"Yalnız sansürcülerin hayal gücünü aşmayan şeyler sansür edilebilir" Andrzej Wajda (Sinema ve Ben)

4 Mart 2026 Çarşamba

Destek olma, masa zaten devrilecek


  

Önce Payandalar!
"İyiler bugün, kötülerin fantezisi olarak yaşamdadır. Kötülerin yalnız kaldığında bir iyiye sarılması boşuna değildir." Tahir M. Ceylan, Aylak Düşünceler
Bilirsiniz yangında ilk kurtarılacaklar listesi vardı bir zamanlar. Tehlike öncesi uyarı hedefi belirlenmiş, güvenlik duygusu pekiştirilmiş olurdu.  Bu tip listeler memleketin/yeryüzünün zor durumlarında da önceliklerimiz için kafa yormamız gerektiğini anımsatır.

Payanda; yani destek, dayanak iyiyi de kötüyü de zor zamanlarda ayakta tutar. Bir kötülük masası düşünün, sadece bir ayağı aksasa masa sahipleri huzursuz olur. Sağa sola koşuşturur paniğe kapılır. Yüz ifadeleri, bakışları tuhaflaşır. Şiddeti seçer.
Kötülerle ilişkili sanatçı tayfasını da bir masa ayağı gibi düşünürüm. Daha doğrusu bu tayfayı sallanan, tökezleyen bir mekanizmayı ayakta tutan payanda olarak kabul ederim. Ancak, bizim tayfanın işlevi öteki payandacılardan taksiciden, marangozdan farklıdır. Kaba değil, incedir. Kötülerin manevi ihtiyaçlarını karşılar. Şimdilerde buna şirket kafasıyla “duygu yönetimi” derler. Reklam dünyasında kalem oynatan, yüzünü markalara kiralayan tayfa duygu pazarlama işinin ustalarıdır.
Ortada yönetim, yönetilecek varsa ilişki, irtibat, iltisak da vardır. Kötülerin kanunu bunu “yardım ve yataklık” olarak etiketleyip iyilerin iyilere payandalık yapmasını, destek çıkmasını cezalandırmışdır.
Ancak, iyilerin defterinde kötülere yardım ve yataklık yapmanın ayıplanması nedense yoktur. Bu yüzden, farklı ulustan ve dinden liman işçilerinin İsrail’e gidecek gemilere yükleme yapmayı kabul etmeme eylemi göklere çıkarılmamış, örnek alınacak insancıl bir davranış olarak yaygınlaşmamıştır. 

 Peki iyilerin tarafında neler olur?

Yine de kötümser olmayalım. İsrail'e karşı yapılan kültürel boykot  çağrıları, üniversitelerde gerçekleşen (Boğaziçi Üniversitesi, İTÜ Mimarlık) sırt dönme eylemleri, "Migros'tan alma, emeğimi çalma" boykotları, Çağdaş Hukukçular Derneği'nin Türkiye Barolar Birliği'ne yaptığı -kralın savcısıyla ilgili- muhatap alma/yok say çağrısı az şey değil. 
Sanatçı tayfasını kötülerden uzak tutmak, irtibatlarını kesmek için yine de kavramlara ihtiyaç var. Bir akademisyen maden şirketlerinin ruhsat oyunlarında muhtarları ayartma eylemlerini (camiyi tamir edelim, okulu  boyayalım gibi) "sosyal rüşvet" olarak tanımlamıştı. Bizim tayfanın ayıplı ilişki ve eylemlerini şöyle tanımlasak: "manevi rüşvet", "boykot kırıcılar", "kiralık ruhlar", "duygu avcıları"... Ya da son büyük deprem sonrası şirketlerin sanatın iyileştirici gücü palavrasıyla  sanatçıları kullanmalarından yola çıkarak "iyilik taşeronları" desek.
Devletler arasındaki oyunlara dikkat edin: kriz zamanlarında silahlar konuşmadan önce, 
önceki bazı ilişkiler gözden geçirilir, payanda olarak değerlendirmeye alınır. Son Ukrayna savaşında ABD ve AB örneklerinde gördüğümüz gibi ilişkili/irtibatlı şirketler, iş adamları, diplomatlar, sanatçılar hedef listesine alınır. Bu arada Rus ve Filistin kültürü de payını alır, ayılıp bayıldıkları ifade özgürlüğü bile rafa kaldırılır. 
 
Peki iyilerin, bizim tayfanın tarafında neler olur? Bir avuç insan dışında bunaltıcı bir yılgınlık sürer gider. Sevdiğimiz yazar, oyuncu iyilerle kötüler arasında dolanır durur. Yalama olmuş musluğun kafamızda bıraktığı tedirginliği yaşarız. 
Yüzümüzü onlara dönüp arkamızı, 16 yaşında Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabını yazan Etienne de La Boétie''nin şu sözlerine dayasak ve "Artık hizmet etmemeye kararlı olun; göreceksiniz ki anında özgürleşeceksiniz," desek...
Ve yaklaşık 500 yıl önce yazılan bu kitabın bir kaç satırından esinlenerek çaresizce eklesek; elinize pankart alıp sokağa çıkmanızı istemiyoruz, bildiriye imza atmanızı da beklemiyoruz. Masaya tekme atmanızı hiç istemiyoruz. Destek olma, masa zaten devrilecek.  

                 

 İbrahim Akyürek    Mart 2026   67sergi@gmail.com