ÇAĞDAŞ FOTOĞRAF SANATINDA BİR İFADE ARACI OLARAK TOPOĞRAFYA 

Mahmut Rıfkı Ünal

 SANATTA YETERLİK TEZİ   

Mayıs 2025   Sakarya Üniversitesi

11 Ocak 2026 Pazar

Çete:

Sağlıkta çeteleşmenin sonu yok: Radyoloji skandalları arka arkaya patladı

 

Kamu hastanelerinde radyoloji hizmetlerinin taşeron firmalara devredilmesiyle hazırlanan MR ve tomografi raporlarında tespit edilen hatalar yeniden gündemde. Hastaların karşı karşıya kaldıkları tek tehlike bu değil. Bilinçli olarak yapılan gereksiz ameliyatlar, sık tekrarlanan tetkikler doktorların ihmali ve hasta endişesiyle açıklanamaz noktada. AKP döneminde özelleştirilen hizmetler, sağlıkta "çeteleşmeyi" ve çürümeyi beraberinde getirdi.

2025 Kasım

 

10 Ocak 2026 Cumartesi

Kitap / Eski / 2016

"Geriye ne mi kaldı? Şimdi büyük bir kitle var, o sert babanın kendilerine yaşattığı olumsuz nice duyguyu bir kardeşinde yaratıp rahatlamaya çalışıyorlar... İşte kin tam da budur.(s.319)
Cemal Dindar

Sansür

          

Politik sinema yaşamalı


KURTULUŞ BAŞTİMAR:

Sinema politiktir. Çünkü işçinin, ezilenin, sesi bastırılmış halkların derdi vardır. Bu dert fısıldamaz; bastırıldıkça bağırır. O yüzden bu hikâyeleri anlatmanın yolu çoğu zaman bağırmaktır. Bu bağırma estetik bir tercih değil, sesi duyulmayan insanların isyanının doğal biçimidir ve politiktir. Filmimi tamamladığımda asıl mücadelenin başladığını gördüm. Çünkü politik bir film yapmak yetmiyor; o filmin seyirciyle buluşmasına izin verilmesi gerekiyor. Sansür artık sınırlı gösterimle, salon kısıtlamasıyla, seansların görünmez saatlere itilmesiyle, dağıtımın daraltılmasıyla geliyor. Yasak tabelası yok ama sonuç aynı: Ses kısılıyor.

Avrupa’daki büyük festivallerde de politik sinemanın alanı sistemli biçimde daraltılıyor. Kimse açıkça ‘politik sinema istemiyoruz’ demiyor; ama toplumsal çatışmayı doğrudan anlatan filmler ‘fazla sert’, ‘fazla bağıran’, ‘fazla net’ bulunuyor. Costa-Gavras’ın, Yılmaz Güney’in, Erden Kıral’ın sinemasını mümkün kılan o doğrudanlık bugün estetik bir kusur gibi sunuluyor.

Onun yerine bize tek bir estetik dil dayatılıyor: Uzun planlar, derin sessizlikler, içe kapanık karakterler… Politik bağlam hissedilecek ama asla açık edilmeyecek. Biraz bunalmışlık, kişisel çürüme, bolca etliye sütlüye dokunmama. Batı estetiğinin bugünkü adı budur: Politik olarak zararsızlaştırılmış sinema. Politik olanı içerikten koparıp biçime indirgeyen bu yaklaşım, sinemayı bir teknik egzersize çevirir. Kamera açıları konuşulur ama kimin sesi bastırılıyor konuşulmaz. Estetik tartışılır ama adaletsizlik kadrajın dışında bırakılır. Sinema susturulanların sesini büyütmek için vardır. Dayanışmayı kadrajın dışına iten, politik olanı görünmez kılan her sinema anlayışı iktidar estetiğine hizmet eder.    

 Tuğça Çelik   Birgün

8 Ocak 2026 Perşembe

Onlar kamu yöneticilerinin ruh sağlığını tartışırken...

  

Neoliberalizm, çılgın Trump ve faşist komplo
 Taner Timur   Birgün Pazar, 2021 
  ABD kamuoyunda “MAGA kalabalığı” (Make America Great Again Mob) olarak adlandırılan güruhun saldırısı, çıldırmış bir başkanın kışkırtmasıyla başlamıştı. Şimdi de herkes yaşanan “vahşet”in toplumsal nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşuyor. Oysa ortalık hâlâ yatışmadı ve en büyük korku da 20 Ocak devir töreninin daha da vahim bir kalkışmaya yol açma olasılığı? 6 Ocak skandalını Cumhuriyetci çoğunluk da kınamış olsa bile, alarm zilleri çalmaya devam ediyor. YouGov anketine göre parti seçmenlerinin yarısına yakını da (yüzde 43’ü) işgali onaylamıştı!
  Oysa aynı yıllarda ABD’de kapitalizm de kabuk değiştiriyor, J. Haskel ve S. Westlake’nin “Kapitalsiz Kapitalizm” (Princeton Uni. Press; 2017) adını verdikleri bir yapılanmaya yol açıyordu. Bu kapitalizmde maddi yatırımların yerini hızla yazılım, marka, tasarım, Ar-Ge vb gibi alanlara yapılan “gayri-maddi” (intangible) yatırımlar alıyordu. Örneğin Microsft’ta maddi sermaye, şirketin piyasa değerinin ancak yüzde 1’i kadardı. Üretimde fizikî emeğin yeri giderek azalıyordu; örneğin toplam borsa değeri 5 trilyon doları aşan beş dev şirketin (GAFAM: Google, Apple, Facebook, Amazon, Microsoft) çalıştırdıkları işçi sayısı ancak 1,2 milyon kadardı. Bu gelişme gelir dağılımındaki eşitsizliği de hızla artırıyor, sınıf çelişkilerini keskinleştiriyordu.
Bu kaygılar Trump’ın başkan seçilmesiyle bitmedi; aksine, daha da şiddetlendi. Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile olmamıştı ki Yale, Harvard ve New York üniversitelerinden 27 psikiyatr bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir başkanın “tehlikelerine” dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri konferansta (20 Nisan 2017), Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule), bu yasağı çiğniyor ve Hitler iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar, Trump tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of Donald Trump; Macmillan, 2017). Haklıydılar; dikkat çektikleri “tehlike” dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.

<>

  Goldwater Kuralı, Başkanlık Yeterliliği ve Nöroetik  

Gazeteci

 

30 yıl geçti Metin Göktepe bitmedi! 

O zamana kadar “kastı aşan fiil” suçu ile yargılanıyordu polisler. Yani Metin’i istemeden öldürmüşlerdi!

O gün Avukat Fikret İlkiz, cinayetin fotoğrafını çekti:

-Bu dava işkenceyle adam öldürme davasıdır. Metin bin kişi arasından özellikle seçilmiştir. Öldürülmesinde kasıt vardır. Eğer istemiyorsanız, kafasına kırk kere vurmazsınız. Yere düşmüşken yüzlerce tekme atmazsınız!

Davanın şekli değişti. Kasten öldürüldüğü mahkeme tarafından kabul edildi. Kadın hâkim, devletin onca baskısına karşın adaletin nasıl olması gerektiğini gösterdi:

-Firari sanıkların (polislerin) tutuklanmasına!

Metin Göktepe Davası gazeteciler tarafından toplu olarak ısrarla takip edildi. Açıldıktan 1212 gün sonra Metin’i öldüren polislerin mahkûmiyetiyle sonuçlandı.

Pek çok genç ondan etkilendi, sayısız kez söylediler:

-Ben Metin Göktepe’yi öğrendikten sonra gazeteci olmaya karar verdim!

 Nazım Alpman    Birgün

6 Ocak 2026 Salı

Kozlu

BEUN Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi SanArt Öğrenci Topluluğu, Zonguldak Fotoğraf Derneği tarafından hazırlanan “Motus” adlı fotoğraf sergisini Tıp Fakültesi binasında yeniden sergileyerek tüm sağlık kampüsünün ziyaretine açtı.

Sergide, Zonguldak Fotoğraf Derneği üyesi olan öğretim üyeleri Prof. Dr. Füsun Cömert ve Dr. Öğr. Üyesi Özge Irmak Doğancı’ya ait fotoğraflar da yer aldı. Topluluk üyeleri, yoğun ders ve sınav takvimi nedeniyle sanatsal etkinliklere katılma fırsatı bulamayan öğrenci ve akademik personeli fotoğraf sanatıyla buluşturmayı, sanatı kampüs yaşamının bir parçası hâline getirmeyi amaçladıklarını ifade etti. 

Zonguldak

 

5 Ocak 2026 Pazartesi

Saraçhane

Direnişlerin röntgenini çekiyor

İsmini çok bilmesek de çektiği karelere yabancı değiliz. Son 15 yılda sayısız direnişi, eylemi kadrajına alarak fotoğrafladı. Kimi zaman yaşam savunucularının ile kimi zaman kadınların, öğrencilerin arasında, hak ve adalet arayışını karelere sığdırmaya çalıştı Şafak Hacaloğlu.

Bir foto muhabiri ya da fotoğrafçı değil ama o bu işe gönül vermiş. Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü’nde eğitimini tamamladıktan sonra bankada çalışmaya başlamış ve emekli olmuş. Artvin Arhavali. Aslında fotoğrafla haşır neşir oluşu da Arhavi’de başlıyor.

Hacaloğlu o süreci şöyle anlatıyor: “Doğup büyüdüğüm ev Karadeniz kıyısındaydı. Karadeniz sahil yolu nedeniyle evimizi kaybettik. Çocukluğumu, anılarımı kaybettim. Mahkemelere başvurduk kazandık ama yine de sesimiz duyulmadı. Sonra peş peşe HES’ler yapılmaya başlandı. Derelerimizi korumak için itirazımız oldu. Ama yok sayıldık. Bu eylemlere giderken fotoğraf çekmeye başladım.”

 HAYATININ MERKEZ ÜSSÜ

1 Ocak 2026 Perşembe

T24


Kayıp fotoğraflardan kent belleğine: Metin Erksan’ın İstanbul hanları

İlk adım, Metin Erksan’ın İstanbul Hanları tezini, kayıp fotoğraflarıyla birlikte ve kapsamlı bir sergi eşliğinde yayına hazırlamak olabilir. Bunu zenginleştirmek için hanların aynı açılardan yeniden fotoğraflanması ve 1956–2026 arasındaki dönüşümün belgelenmesi; ayrıca artık var olmayan hanların da kaydının tutulması, son derece anlamlı bir karşılaştırma sunacaktır. Yanı sıra, sanat tarihçileri, fotoğrafçılar, sinemacılar, edebiyatçılar ve mimarlardan oluşan disiplinler arası bir ekiple yürütülecek kolektif çalışma, bir panelle taçlandırılabilirse hem şaşırtıcı hem de etkileyici bir örnek oluşturabilir.  
 Güven Bayar   T'24

BBC

Homai Vyarawalla: Hindistan'ın ilk kadın foto muhabiri olan öncü isim

Kendisine 2011 yılında Hindistan'ın en yüksek ikinci sivil nişanı olan Padma Vibhushan verildi. 16 Ocak 2012'de 92 yaşında vefat etti.

 

30 Aralık 2025 Salı

BÜFOK’ta Neler Oluyor?

 

BÜFOK Bülten - 30 Aralık 2025

İZ: Aptullah Kuran Kütüphanesi, Kuş Bakışı: Kent Fotoğrafçılığı, Biyografi: Nuri Bilge Ceylan, Duymayan Kalmasın!: Nasıl Olunur? - Tamer Yılmaz ve çok daha fazlası…

26 Aralık 2025 Cuma

Aralık 2025

Coşkun Aral

   

Savaşın insanı, insanın savaşını anlatıyor

Çatışmaların, felaketlerin, yokluk ve hastalıkların ortasında nerede deklanşöre basılır nerede basılmaz? Bu konudaki etik yaklaşımın, ilken nedir?

İnsanoğlunun teşhircilik gibi bir özelliği var. Konu psikolojiyle uğraşanların alanına girse bile bizim gibi şiddetin göz tanıkları bilirler ki, şiddet anını yaşatan kişi kısa bir süre için bile olsa bununla övünür. Deklanşöre bastığımız süre buna göre ayarlanır. Salgılar değiştiğinde şiddet yanlısı soğukkanlılığını kaybeder, tanık bırakmak istemez. İşte biz foto muhabirlerinin doğru yeri, doğru zamanı iyi tahlil etmemiz lazım aksi halde onlarca arkadaşımızın başına geldiği gibi fotoğraf uğruna hayatımızı kaybedebiliriz. Bazen de bizler çatışma ortamlarında, savaş meydanlarında propaganda aracı olarak kullanılmak isteniriz. Bu nedenle çok dikkatli olmak lazım. Örneğin Lübnan Savaşı’ndan sonra Dürzilerin yaptığı katliamın Maruniler tarafından dünya kamuoyuna kötü gösterilmesi için bir kitap projesi sunuldu bölgede tanık olmuş foto muhabirlerine. Hepimiz bir hafta öncesinde Marunilerin Dürzilere yaptığı katliamın da kitapta yer alması halinde bu projeye dahil olabileceğimizi söyledik. Ve proje gerçekleşmedi çünkü tek tarafın yaptıkları yansıtıldığında propaganda oluyor.   

 Betül Kanbolat   Birgün

Zonguldak


Kasım 2025

 

25 Aralık 2025 Perşembe

Madencilerin naif ressamı:

 

Nedim Günsur


NEDİM GÜNSUR VE MADENCİLERİN YAŞAMI...

"İlk olarak Ereğli Ortaokulu'ndaki öğretmenim olan Sayın Nedim Günsur'la başlamak istiyorum. 1955-1959 yılları arasında Ereğli'mizde öğretmenlik yaparken değerli Hocamla tanışıp öğrencisi olma şansını yakaladım.

Sayın Nedim Günsur'u size tanıtayım: 1924 yılında Ayvalık'ta doğdu. 1948 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun oldu. 10'lar grubuyla birlikte çalıştı. Bedri Rahmi Eyuboğlu ve öğrencileri Türk Kültürünün motiflerini çalışmalarında öne çıkardılar. Batı resmindeki soyut akımlarla, geleneksel motiflerimizi sentezleyerek çalışmalar yaptılar. Sayın Nedim Günsur, akademiyi birincilikle bitirdiği için Fransa Devleti'nin bursu ile Paris'e gider ve 4,5 yıl kalır. 1955-1959 yılları arasında Kdz Ereğli Ortaokulunda resim öğretmenliği yapar. 1956 yılında TBMM için 'Ereğli Limanı' tablosunu sipariş alır.

Toplumsal konuları Fransa'daki eğitimden etkilenerek naif yorumlara yakın bir tarzda işlemiştir. Ana konusu insandır, soğuk renkleri tercih eder. Dışa vurumcu tarzını zaman zaman kullanmıştır ve madencilerin yaşamı ağırlıklı konularıdır. Sayın Nedim Günsur'u 1994 yılında kaybettik, saygı ve rahmetle anıyorum."

 Ressam Erdoğan Keskin    Değişim
  

BURSA

       

FESTİVAL PROGRAMI:

22 Aralık 2025 Pazartesi

İnternet


Dikkatimizi neye verirsek, ona dönüşeceğiz.

  

Kültürün mülkiyeti el değiştiriyor!

Dijital platformlar (örneğin Netflix, Amazon, Apple) sinema stüdyolarını (Warner Bros., Universal Pictures, Sony Pictures) üç nedenle satın alıyor veya satın alma baskısına maruz bırakıyor.

Öncelikle Arşiv Gücü… Hikâye geçmişi olmayan bir platform, kültür üretemez. Arşiv = meşruiyet ve kabul demektir. Çünkü Süpermen’in söylediğine inanmaya hepimiz hazırız.

Algoritmik egemenlik de önemli bir kıstas… Artık iyi filmlerin değil, algoritmanın sevdiği filmlerin kazandığı zamanlardayız. İzleyici beğenisi, matematiksel olarak tahmin ediliyor.

Dağıtımın mutlak kontrolünü ele geçirmek bir başka kıstas… Sinema salonları opsiyonel olarak bir süre devam eder ya da başka bir şeye dönüşebilir. Televizyon stüdyoları ve yayıncılık anlayışı taş devri gibi görünecek… Gerçek tek bir ana sahne olacak, platformlar!

Yazık ki artık tek bir hikaye dinleyeceğiz!

Bu nedenle sinema artık bağımsız bir sanat alanı olmayacak; veri destekli bir davranış mühendisliği aracıyla tanışacağız…

Önümüzdeki 10 yılda ihtimal ki ulusal sinemalar çözülecek, yerel sinemalar olacak ama yerel ruh kalmayacak.

Her öykü küresel izleyiciye ve onların biriktirdiği algoritmaya göre şekillenecek.

Bağımsız filmler ya da orta bütçeli filmler eski anılar olacak yalnızca… Ya ucuz denemeler ki Netflix’de her gün yeni bir örneği var ya da çok pahalı yapımlardan bahsedildiğini duyacağız.

Hangi yapımcı ya da hangi yönetmenle çalışmayı sevdiğin; senarist için de oyuncu içinde hayal olacak; herkes platform işçisi olacak.  

 Ayhan Tinin   Diken

21 Aralık 2025 Pazar

Britanya

Kuzeybatı İngiltere

Wigan İskelesine 
Giden Yolda Hikayeler

Belgesel


Writing on the Wall / Duvara Yazmak Vehbi Koca
23 ARALIK 2025 Saat 19:30 
Fotoğraf Gösterisi / Söyleşi İFSAK Nurettin Erkılıç Salonu


20 Aralık 2025 Cumartesi

2021

Toplumsaldan Bireysele Türk Sinemasından ParçalarUmut, Distopya, Siyaset  

Her ne kadar bir ulusal sinema akımımız oluşmasa bile bir vakitler bir Türkiye Sineması oldu. Adına “Yeşilçam” denilen bu dönem ve onun içinden çıkan siyasi içerikli sinemamız sayesinde artık bir “Türk filmimiz” vardı. Ancak iyi niyetli çabalara rağmen bu noktadan hızla uzaklaşıldı.

Sonra “Bağımsız Sinema”mız adı altında “konulu film”lere kavuşurken bir “niteliksel” değişim yaşandı. Entelektüel olarak görülen bu “kaliteli film”ler ne de olsa “festival” onayı alıp gösterime giriyorlardı.

Bu değişim ya da dönüşümün yönü ve içeriği aslında görünenden fazlaydı. “Türk filmlerinden“ konulu filmlere” geçilirken aslında sinemamız toplumsal olandan bireysel olana umarsız ve acımasız bir kayış yaşadı ve bu alkışlandı, kutsandı. 
Var olanın değişimine yönelik Umut yok olmuş, var olmayan Distopya türemiş, Siyasetten kopma adına hâkim siyasetin suyuna gidilmişti.

Aslı Daldal kültür kuramları, sosyoloji ve felsefeye mesafeli olan ülkemiz sinema çalışmalarına ve Türk filmi denilince dudağının kenarında hep küçümser bir ifade bulunduran entelektüel camiamızın aksine, sinemamızı tam da bu alanlardan ele alarak cesaret isteyen bir işe kalkışıyor.

1960’ların Toplumsal Gerçekçilik akımından yola çıkarak, başta Nuri Bilge Ceylan olmak üzere Bağımsız Sinema yaratıcıları ve onların izini süren genç sinemacıları takiple siyasal ve tarihsel olmayan bir anlatıyı tercih eden kuşağı postmodernizm ekseninde ele alıyor. (Tanıtım)

16 Aralık 2025 Salı

2011 / Kdz. Ereğli

 
Nota Bene Yayınları’ndan çıkan ‘Yerüstünden Notlar (Madenci Kasabasında Yıkımın Fotoğrafı)’ madencilik sektöründe 1980’lerden sonra gerçekleşen yıkımın sonuçlarını gözler önüne sermeye çalışıyor. Kitap bu yıkımı Zonguldak’a bağlı bir madenci kasabası olan Armutçuk’taki dönüşüm üzerinden sorguluyor. Dönüşüm eserde, fotoğraflar ve yerel halkla yapılan söyleşilerle aktarılıyor. Alaattin Timur ve Mahmut Hamsici’nin editörlüğünde hazırlanan kitapta fotoğraflar bu iki isimle birlikte Ayşen Gürbüz, İlhan Beyoğlu ve Ekrem Erbiz’in imzasını taşıyor. Söyleşiler ise Mahmut Hamsici’ye ait.

Söyleşiler dışında kitapta yer alan iki metin okurların konuya vakıf olabilmesi için zengin bilgiler sunuyor. Bunlardan biri TTK işçisi Salim Çalık’ın kaleme aldığı ‘Kömürün Yarattığı ve Yıktığı Kent: Armutçuk’ yazısı. Çalık’ın Armutçuk’un ekonomik, sosyal, kültürel yapısını geçirdiği dönüşüm süreçleriyle birlikte aktardığı yazısı bugün akademik dünyada dahi yer almayan ve uzun araştırmalar ile ortaya çıkarılmış bir metin. Türkiye’deki maden işçilerinin sendikal mücadelesinde çok özel bir yeri bulunan Çetin Uygur’un metni ise Türkiye’deki maden işletmelerinin yapısını ve buna uygun toplumsal yaşamın 1800’lerden bugüne kadarki dönemlerini ve bu dönemlerin kendine ait özelliklerini genel hatlarıyla aktarıyor. 2011