"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

23 Temmuz 2026 Perşembe

Kısa



Taksim


 

Hukuk

Yeni nesil hukuk sözlüğü

Gizli tanık:

Delil bulma zahmetini ortadan kaldıran adli kolaylık paketi. Dosyada ne zaman bir boşluk oluşsa aniden belirip “Ben orada her şeyi gördüm” diyen, kimliği meçhul ama beyanı hüküm olan kimilerinin süper kahramanı.  

Barış Pehlivan   Cumhuriyet  

arabanızdan vazgeçer misiniz?

 

 
Bedava bilet verseler arabanızdan vazgeçer misiniz?

 Teklif basit. Arabanızı aileniz dışında birine satar ya da hurdaya çıkarırsanız, size tüm Almanya’da geçerli “Almanya bileti”ni (Deutschlandticket) bedava veriyorlar. Almanya bileti ülkedeki tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız biniş hakkı sağlıyor. Şehiriçi otobüsler, metro ve tramvayın yanı sıra şehirlerarası trenler de hizmetinizde. Almanya biletinin yıllık maliyeti 756 avro. Yapmanız gereken tek şey otomobilinizden vazgeçtiğinizi ispatlamak ve bir yıl boyunca yeni bir otomobil almamak.

  Özetlersek, otomobil çoğu zaman bir zorunluluk değil bir bağımlılık. Statü simgesi ve tüketim kültürünün bir parçası olmaya devam ediyor. Ulaşım araçları arasında çevreye ve iklime en çok zarar verenlerden biri olduğu unutuluyor. Toplu taşıma ve bisiklet ise otomobilin panzehri.

  19 Mart Darbesi diye tanımlanan, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten sonraki boykot çağrılarını hatırlayın. Boykotun birçok alanda işe yaradığını biliyoruz ancak CHP’nin boykot listesinde yer alan otomobillerin satış rakamları boykottan etkilenmişe benzemiyor. Örneğin boykot listesinde yer alan Doğuş Grubu’na ait üç aracın satışları 2025’te bir önceki yıla göre arttı. Bu otomobillerin hepsini iktidara ve demokrasi karşıtı müdahalelere destek verenler almadığına göre, boykot çağrısı iş otomobile gelince etkisiz kalmışa benziyor. Otomobil tutkusu kapitalizmin insanları metalara nasıl tutsak ettiğini gösteren önemli bir örnek. Boykot ise içinde bulunduğumuz dünyada otokratik rejimlere karşı mücadelede kullanılan, etkili bir yöntem. O yüzden de kendimizi kapitalizmin en etkin uyuşturucularından kurtulma konusunda hazırlamamız gerek. “Cumhuriyet mi yoksa sevdiğim otomobil mi” sorusunu henüz sormadıysak bile, bir gün kendimize sormak zorunda kalabiliriz.

Özgür Gürbüz   Birgün 

   

22 Temmuz 2026 Çarşamba

MAFYA'nın şirketleşmiş hali:


 

VARLIK YÖNETİM ŞİRKETİ ENDİŞELENMENİZ İÇİN NELER SÖYLER?

Varlık Yönetim Şirketleri Derneği”nin sayfasında, varlık yönetim şirketlerinin sloganı olarak ne yazdığınız biliyor musunuz; “mutlu müşteri”. Evet, onlar, biz borçluların sorununu çözdüklerine inandıkları için günün sonunda bizim “mutlu müşteri” olduğumuza inanıyorlar. Ama bizi arayarak endişelendirmek için türlü sözler söylüyorlar.

Eğer sonuç odaklı düşünürsek, kendilerince haklı olabilirler ama o gemi o limana varana kadar nelerin olup bittiğini bir tek borçlular bilir. Önce sizi arıyorlar, sonuç alamadıklarında, sırasıyla birinci dereceden yakınımız olan, annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, varsa eşinizi, eşinizin anne ve babasını, sizinle aynı soyadını taşıyan ve akraba olduğunuzu düşündükleri herkesi, üst komşunuzu, köyün muhtarını bile arama fırsatı olursa arayıp bizim borcumuzu söylüyorlar. Burdaki amaç elbette ev haczine gelmiş gibi etki yaratmak. Sizi böyle mahcup durumda bırakıp borcunuzu herkesin öğrenmesini sağladıklarında anında ödeme yapacağınızı düşünüyorlar. Oysa, imkan olsa çoğunuzun ödeme yapıp zaten bu duruma gelmeyeceğinizi görmezden geliyorlar.
     

                                                     

             

Çekilmemiş fotoğraf

 

Çekilmemiş fotoğraf

Şöyle şeyler duyuyordum: Yaşadığım ânı birine anlatmazsam ya da sosyal medyada paylaşmazsam yaşamış gibi hissetmiyorum. Bu yakınmanın kökü sanıldığından da derin. Ferenczi, travmanın yıkıcılığını yalnızca yaşananda değil, sonrasında yaşananın inkâr edilmesinde de görüyordu: çocuk, yardım aradığı yetişkin tarafından geri çevrildiğinde, kendi duyularının tanıklığına güveni de kırılıyordu. Tanık yoksa ya da tanıklık esirgeniyorsa, yaşanan şey ruhsal kayda geçmekte zorlanıyor, hayalet gibi zihinde dolaşıyordu. Winnicott daha da geriye gidiyordu: Bebek kendisini ilk kez annesinin yüzünde görüyordu; görülmek, var olmanın ilk kanıtıydı. Sosyal medyanın yakaladığı damar da buydu, icat ettiği değil sömürdüğü bir damar. Akış, kolektif bir anne yüzüne dönüşmüştü; her paylaşım o yüze bakıp "beni gördün mü?" diye soruyordu.

Bir zamanlar, en azından inanan insan için, tek başına yaşanan an bile büsbütün tanıksız değildi. Her şeyi gören bir göz, her şeyi yazan bir defter vardı; dua da, günce de, itiraf da görünmeyen bir muhataba yönelirdi. O muhatap çekilince boşalan makama şimdi akış yerleşmişti: Kimin gerçekten baktığını bilmediğimiz bir deftere yazıyor, yine de görülmüş olmayı umuyorduk.

***

Anlatmaksa başka bir şeydi. Bir yaşantıyı birine anlatmak, onu bir başka zihinde pişirmek gibiydi; dinleyenin alıp kendi içinden geçirdiği ve çoğaltarak geri verdiği bir eylem. Kalabalığa atılan an ise bir zihne değil, bir sayaca bırakılıyordu. Paylaşılan yaşantı bu yüzden çoğu zaman çiğ kalıyordu - binlerce kişi görse de kimsenin dokunamadığı…

Rüyamda neden kimsenin telefonu olmadığını sanırım artık biliyorum. Rüya, kanıtsız yaşantının en eski biçimiydi: herkes görür, kimse gösteremez. Fotoğrafı çekilemez, ekran görüntüsü alınamaz; yalnızca anlatılabilir - ve anlatıldığında bile yalnız senindir. Yaşar Kemal oradaydı, dinliyordu. Kayıt yoktu ama tanık vardı. Belki de aradığımız hiçbir zaman kayıt olmadı. Düş gücü olmadan yaşayamayacağımızı söylemişti. Düşler arşivlenemez; görülür ve sislenir. Ama düş kurabiliyorsak, renkleri bozulup solan o anıların sisine borçluyduk bunu.

Bülent Usta   Birgün 

                                                   

Sansür

NATO eylemcilerine hastane önünde fotoğraf cezası

Sosyal medyadan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“NATO haftasında önce hukuksuz şekilde “eylem yasağı” kararı alan Eskişehir Valiliği daha sonra kapalı alanda açıklama yapan çok sayıda arkadaşımız hakkında idari para cezası tutanağı düzenlemişti. Akabinde NATO’ya karşı basın açıklaması yapmak isteyen onlarca arkadaşımız gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın serbest bırakıldıktan sonra çekildikleri fotoğraf hakkında da yine “Mülki Amirin Emrine Aykırı Davranmak” gerekçesiyle idari para cezası tutanağı düzenlendi. Elinde tüm muhaliflere saldırmaktan, halkı baskıyla susturmaya çalışmaktan başka bir çaresi kalmayan iktidara karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Baskılar bizi yıldıramaz. Meşruluğunu ABD’den alanlar, monarşi hayalleri kuranlar kaybedecek! Bu memleket bizim. Yaşasın tam bağımsız Türkiye.”

21 Temmuz 2026 Salı

Temmuz 2026


İzmir

 
Karşıyaka Belediyesi Hamza Rüstem Fotoğraf Müzesi’ni kapattı, oğlu Mert Rüstem tepki gösterdi 
2011 yılında dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ile sözleşme yaptıklarını ve bu sözleşme hükümlerince müzenin kullanım hakkının kendilerinde olduğunu belirten Mert Rüstem, “Biz buradan herhangi bir gelir elde etmedik. Sadece babamızın adını yaşatıyordu ve sürekli sergiler açıyor, içindeki fotoğrafları güncelliyorduk. Bana haber verilmeden böyle bir karar alınmasına çok üzüldüm. Bakanlıktan izin aldıklarını ve müzeyi 1 yıl içinde başka bir yere taşıyacaklarını öğrendim. Bununla ilgili de bilgimiz yok” diye konuştu.


Film

 

İnternet


 

Fİlm

 

20 Temmuz 2026 Pazartesi

The Gulen: Belgesel Kitap/DVD

Bir ‘kurucu olay’ üzerine notlar

 2002- 2015 dönemi, siyasal İslamın, “bir restorasyon” projesi bağlamında şekillenmiş “pasif devrim” süreci içinde devlet aygıtında kurumsal mevziler kazandığı; sivil toplum, medya, eğitim ve bürokraside yavaş ama derinden bir rıza imalatı yürüttüğü klasik bir “mevzi savaşı” evresiydi. “15 Temmuz” bu süreci bir “cephe savaşı” aşamasına sıçrattı; devlet içi tarafların çatışmasının galibi, elde ettiği merkezileşmiş yürütme gücüyle, “mevzi savaşı” taktiğine dönerek günümüze uzanan yeni bir rejim inşa-kuruluş süreci başlattı.

 Muhalif duruşlar hızla suç kapsamında, sembolik ve fiziksel araçlarla baskı altına alındı. Diyanet rejimin en asli ideolojik-teolojik meşruiyet aygıtına dönüştü. “Olayın” ertesinde devlet bürokrasisinde başlayan geniş kapsamlı tasfiyelerin sonunda karar alma mekanizması rasyonel bürokratik süzgeçlerden, liyakatten tamamen arındırılıp karizmatik lider kültü ile onun etrafındaki dar iktidar kliğinin iradesine bağlandı

 KÜLTÜR SAVAŞLARI 

“Olayın” kurduğu rejimin, mülkiyet ilişkilerine, şirket yapılarına, piyasa mekanizmalarına liderlik düzeyinde doğrudan müdahale edebilen, muhalif ya da güvencesiz sermayeyi tasfiye edip yandaş kliklere, holdinglere sistematik kaynak aktaran yapısı, Günter Reiman’ın “vampir ekonomi” (1939) modelini anımsatıyor. Bu model içinde silah sanayisi, rejim açısından, hem sermaye birikimi hem milliyetçi-güvenlikçi meşruiyet üretimi açısından en stratejik önceliğe sahipti. 

 

Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet 

                                                   

yukarıya doğru bakan kameralar


KADIN ATLETLERİ SEKS OBJESİ GÖSTERMEYE SON

Dünya spor medyasında da yaygın bir sorun bu. Uluslararası Atletizm Federasyonu, 2019’da, yerden yukarıya doğru bakan kameralar yerleştirdiğinde kadın atletler uygulamayı protesto etmiş, tartışmalar sonunda bu kameraların ham görüntülerinin ekrana verilmesi yasaklanmıştı.

Yeni gelişme, Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU), kadın atletlerin seks objesi olarak sunulmasını engelleyecek bir genelge hazırlaması. Olimpiyat yarışmacıları Holly Bradshaw, Ivana Španović ve Blanka Vlašić'in deneyimlerinden yararlanılarak hazırlanan genelgede, yüksek atlama, uzun atlama ve koşularda kadın atletlerin çekimlerinin nasıl yapılabileceği örneklerle aktarılıyor.

Kadın atletlerin vücut hatlarına odaklanılmaması, çok yakın çekimler yapılmaması ve yavaş çekimlerin tekrarlanmaması kuralı getiriliyor. Temelde, kadın sporculara saygı gösterilmesi ve performanslarına odaklanılması isteniyor. 
 
Faruk Bildirici   Birgün

17 Temmuz 2026 Cuma

kafa kamerası takmak.

Güney Kore'de yapay zekaya karşı işçi isyanı
 

Hoolywood da isyandaydı

Yapay zekaya karşı “isyan” sadece fabrikaları ve üretim tesislerini kapsamıyor, Hollywood da ayağa kalmıştı. Geçen yıllarda Ekran Oyuncuları Birliği ve Amerikan Televizyon ve Radyo Sanatçıları Federasyonu (SAG-AFTRA) sektörün sorunlarının yanı sıra yapay zekâya karşı mücadeleyi sokaklara taşımıştı. Neredeyse 5 aylık grev sürecinde sendika bünyesindeki senaryo yazarları kalemlerini bırakmış ve oyuncular da film setlerinden çıkmıştı. Bu eylemler sonrası sinema-televizyon sektöründe yapay zekâya dair koruyucu kararlar konusunda uzlaşmaya varılmıştı.

Endüstriyel robotlar tehlikesi

Yapay zekâ teknolojilerinin ilerleyişiyle ortaya çıkan insansı robotlar ise emekçilerin yerini almaya aday. Fakat iş yerlerinde değişime neden olan yalnızca “insansılar” değil. Uluslararası Robotik Federasyonu’na göre, son on yılda endüstriyel robotların üretimdeki yeri iki katına çıktı. Bunun yanı sıra, çalışanların iş dağılımı, denetlenmesi ve değerlendirilmesi gibi algoritmik yönetim sistemleri de çalışma alanlarına entegre ediliyor. Türlü şekillerle işçilere uzanan bu yapay zekâ modellerinin eğitimi ise yine emekçilere düşüyor.

Yerlerini alacak robotları eğitiyor

Hindistan’daki tekstil işçileri için artık günlük görevlerden biri dikiş ve paketlemenin yanı sıra kafa kamerası takmak. İmalathanede müdürler tarafından sebebi söylenmese de, işçiler mesai boyunca yaptıkları işi artık kayıt altına almak zorundalar.

“İlk başta komik olduğunu düşündük” diyen tekstil işçileri, The Guardian’a verdikleri röportajda zamanla izlenme dürtüsüyle atmosferin değiştiğinden bahsettiler. Rutin olarak yaptıkları işte verimliliklerinden dolayı şüpheye düştüklerini, hata yapmamak için daha dikkatli davrandıklarını ifade ettiler. Gözetim alanında işlerine devam etmeye çalışan emekçilerin bilmediği şey ise elde edilen bu videoların ne için kullanılacağı.

“Egosentrik veri” adı altında kaydedilen bu görüntüler, emekçilerin el hareketlerini ve üretim sürecini gösteriyor. Objectways veya Labellerr gibi teknoloji firmaları tarafından toplanan bu veriler ise ileride işçilerin yerini alabilecek insansı robotlar geliştirmek için robotik şirketlerine satılacak. Tekstil emekçileri ise sadece başlangıç. Depolar, dükkanlar ve fabrikalarda çalışan işçilere ait milyonlarca veri de kapsamlı modeller için gerekli olacak.

Sömürüye her daim devam

Hindistan bu pazarda üstünlük elde eden bir ülke. Emek odaklı endüstrilerin yoğunluğu teknoloji şirketleri için geniş bir palet açarken veri kaydının saatlik ücreti ise diğer ülkelerin yarısından daha az. Burada toplanıp temize çekilen verilerin yüzde 60’ı ABD’li firmalara gönderiliyor.

Ancak bu veriyi üreten emekçiler ne kullanım amacı hakkında bilgiye sahip, ne de karşı çıkma hakkına. İstihdamın güvensiz olduğu çalışma ortamlarında ise emekçiler işlerini kaybetme korkusuyla rıza vermek zorunda kalıyor. İstismara kapı açan bu durumda imalathaneler toplayıcı firmalardan saat başı para alırken işçiler kendi ürettikleri veriden ücret bile talep edemeyecek noktada. Teknoloji şirketleri yapay zekâ rekabetini daha yukarı noktalara taşırken arkada bırakılan işçi sınıfının emeği bu sektöre yakıt olmaya her daim devam ediyor.

                              

12 Temmuz 2026 Pazar

Temmuz 2026



 

Belgeselci

 

Hakan Tosun cinayeti davası ikinci kez ertelendi

“İlk temas eden 3’üncü kişi Hakan’a. Daha sonra Adnan geliyor, Abdurrahman geliyor... Bir çok şüphe var. Soruşturulsun istiyoruz; ‘Hayır’ diyorlar. Delilleri sunuyoruz; değerlendirdik diyorlar ama değerlendirilmemiş oluyor. Hakikat ortada, görüyoruz. Mahkeme huzurunda da video olarak bunları gösterdik. Ne söylerlerse söylesin karşısında videolar çok açık şekilde olayın ne olduğunu bize gösteriyor. 3’üncü kişiyi niye koruyorlar noktasında net bir cevap veremiyoruz. Bunları kimler koruyor sorusunu sormak gerekir. Sadece Hakan’ın değil, yolda yürüyen bir vatandaşın da yaşam hakkını savunması gerektiği bir dava bu dava. Bu sebeple yolda güvenle yürümek isteyen herkesin bu davada adaleti talep etmesini istiyoruz."

adalet, fotoğrafçı


Üniversite öğrencisi Esila Ayık beraat etti: ‘Cezaevinde geçirdiğimiz süre geri gelmeyecek’ 

Karar sonrası Esila Ayık ve avukatları Cumhuriyet’e konuştu. “Suç teşkil etmeyen, sonrasında beraati gelecek dosyalardan sırf toplumu sindirmek için bizleri tutuklayanlar utansın” diyen Esila Ayık, “Benim ve arkadaşlarımın cezaevinde geçirdiği 37 gün geri gelmeyecek. Cezaevinde değerlerimin kötüleşmesinden sonra boşu boşuna 1 yıl boyunca hastaneye gidip geldim, sonuçlarım normale dönsün diye. Geç gelen adaletin özürü de bahanesi de olmaz” sözleriyle yaşadığı kırgınlığı ve kızgınlığı ifade etti. 

‘YETERİNCE HAİN YOK GİBİ..’

“Bu dava bu aşamaya bile gelmemeliydi” diyen avukat Ümit Özkan, savcılık mütalaasına karşın mahkeme doğru kararı verdi. Günümüzde öyle bir noktaya geldik ki doğru karar verildiğinde geç olduğuna bakmadan seviniyoruz” ifadelerini kullandı. Masum gençlerin yargılama süreçlerinin üzüntü verici olduğunu belirten avukat Özkan, “Sanki yeterince hainimiz, düşmanımız, teröristimiz yokmuş gibi, gençlerimize en çok sahip çıkılması gereken dönemde onları baskılıyoruz. İtiyoruz. Oysa devlet, milletine kucaklayıcı olduğu ölçüde güçlü olur” dedi.

       

'Biz çok erken büyüyoruz'

 

10 Temmuz 2026 Cuma

Fransa



10 Temmuz 1985

Fransız Gizli Servisi ajanları, fotoğrafçı Fernando Pereira'nın ölümüne neden olmuştu
 
Rainbow Warrior'ın bombalanması; bütün dünyayı şok eden ve devlet eliyle gerçekleştirilmiş bir saldırıydı. 10 Temmuz 1985'te patlayan iki bomba, Yeni Zelanda'nın en büyük şehri Auckland'da Greenpeace amiral gemisinin batmasına ve Portekizli fotoğrafçı Fernando Pereira'nın ölümüne sebep olmuştu.
 
Gece yarısından kısa süre önce; suda botun hemen yanında görülen mavi bir elektrik şimşeğini büyük bir patlama izledi. Şu anda Lahey'de yaşayan Hans Guyt olayı şöyle hatırlıyor: "Ortalık toz domandı; Fernado'nun aşağıya, kamarasına gittiğini hatırlıyorum. Bana, 'Kameralarımı alacağım.' demişti. Martini ile birlikte diğer kamaraları kontrol etmek ve içeride kalanları dışarı çıkarmak için koridor boyunca koştuk. Bu Fernando'yu son görüşüm oldu. 
O zamanlar Soğuk Savaş en yüksek noktadaydı ve beş nükleer güç –ABD, Sovyetler, Fransa, Britanya ve Çin- düzenli olarak nükleer silah denemeleri yapıyorlardı. Fransa, denemeleri Güney Pasifik'te Tahiti'nin doğusundaki bir mercan adası olan Moruroa'da yapıyordu.


Fernando Pereira'nın çektiği son fotoğraflar:

9 Temmuz 2026 Perşembe

NATO ve SANAT


NATO MERKEZİNDEKİ BEDRİ RAHMİ MOZAİĞİ

   Geçtiğimiz günlerde Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı İbrahim Kalın, Millî İstihbarat Akademisi’nin düzenlediği bir panelde NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray’e, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 1960’ta NATO’ya hediye edilen mozaiğinin, sanatçının kendi yağlıboya versiyonundan üretilmiş özel bir baskısını takdim etti.

Çoğumuzun haberi bile olmadı. Bazılarımız ise “ne güzel, Bedri Rahmi hatırlanmış” dedik.  Kendi adıma hatırlananın kim olduğundan emin değilim. Bedri Rahmi mi, yoksa Bedri Rahmi’nin ürettiği kabul edilebilir Türkiye imgesi miydi? Bunun cevabını aramak gerekiyor. Ancak baştan uyarmalıyım: Bu bir “siyaset dostunuz değildir” yazısı. Keza halk motiflerinden gurur duyarken, aynı halktan utanmanın neden ve nasıl mümkün olduğunun da bir hatırlatmasını yapmaya çalışacağım.[1]

   Bu nedenle şu soruyu sormadan ilerleyemeyiz: Türkiye bu mozaikle NATO’ya mı kendini anlatmıştır, yoksa NATO’nun görmek isteyebileceği Türkiye imgesine mi çevrilmiştir?

Sorunun cevabı, İbrahim Kalın’ın hediyeyi takdim ettiği anlarda Ankara’nın üzerine çöken adı konmamış OHAL atmosferinde saklı. Motifleriyle, renkleriyle, tarihsel sürekliliğiyle övülen halkın, NATO liderlerinin göz zevkini bozmaması için kamufle edilmesi, tutuklanması ya da susturulması ağır bir ironi. Bir zamanlar halkın halısını, kilimini, nakışını NATO duvarına gururla taşıyan devlet aklı, bugün aynı halkın canlı varlığından rahatsızlık duyuyor. Motifini sevse de sesinden ürküyor. Desenini armağan etmesine karşın bedenini gözden uzak tutmak istiyor. Halkı kültür nesnesine dönüştürdüğünde alkışlıyor, siyasal özne olarak karşısında gördüğünde güvenlik sorunu sayıyor. 

Dr. Çağatay Olgun   Sanatatak

FOTOĞRAF

   GENÇLERE AÇIK ÇAĞRI    

7 Temmuz 2026 Salı

Ekoloji ve Fotoğraf Buluşması,


 

Küçük Menderes’te maden kuşatmasına karşı ortak cephe: ‘Yerin üstündeki altın bize yetiyor’

Tarihi Birgi’de düzenlenen Ekoloji ve Fotoğraf Buluşması, Küçük Menderes Havzası’nı kuşatan maden projelerine karşı güçlü bir direniş çağrısına sahne oldu. Holdinglerin milyar dolarlık maden iddialarına “Yerin üstündeki altınımız bize yetiyor” diyen muhtarlar, kararlılık mesajı verdi: “Bıçak kemiğe dayandı, lafın bittiği yerdeyiz. Her bir ağacımıza kurban oluruz, dağlarımızı terk etmeyeceğiz.”
 


                                                

6 Temmuz 2026 Pazartesi

nato


 

NATO karşıtı eylem takvimi: 'İstenmiyorsunuz!'

      

"Gülümsediğim için"

 

Özgür Özel'in Deniz Göktaş'ı ziyaretinde neler konuşuldu: Göktaş, "Gülümsediğim için arkadan çekilmiş görüntümü vermişler"; Özel, "Kendimi ona borçlu hissediyordum" dedi 

Özel, gözaltı sırasında servis edilen kelepçeli görüntülerle ilgili de Göktaş'ın, "Beş kez yürüttüler. Önden çekimlerde hep gülümsedim. Gülümseyen görüntümü vermemek için arkadan çekilmişi vermişler. Film platosu gibiydi. Aynı sahneyi 4-5 kez yürüdük." dediğini aktardı. 

Özel, gösterisinin ardından hedef gösterilmesi üzerine yaşanabilecekleri öngördüğünü söyleyen Göktaş'ın, "Ne yapacağım, dönmeyeceğim? Ben zaten kaçma niyetiyle gitmediğim için dönmem lazımdı, döndüm hemen" dediğini aktardı. 

5 Temmuz 2026 Pazar

prodüksiyon

 

Deniz Göktaş'ın avukatından açıklama: Ters kelepçe fotoğrafı 4-5 kere çekilmiş bir prodüksiyon 
Deniz Göktaş'ın avukatı Metin Sinan Aslan açıklama yaparak müvekkilinin gözaltı sürecine ve devamına dair bilgi vererek "Ters kelepçe dört beş kez üst üste çekilmiş bir prodüksiyon. O doğal bir sahne değil yani. Aşağı in, yukarı çık. Aşağı in, yukarı çık. Bir daha" dedi.

 

Sansür: Çok uluslu üst düzey fuhuş sektörü / Aralık 2025

Epstein belgelerinde esrarengiz kayıp: Trump fotoğrafının da olduğu dosyalar sessizce kaldırıldı

ABD Adalet Bakanlığı’nın (DOJ) Jeffrey Epstein belgelerine ilişkin kamuoyuna açtığı belgelerde, aralarında Donald Trump’ın da yer aldığı bir fotoğrafın bulunduğu en az 16 belgenin, yayımlandıktan bir günden kısa süre sonra hiçbir açıklama yapılmadan internet sitesinden kaldırıldığı ortaya çıktı.

Hükümetin kamuoyunu bilgilendirmemesi, Epstein dosyalarına ilişkin yıllardır süren tartışmaları ve güvensizliği daha da derinleştirdi.

Kaybolan dosyalar cuma günü erişilebilir durumdayken, cumartesi günü artık ulaşılamaz hale geldi. Dosyalar arasında, çıplak kadın resimleri bulunan tabloların fotoğrafları ve Epstein’in evinde çekilmiş, çekmeceler ile bir konsolun üzerinde dizili fotoğrafları gösteren görüntüler yer alıyordu.  

Bu görüntülerden birinde, bir çekmecenin içinde Donald Trump, Jeffrey Epstein, Melania Trump ve Epstein’in uzun yıllar birlikte hareket ettiği Ghislaine Maxwell’in aynı karede yer aldığı bir fotoğraf vardı.  

Aralık 2025

4 Haziran 2026 - NATO KAFA


   

Operasyonun dış ayağı

Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.

Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecektir” dedi.

ABD İMAMOĞLU’NU KURTARABİLİR Mİ?

13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.

Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü...

Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.

Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar. 


 Mehmet Ali Gürel   4 Haziran 2026  Cumhuriyet