Hayatımız Fotoğraf
İbrahim Akyürek
2 Ağustos 2026 Pazar
2004
Postprodüksiyon günümüz teknolojisinin bir üretim şekli olduğu gibi sanatların da üretiminin değişmez parçası haline gelmiştir. Fotoğraf olsun, enstalasyon olsun veya videolar olsun postprodüksiyon stüdyo, bilgisayar ortamı içinde çoğaltılan, montajlanan ve yeniden değerlendirilen bir üretim sürecinin vazgeçilmez bir hali olarak karşımızda durmaktadır.
Sansür
Sinema Genel Müdürlüğü belgeseli “politik” bulduğu için desteği geri istedi
Evrakta ayrı, telefonda ayrı gerekçe
Elmas, Bakanlığın resmi yazısında yer alan gerekçelerle telefon görüşmelerinde kendisine aktarılan gerekçelerin birbirini tutmadığını öne sürüyor: “Telefon görüşmelerinde bana açıkça ‘Filminiz politik’ denildi. Daha sonra ulaştığım bir yetkili ise 'Filminiz bize uygun değil. Bakanlığımızı Kapadokya'daki tahribattan sorumlu tutuyor. Bunu kabul edemeyiz’ dedi. Bu nedenle resmi yazıyla sözlü açıklamalar arasındaki çelişkinin açıklanmasını bekliyorum.”
Elmas, görüşmeler sırasında filmde kısa süreliğine görünen Solfasol adlı dergisinin de konu edildiğini belirtiyor: “Filmde görünen Solfasol dergisi üzerinden Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştiri bulunduğu söylendi. Oysa söz konusu dergi kadrajda duran sıradan bir nesneden ibaretti.”
Yönetmen Elmas, Bakanlığın resmi yazısında ayrıca teknik gerekçelerin de öne sürüldüğünü belirtiyor: “Bana gönderilen yazıda ses, renk ve teknik standartlardan söz ediliyor. Oysa verilen destek filmin toplam bütçesinin yalnızca çok küçük bir kısmını karşılıyor. Nitekim film, bu hâliyle ulusal ve uluslararası festivallere başvurabilecek teknik standartlarda hazırlandı. Dolayısıyla ne teknik gerekçelerin ne de senaryoya uyumsuzluk iddiasının gerçeği yansıttığını düşünüyorum.”
1 Ağustos 2026 Cumartesi
Albüm
Tarihi, yıkılan semtler yazar
Deniz Burak BAYRAK
İstanbul’un en eski mahallelerinden biri olan Tarlabaşı, yıllardır “dönüşüm” adı altında tartışılıyor. Ancak Ali Öz’e göre burada dönüştürülen yalnızca binalar değil. Bir yaşam kültürünün de ortadan kaldırıldığını gördüğümüz semtin sokaklarında yaklaşık on yıl boyunca çalışan Öz’ün “Tarlabaşı Kayıp Şehir” albümü yeniden basıldı. Bu baskı bize kent politikalarının toplumsal sonuçlarını tartışmamız gerektiğini düşündürüyor.
31 Temmuz 2026 Cuma
Madımak
Madımak anlatıları
Kaymakamlık, Mülkiye Müfettişliği, Bakanlık Genel Sekreterliği, Valilik ve Danıştay Üyeliği gibi görevlerden sonra emekliye ayrılan Muzaffer Dilek’in, Madımak’a dair yazdıkları ‘Mülkiye Müfettişinin Gözünden Sivas Kalkışması’ başlığı altında yer alıyor ve yazılma gerekçesi oldukça çarpıcı: ‘Bana göre Cumhuriyet tarihinin en vahim ve en canavarca hislerle gerçekleştirilmiş olayını, birinci elden incelemiş bir bürokrat olarak görüş ve değerlendirmelerimi yapmadan öteki dünyaya gitmek istemedim. Bu trajik olayla ilgili vakıf olduğum şeyler benimle kalsın istemedim.’
Kitapta soruşturma sürecinde tanıklık edilen tuhaflıklara dair detaylar oldukça dikkat çekici. Mesela Sivas Valiliği’nden istenen bilgi ve belgelere yanıt olarak gelen yanıtta, mevzuat gereği her gün saat 11.00’de yapılması zorunlu olan Asayiş Saati toplantı tutanağının yer almamış ve neden gönderilmediğine dair bilgi verilmemiş olması gibi. Ya da Tugay Komutanı’na iletilen soruların yazılı yanıtlarının aynı gün iletilmesi için mutabık kaldıkları halde, komutanın yazılı yanıt göndermek yerine, bir ulakla selam göndermekle yetinmesi gibi. Daha başka örnekler de var.
***
Kitaptaki bilgilere göre Vali Ahmet Karabilgin’in İçişleri Bakanlığı’ndan yardım talebi karşılanmamış, 5. Er Eğitim Tugay Komutanlığı’ndan önce telefonla, sonra yazıyla askeri yardım talebi ise sözde bazı yasal gerekçelerin arkasına sığınılarak zamanında ve yeterli destek sağlanmamıştır. Müfettişin ifadesiyle valiliğin talebine karşı vaziyet idare edilmeye çalışılmış, beş saatlik zaman içinde toplam 80-90 asker gönderilmiştir. Müfettiş Dilek, kentte olaylara ilişkin yaygın söylentiler varken, Komando Bölük Komutanlığı’nın, PKK operasyonuna gönderilmesinin de bir sorun olduğunu ve bu sorunların kolektif bir sorumluluğa işaret ettiğini belirtir. Müfettişin ifadesiyle ‘sanki görünmez bir el asayiş ve genel güvenlikten sorumlu olup Ankara’da ve Sivas’ta görev yapan tüm kamu otoritelerini karar alıp uygulayamaz hale sokmuştur.’
Anlatılarda sürecin devamına ilişkin notlar da ilginç. Teftiş heyeti incelemesini bitirip Ankara’ya dönünce, 7 Temmuz günü Soruşturma Ön Görüş Raporu’nu sunmak üzere, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’nu ziyaret edip inceleme süreci ve rapordaki temel vurguları anlatırken, Bakan Gazioğlu, ‘daha çok dinliyormuş gibi yapıp aslında anlatılanlarla pek de ilgilenmemiş.’
Şükrü Aslan Birgün
30 Temmuz 2026 Perşembe
29 Temmuz 2026 Çarşamba
Göç
‘DIŞARIDAKİLER: Bir Zamanlar Almanya’da’: Yeni Bir Göç Hikâyesi
Yapımcılığını, yönetmenliğini ve senaristliğini Ahmet Küçükkayalı’nın üstlendiği, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Proje Geliştirme ve Yapım Desteği ile hayata geçirilen DIŞARIDAKİLER: Bir Zamanlar Almanya’da filmi, vizyon için geri sayıma başladı. İzleyicide derin izler bırakmayı hedefleyen bu etkileyici yapım, 21 Ağustos’ta Türkiye’deki sinemaseverlerle buluşmasının ardından Avrupa genelinde de gösterime girerek küresel bir yolculuğa çıkacak.
Hikâyenin merkezinde, hayallerinin peşinden gitmek ve kendine yeni bir gelecek inşa etmek için her şeyi göze alan 20 yaşındaki Rıfat yer alıyor. Film, yalnızca 1980’li yıllarda Zonguldak’tan Almanya’ya uzanan o zorlu ve dönemi şekillendiren göç dalgasını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda zamansız bir temayı merkezine alıyor.
Rıfat’ın gözünden ekrana taşınan bu yolculuk, bugün bile pek çok gencin kalbinde hissettiği o derin aidiyet arayışını, gelecek kaygısını ve ne pahasına olursa olsun kendi ayakları üzerinde durma mücadelesini evrensel bir dille beyaz perdeye aktarıyor. İzleyiciyi “Hayallerinin peşinden gitmek için ne kadar ileri gidebilirsin?” sorusuyla baş başa bırakan yapım, insan ruhunun direncini gözler önüne seriyor.
27 Temmuz 2026 Pazartesi
26 Temmuz 2026 Pazar
25 Temmuz 2026 Cumartesi
23 Temmuz 2026 Perşembe
Hukuk
Yeni nesil hukuk sözlüğü
Gizli tanık:
Delil bulma zahmetini ortadan kaldıran adli kolaylık paketi. Dosyada ne zaman bir boşluk oluşsa aniden belirip “Ben orada her şeyi gördüm” diyen, kimliği meçhul ama beyanı hüküm olan kimilerinin süper kahramanı.
Barış Pehlivan Cumhuriyet
arabanızdan vazgeçer misiniz?
Bedava bilet verseler arabanızdan vazgeçer misiniz?
Teklif basit. Arabanızı aileniz dışında birine satar ya da hurdaya çıkarırsanız, size tüm Almanya’da geçerli “Almanya bileti”ni (Deutschlandticket) bedava veriyorlar. Almanya bileti ülkedeki tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız biniş hakkı sağlıyor. Şehiriçi otobüsler, metro ve tramvayın yanı sıra şehirlerarası trenler de hizmetinizde. Almanya biletinin yıllık maliyeti 756 avro. Yapmanız gereken tek şey otomobilinizden vazgeçtiğinizi ispatlamak ve bir yıl boyunca yeni bir otomobil almamak.
Özetlersek, otomobil çoğu zaman bir zorunluluk değil bir bağımlılık. Statü simgesi ve tüketim kültürünün bir parçası olmaya devam ediyor. Ulaşım araçları arasında çevreye ve iklime en çok zarar verenlerden biri olduğu unutuluyor. Toplu taşıma ve bisiklet ise otomobilin panzehri.
19 Mart Darbesi diye tanımlanan, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten sonraki boykot çağrılarını hatırlayın. Boykotun birçok alanda işe yaradığını biliyoruz ancak CHP’nin boykot listesinde yer alan otomobillerin satış rakamları boykottan etkilenmişe benzemiyor. Örneğin boykot listesinde yer alan Doğuş Grubu’na ait üç aracın satışları 2025’te bir önceki yıla göre arttı. Bu otomobillerin hepsini iktidara ve demokrasi karşıtı müdahalelere destek verenler almadığına göre, boykot çağrısı iş otomobile gelince etkisiz kalmışa benziyor. Otomobil tutkusu kapitalizmin insanları metalara nasıl tutsak ettiğini gösteren önemli bir örnek. Boykot ise içinde bulunduğumuz dünyada otokratik rejimlere karşı mücadelede kullanılan, etkili bir yöntem. O yüzden de kendimizi kapitalizmin en etkin uyuşturucularından kurtulma konusunda hazırlamamız gerek. “Cumhuriyet mi yoksa sevdiğim otomobil mi” sorusunu henüz sormadıysak bile, bir gün kendimize sormak zorunda kalabiliriz.
Özgür Gürbüz Birgün
22 Temmuz 2026 Çarşamba
MAFYA'nın şirketleşmiş hali:
VARLIK YÖNETİM ŞİRKETİ ENDİŞELENMENİZ İÇİN NELER SÖYLER?
Varlık Yönetim Şirketleri Derneği”nin sayfasında, varlık yönetim şirketlerinin sloganı olarak ne yazdığınız biliyor musunuz; “mutlu müşteri”. Evet, onlar, biz borçluların sorununu çözdüklerine inandıkları için günün sonunda bizim “mutlu müşteri” olduğumuza inanıyorlar. Ama bizi arayarak endişelendirmek için türlü sözler söylüyorlar.
Eğer sonuç odaklı düşünürsek, kendilerince haklı olabilirler ama o gemi o limana varana kadar nelerin olup bittiğini bir tek borçlular bilir. Önce sizi arıyorlar, sonuç alamadıklarında, sırasıyla birinci dereceden yakınımız olan, annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, varsa eşinizi, eşinizin anne ve babasını, sizinle aynı soyadını taşıyan ve akraba olduğunuzu düşündükleri herkesi, üst komşunuzu, köyün muhtarını bile arama fırsatı olursa arayıp bizim borcumuzu söylüyorlar. Burdaki amaç elbette ev haczine gelmiş gibi etki yaratmak. Sizi böyle mahcup durumda bırakıp borcunuzu herkesin öğrenmesini sağladıklarında anında ödeme yapacağınızı düşünüyorlar. Oysa, imkan olsa çoğunuzun ödeme yapıp zaten bu duruma gelmeyeceğinizi görmezden geliyorlar.
Çekilmemiş fotoğraf
Çekilmemiş fotoğraf
Şöyle şeyler duyuyordum: Yaşadığım ânı birine anlatmazsam ya da sosyal medyada paylaşmazsam yaşamış gibi hissetmiyorum. Bu yakınmanın kökü sanıldığından da derin. Ferenczi, travmanın yıkıcılığını yalnızca yaşananda değil, sonrasında yaşananın inkâr edilmesinde de görüyordu: çocuk, yardım aradığı yetişkin tarafından geri çevrildiğinde, kendi duyularının tanıklığına güveni de kırılıyordu. Tanık yoksa ya da tanıklık esirgeniyorsa, yaşanan şey ruhsal kayda geçmekte zorlanıyor, hayalet gibi zihinde dolaşıyordu. Winnicott daha da geriye gidiyordu: Bebek kendisini ilk kez annesinin yüzünde görüyordu; görülmek, var olmanın ilk kanıtıydı. Sosyal medyanın yakaladığı damar da buydu, icat ettiği değil sömürdüğü bir damar. Akış, kolektif bir anne yüzüne dönüşmüştü; her paylaşım o yüze bakıp "beni gördün mü?" diye soruyordu.
Bir zamanlar, en azından inanan insan için, tek başına yaşanan an bile büsbütün tanıksız değildi. Her şeyi gören bir göz, her şeyi yazan bir defter vardı; dua da, günce de, itiraf da görünmeyen bir muhataba yönelirdi. O muhatap çekilince boşalan makama şimdi akış yerleşmişti: Kimin gerçekten baktığını bilmediğimiz bir deftere yazıyor, yine de görülmüş olmayı umuyorduk.
***
Anlatmaksa başka bir şeydi. Bir yaşantıyı birine anlatmak, onu bir başka zihinde pişirmek gibiydi; dinleyenin alıp kendi içinden geçirdiği ve çoğaltarak geri verdiği bir eylem. Kalabalığa atılan an ise bir zihne değil, bir sayaca bırakılıyordu. Paylaşılan yaşantı bu yüzden çoğu zaman çiğ kalıyordu - binlerce kişi görse de kimsenin dokunamadığı…
Rüyamda neden kimsenin telefonu olmadığını sanırım artık biliyorum. Rüya, kanıtsız yaşantının en eski biçimiydi: herkes görür, kimse gösteremez. Fotoğrafı çekilemez, ekran görüntüsü alınamaz; yalnızca anlatılabilir - ve anlatıldığında bile yalnız senindir. Yaşar Kemal oradaydı, dinliyordu. Kayıt yoktu ama tanık vardı. Belki de aradığımız hiçbir zaman kayıt olmadı. Düş gücü olmadan yaşayamayacağımızı söylemişti. Düşler arşivlenemez; görülür ve sislenir. Ama düş kurabiliyorsak, renkleri bozulup solan o anıların sisine borçluyduk bunu.
Bülent Usta Birgün
Sansür
NATO eylemcilerine hastane önünde fotoğraf cezası
Sosyal medyadan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“NATO haftasında önce hukuksuz şekilde “eylem yasağı” kararı alan Eskişehir Valiliği daha sonra kapalı alanda açıklama yapan çok sayıda arkadaşımız hakkında idari para cezası tutanağı düzenlemişti. Akabinde NATO’ya karşı basın açıklaması yapmak isteyen onlarca arkadaşımız gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın serbest bırakıldıktan sonra çekildikleri fotoğraf hakkında da yine “Mülki Amirin Emrine Aykırı Davranmak” gerekçesiyle idari para cezası tutanağı düzenlendi. Elinde tüm muhaliflere saldırmaktan, halkı baskıyla susturmaya çalışmaktan başka bir çaresi kalmayan iktidara karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Baskılar bizi yıldıramaz. Meşruluğunu ABD’den alanlar, monarşi hayalleri kuranlar kaybedecek! Bu memleket bizim. Yaşasın tam bağımsız Türkiye.”
21 Temmuz 2026 Salı
İzmir
Karşıyaka Belediyesi Hamza Rüstem Fotoğraf Müzesi’ni kapattı, oğlu Mert Rüstem tepki gösterdi
2011 yılında dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ile sözleşme yaptıklarını ve bu sözleşme hükümlerince müzenin kullanım hakkının kendilerinde olduğunu belirten Mert Rüstem, “Biz buradan herhangi bir gelir elde etmedik. Sadece babamızın adını yaşatıyordu ve sürekli sergiler açıyor, içindeki fotoğrafları güncelliyorduk. Bana haber verilmeden böyle bir karar alınmasına çok üzüldüm. Bakanlıktan izin aldıklarını ve müzeyi 1 yıl içinde başka bir yere taşıyacaklarını öğrendim. Bununla ilgili de bilgimiz yok” diye konuştu.
20 Temmuz 2026 Pazartesi
The Gulen: Belgesel Kitap/DVD
Bir ‘kurucu olay’ üzerine notlar
2002- 2015 dönemi, siyasal İslamın, “bir restorasyon” projesi bağlamında şekillenmiş “pasif devrim” süreci içinde devlet aygıtında kurumsal mevziler kazandığı; sivil toplum, medya, eğitim ve bürokraside yavaş ama derinden bir rıza imalatı yürüttüğü klasik bir “mevzi savaşı” evresiydi. “15 Temmuz” bu süreci bir “cephe savaşı” aşamasına sıçrattı; devlet içi tarafların çatışmasının galibi, elde ettiği merkezileşmiş yürütme gücüyle, “mevzi savaşı” taktiğine dönerek günümüze uzanan yeni bir rejim inşa-kuruluş süreci başlattı.Muhalif duruşlar hızla suç kapsamında, sembolik ve fiziksel araçlarla baskı altına alındı. Diyanet rejimin en asli ideolojik-teolojik meşruiyet aygıtına dönüştü. “Olayın” ertesinde devlet bürokrasisinde başlayan geniş kapsamlı tasfiyelerin sonunda karar alma mekanizması rasyonel bürokratik süzgeçlerden, liyakatten tamamen arındırılıp karizmatik lider kültü ile onun etrafındaki dar iktidar kliğinin iradesine bağlandıKÜLTÜR SAVAŞLARI
“Olayın” kurduğu rejimin, mülkiyet ilişkilerine, şirket yapılarına, piyasa mekanizmalarına liderlik düzeyinde doğrudan müdahale edebilen, muhalif ya da güvencesiz sermayeyi tasfiye edip yandaş kliklere, holdinglere sistematik kaynak aktaran yapısı, Günter Reiman’ın “vampir ekonomi” (1939) modelini anımsatıyor. Bu model içinde silah sanayisi, rejim açısından, hem sermaye birikimi hem milliyetçi-güvenlikçi meşruiyet üretimi açısından en stratejik önceliğe sahipti.
Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet
yukarıya doğru bakan kameralar
KADIN ATLETLERİ SEKS OBJESİ GÖSTERMEYE SON
Dünya spor medyasında da yaygın bir sorun bu. Uluslararası Atletizm Federasyonu, 2019’da, yerden yukarıya doğru bakan kameralar yerleştirdiğinde kadın atletler uygulamayı protesto etmiş, tartışmalar sonunda bu kameraların ham görüntülerinin ekrana verilmesi yasaklanmıştı.
Yeni gelişme, Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU), kadın atletlerin seks objesi olarak sunulmasını engelleyecek bir genelge hazırlaması. Olimpiyat yarışmacıları Holly Bradshaw, Ivana Španović ve Blanka Vlašić'in deneyimlerinden yararlanılarak hazırlanan genelgede, yüksek atlama, uzun atlama ve koşularda kadın atletlerin çekimlerinin nasıl yapılabileceği örneklerle aktarılıyor.
Kadın atletlerin vücut hatlarına odaklanılmaması, çok yakın çekimler yapılmaması ve yavaş çekimlerin tekrarlanmaması kuralı getiriliyor. Temelde, kadın sporculara saygı gösterilmesi ve performanslarına odaklanılması isteniyor.
Faruk Bildirici Birgün
19 Temmuz 2026 Pazar
17 Temmuz 2026 Cuma
kafa kamerası takmak.
Hoolywood da isyandaydı
Yapay zekaya karşı “isyan” sadece fabrikaları ve üretim tesislerini kapsamıyor, Hollywood da ayağa kalmıştı. Geçen yıllarda Ekran Oyuncuları Birliği ve Amerikan Televizyon ve Radyo Sanatçıları Federasyonu (SAG-AFTRA) sektörün sorunlarının yanı sıra yapay zekâya karşı mücadeleyi sokaklara taşımıştı. Neredeyse 5 aylık grev sürecinde sendika bünyesindeki senaryo yazarları kalemlerini bırakmış ve oyuncular da film setlerinden çıkmıştı. Bu eylemler sonrası sinema-televizyon sektöründe yapay zekâya dair koruyucu kararlar konusunda uzlaşmaya varılmıştı.
Endüstriyel robotlar tehlikesi
Yapay zekâ teknolojilerinin ilerleyişiyle ortaya çıkan insansı robotlar ise emekçilerin yerini almaya aday. Fakat iş yerlerinde değişime neden olan yalnızca “insansılar” değil. Uluslararası Robotik Federasyonu’na göre, son on yılda endüstriyel robotların üretimdeki yeri iki katına çıktı. Bunun yanı sıra, çalışanların iş dağılımı, denetlenmesi ve değerlendirilmesi gibi algoritmik yönetim sistemleri de çalışma alanlarına entegre ediliyor. Türlü şekillerle işçilere uzanan bu yapay zekâ modellerinin eğitimi ise yine emekçilere düşüyor.
Yerlerini alacak robotları eğitiyor
Hindistan’daki tekstil işçileri için artık günlük görevlerden biri dikiş ve paketlemenin yanı sıra kafa kamerası takmak. İmalathanede müdürler tarafından sebebi söylenmese de, işçiler mesai boyunca yaptıkları işi artık kayıt altına almak zorundalar.
“İlk başta komik olduğunu düşündük” diyen tekstil işçileri, The Guardian’a verdikleri röportajda zamanla izlenme dürtüsüyle atmosferin değiştiğinden bahsettiler. Rutin olarak yaptıkları işte verimliliklerinden dolayı şüpheye düştüklerini, hata yapmamak için daha dikkatli davrandıklarını ifade ettiler. Gözetim alanında işlerine devam etmeye çalışan emekçilerin bilmediği şey ise elde edilen bu videoların ne için kullanılacağı.
“Egosentrik veri” adı altında kaydedilen bu görüntüler, emekçilerin el hareketlerini ve üretim sürecini gösteriyor. Objectways veya Labellerr gibi teknoloji firmaları tarafından toplanan bu veriler ise ileride işçilerin yerini alabilecek insansı robotlar geliştirmek için robotik şirketlerine satılacak. Tekstil emekçileri ise sadece başlangıç. Depolar, dükkanlar ve fabrikalarda çalışan işçilere ait milyonlarca veri de kapsamlı modeller için gerekli olacak.
Sömürüye her daim devam
Hindistan bu pazarda üstünlük elde eden bir ülke. Emek odaklı endüstrilerin yoğunluğu teknoloji şirketleri için geniş bir palet açarken veri kaydının saatlik ücreti ise diğer ülkelerin yarısından daha az. Burada toplanıp temize çekilen verilerin yüzde 60’ı ABD’li firmalara gönderiliyor.
Ancak bu veriyi üreten emekçiler ne kullanım amacı hakkında bilgiye sahip, ne de karşı çıkma hakkına. İstihdamın güvensiz olduğu çalışma ortamlarında ise emekçiler işlerini kaybetme korkusuyla rıza vermek zorunda kalıyor. İstismara kapı açan bu durumda imalathaneler toplayıcı firmalardan saat başı para alırken işçiler kendi ürettikleri veriden ücret bile talep edemeyecek noktada. Teknoloji şirketleri yapay zekâ rekabetini daha yukarı noktalara taşırken arkada bırakılan işçi sınıfının emeği bu sektöre yakıt olmaya her daim devam ediyor.
16 Temmuz 2026 Perşembe
15 Temmuz 2026 Çarşamba
13 Temmuz 2026 Pazartesi
12 Temmuz 2026 Pazar
Belgeselci
Hakan Tosun cinayeti davası ikinci kez ertelendi“İlk temas eden 3’üncü kişi Hakan’a. Daha sonra Adnan geliyor, Abdurrahman geliyor... Bir çok şüphe var. Soruşturulsun istiyoruz; ‘Hayır’ diyorlar. Delilleri sunuyoruz; değerlendirdik diyorlar ama değerlendirilmemiş oluyor. Hakikat ortada, görüyoruz. Mahkeme huzurunda da video olarak bunları gösterdik. Ne söylerlerse söylesin karşısında videolar çok açık şekilde olayın ne olduğunu bize gösteriyor. 3’üncü kişiyi niye koruyorlar noktasında net bir cevap veremiyoruz. Bunları kimler koruyor sorusunu sormak gerekir. Sadece Hakan’ın değil, yolda yürüyen bir vatandaşın da yaşam hakkını savunması gerektiği bir dava bu dava. Bu sebeple yolda güvenle yürümek isteyen herkesin bu davada adaleti talep etmesini istiyoruz."
adalet, fotoğrafçı
Üniversite öğrencisi Esila Ayık beraat etti: ‘Cezaevinde geçirdiğimiz süre geri gelmeyecek’
Karar sonrası Esila Ayık ve avukatları Cumhuriyet’e konuştu. “Suç teşkil etmeyen, sonrasında beraati gelecek dosyalardan sırf toplumu sindirmek için bizleri tutuklayanlar utansın” diyen Esila Ayık, “Benim ve arkadaşlarımın cezaevinde geçirdiği 37 gün geri gelmeyecek. Cezaevinde değerlerimin kötüleşmesinden sonra boşu boşuna 1 yıl boyunca hastaneye gidip geldim, sonuçlarım normale dönsün diye. Geç gelen adaletin özürü de bahanesi de olmaz” sözleriyle yaşadığı kırgınlığı ve kızgınlığı ifade etti.
‘YETERİNCE HAİN YOK GİBİ..’
“Bu dava bu aşamaya bile gelmemeliydi” diyen avukat Ümit Özkan, savcılık mütalaasına karşın mahkeme doğru kararı verdi. Günümüzde öyle bir noktaya geldik ki doğru karar verildiğinde geç olduğuna bakmadan seviniyoruz” ifadelerini kullandı. Masum gençlerin yargılama süreçlerinin üzüntü verici olduğunu belirten avukat Özkan, “Sanki yeterince hainimiz, düşmanımız, teröristimiz yokmuş gibi, gençlerimize en çok sahip çıkılması gereken dönemde onları baskılıyoruz. İtiyoruz. Oysa devlet, milletine kucaklayıcı olduğu ölçüde güçlü olur” dedi.
'Biz çok erken büyüyoruz'



































.png)





.jpg)








