Hayatımız Fotoğraf
İbrahim Akyürek
27 Haziran 2026 Cumartesi
26 Haziran 2026 Cuma
25 Haziran 2026 Perşembe
Dayanışma
Emeklinin sokaktan başka şansı yok
Milyonlarca emekli umudunu Temmuz zammına bağlarken öngörülen %18’lik zam, şimdiden erimeye başladı. Tüm Emeklilerin Sendikası, Emekliler Platformu ile “yaşanabilecek ücret” talebiyle 3 Temmuz’da sokağa çıkacak.
Zonguldak - Tüm Emeklilerin Sendikası'nın Ocak 2026'da günler süren eylemi:
TEMA
TEMA piknikçilerine NATO gözaltısı: TKP/ML dosyasından alındılar
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek olan NATO zirve öncesi kentte olağanüstü hal koşulları yaşanıyor. Dün sabah saatlerinde çok sayıda eve polis baskını düzenlendi. Baskınlarda evlerin kapıları kırıldı. Hakkında gözaltı kararı verilen 241 kişiden 209'u gözaltına alındı.
Dün sabah saatlerinde gözaltına alınanlar arasında yakın zamanda TEMA Vakfı’nın düzenlediği piknikten dönerken yolda karşılaştıkları madencilerle görüşen ve aralarında emekli öğretmenlerin bulunduğu çok sayıda TEMA gönüllüsünün de olduğu öğrenildi.
TEMA Vakfı’nın 3 Haziran’da düzenlediği Nallıhan Kuş Cenneti’ne pikniğine giden 42 gönüllü dönüş yolunda Ankara’ya yürüyen Yıldızlar SSS Holding maden işçileri ile karşılaştı. Madencilerle görüştükten sonra yola çıkan gönüllüler bir süre sonra jandarma ekipleri tarafından durdurularak kimlik kontrolü yapıldığı öğrenildi.
TEMA gönüllüleri, yarın sabah Sıhhiye Adliyesi'ne sevk edilecek.
42 GÖNÜLLÜ GÖZALTINDA
Maocu teyzeler örgütü! Barış Terkoğlu Cumhuriyet
22 Haziran 2026 Pazartesi
NATO
NATO ne film çeviriyor?
HOLLYWOOD OPERASYONLARI
NATO’nun, hele de ABD’nin film sektörüne doğrudan müdahil olması yeni değil. Özellikle Pentagon ve CIA’in bu konularda çok özel çalışmalar yürüttüğü, yapımcıdan yönetmene, senaristten oyuncuya her düzeyde Hollywood’a nüfuz ettiği biliniyor.
Bu konuda Türkçesi de olan iki önemli kitap var. İlki Jaques Seguela’nın Hollywood Daha Beyaz Yıkar kitabıdır (Alfa, 1991). Kitap özetle emperyalist ABD’nin kültürel hegemonya için Hollywood’u nasıl kullandığını ortaya koymaktadır. İkinci kitap ise David L. Robb’un Hollywood Operasyonları kitabıdır (Güncel Yayıncılık, 2005). Pentagon belgeleri ile yapımcı ve senaristlerle yapılmış görüşmelere dayanan kitap, ABD ordusunun Hollywood filmleri üzerinden dünyaya nasıl “sempatik” gösterilmeye çalışıldığını ortaya koymaktadır.
CIA-PENTAGON-NATO FAALİYETLERİ
CIA’in bu işleri yapmak için “Eğlence Sektörü İşbirliği” adlı birimi bile var. Bu birim sadece film sektörüne değil; gazete, dergi ve kitap alanına da “ABD emperyalizminin çıkarları” için müdahil oluyor. Sadece filmlerin ya da kitapların içeriklerini yönlendirmekle kalmıyor, doğrudan film yapılmasını ve kitap yazılmasını bile sağlıyor!
Pentagon’un bu alandaki faaliyetleri ise büyük bir endüstri oluşturmuş durumda. Öyle ki bu endüstri akademik literatürde “askeri-eğlence kompleksi” olarak isimlendirilmektedir.
NATO’nun da bu kültürel alanlara müdahil olması için birimi var: Kamu Diplomasisi Komitesi. Komite bünyesinde kamuoyu oluşturma, medya ilişkileri ve stratejik iletişim alt birimleri var.
Mehmet Ali Güler Cumhuriyet
21 Haziran 2026 Pazar
Birgün:
Yoksulluğun turizmi olur mu?
Tarihte yoksulluk turizmine ilişkin ilk kapsamlı örnek, İngiliz burjuva sınıfı için on dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren, East End’deki işçi sınıfı mahallelerine düzenlenen gezilerdi. Bu gezilerin amacı, işçilerin yoksulluk içindeki yaşamlarını en çıplak haliyle görmek ve burjuvalara bir eğlence konusu oluşturmaktı. Tabii gezilere kalabalık bir polis ekibi ve yanı sıra birçok siyasetçi, gazeteci ve rahip de eşlik ediyordu. Kimi zaman iletişim değeri olan hayırseverlik seanslarına da bu gezilerde rastlamak mümkündü.
Burjuvaların yoksulluk turizmine olan ilgisi, yirminci yüzyılda da devam etti. Özellikle İngiltere, ABD ve Güney Afrika’da çok sayıda örnekten bahsedilebilir. Bu ülkelerde sadece yoksulluk temalı tur paketleri satan şirketler dahi vardı. Böylece yoksulluk turizmi, birbirinden çok farklı formlara bürünerek varlığını bugüne değin sürdürmeyi başardı ve en sonu kalabalıklar nezdinde yaygınlaştı.
KÜLTÜR ENDÜSTRİSİNİN ETKİSİ
Bugünkü yeni formuna bakıldığında, kültür endüstrisinin belirleyici etkisi hemen kendini hissettirir. Öyle ki, sözüm ona turistik mekanın çoğunlukla dizi, film, belgesel ve seri içerik çekimi yapılan yoksul bir mahalleden türetildiği söylenebilir. Bu mekanın yaratımı, çekimlerle eşzamanlı olarak mahallenin çeşitli kısımlarının orada yaşayan insanlardan nispeten ya da tümden yalıtılmasıyla başlar. Sonrasında mahallenin bu yalıtılmış parçası, bir vitrin misali ziyaretlere uygun şekilde hazırlanır. Amaç, mahalleyi ziyaret eden kişinin kendini seyrettiği bir sahnenin içindeymiş gibi bulmasıdır.
20 Haziran 2026 Cumartesi
19 Haziran 2026 Cuma
Temmuz 1992
Munzurlar’a Karışan Gazeteci: Yusuf Ziya Ademhan
Türk fotoğrafçılığının efsane isimlerinden gazeteci, şair ve fotoğraf sanatçısı Yusuf Ziya Ademhan, 1992 yılının Temmuz ayında çıktığı Munzur zirvelerinden bir daha geri dönmedi. O gün bugündür ne bir gören oldu ne de bir izi bulunabildi. 30 yıldır büyük bir tutkuyla dolaştığı dağlar onu son kez çağırmıştı! Ve Munzurlar bu sıra dışı efsane hayatı kendi doğasında sonsuzluğa taşımıştı… Yaşamı boyunca yaptığı her işi büyük bir tutkuyla yapan ve bu uğurda her türlü bedeli ödeyen, ödemekten kaçınmayan Ademhan, ne yazık ki fotoğrafçılıkta bu bedeli destanlaşarak! ödemiştir. Doğaya ve fotoğrafçılığa olan tarifsiz tutkusu, onu yıllarca ceylanlar gibi munzur zirvelerinde ve yaylalarında dolaştırmış, fırat vadisinde yarenlik ettirmiştir. Ademhan’ın geride bıraktığı binlerce ölümsüz kareden maalesef pek azı bugünlere gelebilmiştir.
Yusuf Ziya Ademhan’ın yakın dostu, yine kendisi de ünlü bir fotoğraf sanatçımız olan Lütfi Özgünaydın’ın Ademhan’ın Munzurlarda kayboluşunun beşinci yılında kaleme aldığı ve 2 Mart 1997 tarihli Cumhuriyet Dergide yayınlanan “Munzurlar’a karışan gazeteci” makalesi, Yusuf Ziya Ademhan’ı daha yakından tanımamızı sağlayan en önemli kaynak niteliğindedir.
10 Temmuz 1985
1985'te Fransız gizli servis ajanları iki bomba yerleştirerek Rainbow Warrior gemimizi batırdı. Bir mürettebat üyesi öldü.
Rainbow Warrior mürettebatından bir üyenin bombalama sonucu trajik ölümü
Kaptan Pete Willcox daha sonra şöyle hatırlayacaktı: "Teknenin içinden çıkan tüm bu baloncuklara bakarak orada durdum. İşte o zaman Davey [Edwards] 'Fernando aşağıda' dedi. Onunla tartıştığımı, 'Hayır, Fernando şehre gitti, hep öyle yapardı' dediğimi hatırlıyorum. 'Hayır,' dedi. 'Fernando aşağıda.'
18 Haziran 2026 Perşembe
NATO Kafa
NATO'dan kapalı kapılar ardında 'propaganda' faaliyeti: Sinemacılarla dördüncü toplantı bu ay
Londra’daki toplantı, davet edilen senaristler arasında huzursuzluğa yol açtı. Bir kısmı, kendilerinden "NATO propagandasına katkıda bulunmalarının" istendiğini hissettiklerini belirtti.
Ödüllü "Christy" filminin yazarı Alan O’Gorman, planlanan toplantıyı "skandal" ve "açıkça propaganda" olarak nitelendirdi. O’Gorman, "Bunu bir tür olumlu fırsat gibi sunmanın son derece düşüncesizce ve çılgınca olduğunu düşündüm. Ben dahil pek çok insanın arkadaşları, aileleri ya da kendileri, NATO üyesi olmayan, NATO’nun dahil olduğu ve yaydığı savaşlar yüzünden acı çekmiş ülkelerden geliyor" dedi.
O’Gorman, bu toplantıların NATO’nun "bazı mesajlarını film ve televizyon aracılığıyla dışarıya aktarma" hedefine hizmet ettiği görüşünü paylaştı. Senarist, "Bunu İrlanda bağlamında da görüyorum; medyanın ve hükümetin bir kısmı aracılığıyla NATO’yu olumlu bir ışık altında sunmak ve kendimizi onlarla daha yakından hizalamak için bir baskı var" ifadelerini kullandı.
2 Temmuz
Sivas Katliamı dosyası AİHM’de: AYM tam 12 yıldır tek karar vermedi, ortada sanık kalmadı, katledilenlerin yakınları bitmeyen acıyı anlattı
Sivas
Hareketsiz kalarak öldürmek: Madımak
İbrahim Akyürek 2010
Sivas’ta, Madımak Oteli’nin merdivenlerinde bekleyen insanlarımızın fotoğraflara yansıyan yüz ifadesi aklımdan çıkmıyor. Kendimi onların yerine koymak zor olmadı. Çünkü, İnsancıl Dergisi ile Sivas’a giden ekibin içinde ben de olacaktım.
Oteldekiler tam 8 saat beklediler. Beklenen, şenliklere bu insanlarımızı davet eden, şenlikleri destekleyen yöneticilerin emrindeki güvenlik birimiydi. Oteldekiler, kent yöneticilerinin ve Sivas kentinin resmen konuklarıydı.Ahmet Koçak, Alev Yayınları'ndan çıkan “Onlar Işık Oldular” isimli kitabı 2003 yılında yayınladı. Bir ikisi dışında olayları doğrudan yaşayan 26 kişinin tanıklığına yer verdi kitabında. Onlardan birkaçını anımsamak, paylaşmak için seçtim;
“Bize ayrılan Madımak Oteli, Sivas’ın tam ortasında, Belediye ve Vilayet binalarına yüz metre” (Şükrü Günbulut)
“Ve o gün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Süleyman Demirel utanmadan diyor ki, ‘polisle halkı karşı karşıya getirmedik’.” (Arif Sağ)
“Başka bir zulüm, ‘bu işi çok abartıyorsunuz, bu ülkede bir futbol maçında bile bu kadar insan ölüyor’ diyen Mesut Yılmaz‘ın iğrenç yorumudur.” (Arif Sağ)
“Aziz Nesin telefonda o dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile görüştü, atılan taşların sesini dinletti. Arif Sağ kimi milletvekillerine ulaştı.” (İlhan Cem Erseven)
“Aziz Nesin bir bahane. Aziz Nesin’i öldürmek o kadar zor değildi. Daha önce kültür merkezinde konuşmalar yaptı, insanların arasında gezdi, kitap imzaladı.” (Ali Baştuğ)
“Dönemin kamu görevlileri (Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, Vali, Emniyet Müdürü, MİT Bölge Müdürü, Belediye Başkanı,Tugay Komutanı, vb.) kusurları ve ihmalleri nedeni ile soruşturulmamıştır.” (Kazım Genç)
“Biz çaresiz, Erdal İnönü‘nün sözüne inanarak içerde oturduk. Bu söze güvenmezsek en azından biz kendimizi orada yanmaya mahkum etmezdik. Dışarı atılırdık. Bize vururlardı, kafamızı kolumuzu kırarlardı, ölenler bile olurdu. Ama belki bu kadar çok sayıda can yanmazdı. Erdal İnönü, sözleriyle bizi otelde yanmaya mahkum etti.” (Makbule Çimen)***
Yıllar sonra, Erdal Atabek‘in Beyaz Balinayı Sevmek isimli kitabını okurken şu satırlara denk geldim:“Dışarı çıkınca parçalanmak, içeride kalınca yanmakla karşı karşı karşıya kalsaydınız ne yapardınız? Ben bilmiyorum, ama siz biliyor musunuz Süleyman Demirel? Siz biliyor musunuz Tansu Çiller? Ya siz Sayın İçişleri Bakanı? Siz, Erdal İnönü? Bunu bildiğinizi sanmıyorum. Ama görevlerinizden ayrılmayı bilmeniz gerekiyordu. Görevlerinizden ayrılmak elbette yeterli değil, bu olayı önlememiş olmanın hesabını da vermeniz gerekiyor.”…“Burada hareketsiz kalmak infaz emrini vermektir."
Yurttaşların can güvenliğinden sorumlu olan Demirel, Çiller ve İnönü -en azından- “görevi ihmal ve kötüye kullanma, tedbirsizlik ve ölüme sebebiyet vermek” nedeniyle yargılanabilirlerdi. Burjuva hukukunun bu en temel, en basit noktasına kafayı takmadığımız, küçümsediğimiz için 2 Temmuz anma törenlerine SHP’lisi, CHP’lisi suçluluk hissetmeden tören icabı huzur içinde geliyor.
***
İsmet İnönü, 6-7 Eylül olaylarından sonra 12 Eylül 1955′te TBMM’de, CHP Meclis Grubu adına yaptığı konuşmada bakın ne demiş:Aziz Nesin’in, Salkım Salkım Asılacak Adamlar isimli kitabından aldığım bu sözlerden anlaşılıyor ki, İsmet İnönü muhalefette olmanın huzuruyla gerçeği dillendirmiş. İnönü yaşasaydı, 2 Temmuz 1993′te yine muhalefette olsaydı “Madımak’ı yobazlar yaktı” diye işin içinden sıyrılmazdı.“Cemiyet hareketlerinde taşkınlık çıkabilir. Bunlar birtakım zararlara da meydan verebilir. Ancak, bu hareketler vatandaşı koruyan kanun kuvvetlerinin kudretli müdahalesi ile karşılanır. 6-7 Eylül hadiselerinin çok hazin tarafı, tecavüz edenlerin coşkun hissiyat ile kendini kaybetmişler halinde değil, adeta hiçbir mani karşısında bulunmayan rahatlık ve kolaylık içinde işlerini gören insanlar olarak görünmeleridir.”
Ahmet Koçak’ın kitabında yer alan tanıkların anlattıklarını kafamda canlandırdığım zaman korkuya kapıldım, 8 saat hareketsiz kalarak oteldekileri öldürmüşler, yargısına vardım.
Sıradan bir kamu görevlisi yüzünden canınız yansa, kızgınlığınızı yansıtırsınız. Örneğin, bir doktor hatası nedeniyle yakınınız sakat kalsa o doktorla ilişkinizi kesmez misiniz? Hak arayışına girip hukuku zorlamaz mısınız? Durum siyasetin güç ilişkilerine, büyüklerine sıra gelince neden böyle olmuyor. CHP, SHP ve benzerlerinin saygınlıklarında neden düşme olmuyor?
Bu partilerin yöneticileri doktor, örgütleri hastahane olsaydı; siz CHP, SHP, DSP üyeleri yine hastanızı bu doktorlara, hastahanelere taşır mıydınız?
Sorun bizim tarafta; faydacılığın günübirlik hazzı, tedavisi, siyasi getirisi uğruna unutmaya, dönemine göre girilip çıkılan toplumsal ilişkilere razı mıyız; ya da sorumlu tutmaya, sorumluluk almaya hazır mıyız?
2010 Sendika.org

































.png)















